4/10/21

Geçmiş saplantılı gece buhranı

 Mantığım ve sağduyulu yanım telefonlarda hala azarlar gibi konuşan adama “arada özlüyorum” gibi laflar edebilmeme anlam veremiyor, akıl karı değil cidden...


Babam ölmemiş olsa bağlılıkla bağımlılık arasındaki çizgiyi daha net çizebilir miydim acaba?

Yanlış bir karar verdim dün, acale ettiğim için oldu, aklımdan atamıyorum, basit bir hataydı tamamen maddi sonuçları olan ve benden başkasıyla ilintili olmayan... olayın kendisi değil de bana verdiği o başarısızlık hissi, fena.


Pek de öyle başarı abidesi bir hayatım yok, mükemmeliyetçi desen değilim, kendine ve kararlarına güvensizlik dersen işte tam isabet...


Babam diyorum beni dünyada koşulsuzca en çok seven kişi, hatırlayabileceğim yaşa kadar, çok değil, anılarla avunacak kadar yani, az biraz daha sevmeye vakti olsaydı benim için hatalar ölümcül değil insancıl olur muydu?


Beni değersiz hissettiren kişilere karşı güçlü durmam saçmalık, onları umursamadığım noktada asıl güç... kalbimin karadeliği yok olsa el yordamı kör göze gittiğim yollarda tökezlemezdim, değil mi?


Yaşanan hiç bir an boşuna değil, bir şeylerin yanlış gittiğini düşündüren bu kalp sıkıntısı sadece basit bir cüzdan hatası değil farkındayım, keşke bilinçaltımın soğuk sularına biraz daha aşina olabilsem yahut uzak durabilsem.

4/09/21

Dut ağacı altında pembe çiçekler

 

Umudun önü bahar, çiçekler kadar güzel...

dutlar, maya hoşu ferahlığıyla umut kadar taze, umut kadar canlı...


Oğlum günlük tutmaya başladı, büyüyüp okuduğunda gülmekten göbeğini çatlatacak cümlelerle, yeni doğmuş tayların adımları gibi dağınık bir yazıyla ama alabildiğine samimi ve sevimli...


Babasını görmek için gün sayıyor, onun yaşadığı zorluklar ebeveynleri yüzünden, ona mahcup hissediyorum, onun için  yaşadığını düşünen ben “buraya gelmekle hata mı ettim” diyorum ama buraya gelme nedenim oydu aslında, o hayatımda olmasa tercih edeceğim şehir Adana değil İstanbul olurdu.


babasıyla mesafesi için üzgün olsam da onun gelmemesine mesafenin bahane olması hayrına da olabilir, ondan nefret etsin istemiyorum.


Arkasından kızgınlıkla konuşuyorum bazen, yine de nefret etmiyorum eski kocamdan, özlediğim oluyor ama affetmiyor kalbim, ayrılığın bana iyi geldiğini biliyorum ama ona iyi geldiğini görmek beni sinirlendiriyor, bir şekilde ‘ettiğini çekecek’ diye mi geçiyordu içimden emin değilim, daha çok bensiz iyi olması kalbimi kırıyor sanki...

 İkimiz de iyiysek aşk bir yanılgı mıydı? 9 yıl kağıttan bir gemide suya karışıp eridi gitti mi?


Zor dostum zor... 


Ne çivi üstüne çivi, ne de başka vücutlar ilgimi çekmiyor... hayal kırıklığından mı, kadınlığımdan soğumaktan mı, aşka inancını kaybetmenin etkisi mi, bağlanma sorunlarının çözülemez boyutlara gelmesi mi, güven sorunu mu ne denir buna bilmem.


Umut yine de pırıl pırıl, arabamın rengi evimin balkonu işyerimin bahçesi gibi cıvıl cıvıl umut, oğlumun gülüşü kadar ferah...

3/31/21

Yaşından büyük çocuklar aşkına...

 Dün oğlumu doktora götürdüm, giderken neredeyse kaza yapacaktım, tek başıma olsam serin kanlı kalmayı başarabilirdim büyük ihtimalle ama panikleyince cidden batırdım, onlarca kişiden küfür yediğime eminim, keşke özür dilememin bir yolu olsa... herhangi kaza olmadığı için Allah şükrediyorum.


Oldukça uzun bir aradan sonra ilk defa eski kocamla konuştum, genellikle kısa mesajlarla iletişim kuruyorduk, doğru olan da buymuş zaten, konuşunca daha da iyi anladım.


Dün onun arkadaşnın "yenge hanım" ifadesi sinir bozucu gelmişti, ne denilebilir emin değilim ama hala onunla ilintili olmak istemediğim kesin. Yara ondan kalsa da, ona karşı hisler -her neyse artık- sadece benim, platonik takılmak gibi belki, ama zerresine kadar hak sahibiyim, gerisi artık yalan...


Önce "müsait misin" diye sordum, farkındayım hayatına devam ettiğinin, kuvvetle muhtemel başka biriyle yeniden düzen kurduğunun, "bir dakika" dedi ve oda değiştirdi, emin oldum. İçimde bir şey acıdı ama ben de hem aklımda hem kalbimde biliyorum, onunla alakam yok artık... boşanmak, beni çıldırtmaya başlayan bağı koparıp atmak değil miydi zaten...


Oğlum için üzülüyorum, şehir değiştirmemek madden ve manen beni bitirecekti, anne sağlıklı olmazsa o da mutlu olamayacaktı, tebdili mekanda ferahlık vardı falan filan... yine de üzücü, ben kanımı canımı da adasam, hem ana hem baba olmak diye bir şey yok... yalnız anne için; sıkboğaz etmek veya ihmal etmek var... ağzı olanın konuşacak çok lafı var.


Düşündüm ki benim de gayretimle babasıyla sıkça görüşebilir, gel gör ki ne babası zannettiğim kadar düştü üstüne ne benim teşvikim aralarının açılmasını önleyebildi. Annem ayrı alem; bana ayrı ona ayrı kızıyor, oğlum ikimize de öfkeleniyor iyiden...


Doktor bir rol modele ihtiyacı olduğunu söyledi, babasında hayat yok, dayısını daha sık ziyaret edelim desem onun aile huzurunu bozacağım, sık ziyaret edeceğim bir adam evliya olsa da yanlış yorup ilgim var sanabilir, sınırımı koysam da kardeş veya arkadaş görsem de sıkıntılı...


Kırkımda hala başkaları için yaşıyorum, elliye nefesim yetişirse Allah'ın izniyle, bencil bir hayat süreceğim... kendime odaklandığım hatta dünyayı karış karış gezip havamı bulduğum, nefes aldığım bir ömür diliyorum.

3/17/21

sağanak

Yağmurun ardından ortalık süt liman... 


Dün çılgınlarcasına yoğun ve sorunlu geçen mesainin peşi sıra böylesine sakin ve işsiz bir iş günü gelmesi beyninin karıncalandırıyor.


Dünü beynimde ha bire başa sarıp duruyorum; ölümcül bir hata yapmış olabilir miyim, iyi idare edebildim mi, o sorun yumağı beni içine çeker mi, aklımda deli sorular...


Penceremin baktığı yönde bir restoran var, genç bir çift (mesafeye rağmen bariz belli), gülüşüyorlar konuşuyorlar, biraz daha ışıldarlarsa gözümü kör edecekler... merak ediyorum hiç böyle anlarım oldu mu?


Bir kaç an var hüsnü kuruntularıma tutunmamı sağlayan, bir kaç net zaman... cidden merak ediyorum, üstün performans mıydı gerçeklik payı oldu mu?


Arkadaşım sordu pişman mıyım? değilim dedim konuyu değiştirdim, açıkçası bu işi pişman olunmayacak noktaya el birliğiyle getirdiğimiz için kendi hesabıma pişmanım, hayatıma konuşulması sıkıntılı bir unsur daha eklediğim için pişmanım, çocuğuma ilgisiz bir baba seçtiğim için ve onun hatırına babasını tutamadığım için pişmanım.


Evliyken araba sürmediğim için, gezip tozmadığım, zorlandığımda kabuğuma kaçtığım için pişmanım, kendime dürüst olmadığım zamanlar için, duygularımı patlayana kadar bastırdığım için pişmanım, yanında çenemin düştüğü iyi arkadaşı dudakları mühürlü bir herif yapan ilişki tercihime pişmanım, kulağımı gerçeklere tıkadığım için, dilimi yuttuğum için, çözümsüzlüğe gözlerimi kapadığım için, yastıklarda kuruyan tonlarca gözyaşı için pişmanım desem!? değilim... Yaşadım.


Doğduğuma pişman hissettiren sorunların kıçını tekmelemek istiyorum, pişmanlık değil de yoğun bir öfke hissediyor olmam da mı "değişik"...


Olduğum zatı sevmiyorum, farkındayım katedecek çok yol var ve lakin hayatımı seviyorum, şükür her nefesime...

3/05/21

unut gitsin...

Bazen benim de etten kemikten olduğumu, kestiğinde kan akıtacağımı, üzülünce gözyaşı dökebileceğimi unutuyorum, kahkaha atarken nefes almayı unutan şapşal suratlar yapabildiğimi, çığlık çığlığa koşup heyecandan havalara sıçrayabildiğimi unutuyorum.


Eski gotik bir yapıda süs diye duran çelik zırhlar gibi... her an savaşa başlayacakmış izlenimi veren  ve fakat kılını kıpırdatamayan çelikten bir kabuk mu kaldı benden geriye gerçekten? umut var, son nefese kadar umut hep var...

2/20/21

bilirim bu tipleri (!)

Zihin okumak mümkün olsa en çok benden nefret edenlerin zihnini okumak isterdim, neden sevdiklerimin değil emin değilim...


Hayatımın her döneminde benden hoşlanmadığını bildiğim birileri vardı,  aralarında yakın olmak istediğim ve feci halde terslendiğim kişiler de oldu, ilk izlenimimde bu denli kötü olan ne merak ediyorum, bir şeyleri yanlış yapıyorum kesin...


Olumlu izlenimler ve çeyrek asrı geçmiş arkadaşlıklarıma rağmen odağımda nefret olmasının bahanesi yok... yanlışım her şeyi olduğu gibi kabullenmemektir belki...

kafalar karışık


 Düşünmeye ihtiyacım var... yıllardır kafamı temizlemem gerektiğine inandım fakat en büyük hatam buydu belki... bu yersiz bekleyiş, mızmız bir oyalanmaydı, erteleme.


Bulanmayan su durulmazmış varsın durulmasın, içmeye mi istiyorum suyu?


Özünde çamur olan insan üstündeki ölü toprağını atıp su gibi aziz olmak istiyor, ne saçmalık... 


Yıllardır uyuşturmaya çalıştığım zihnime ihtiyacım var, bunca yıllık kirle pasla işler mi artık merak ediyorum.


Düşünceler kuş sürüsü gibi oradan oraya uçuşup duruyor, yuvaları için değil bu yaygara...


Benliğimde zerresi kalmamış masumiyeti arzulamak sadece ütopya... 


Çamura bulanma vakti, şifa niyetine...

2/17/21

İşler kesat

Benin yeni yönü daha; kin ve korku...


Oldum olası keskin bir tarafı vardı kişiliğimin, saman alevi gibi yakıp yıksa da pek uzun soluklu olmayan öfke de cabası... Tek atımlık ot, kavgada tek yumruktan sonra fos...


Hayatımda nefret ettiğim insanların sayısı sınırlıdır, kin tuttuğum kimse yok, olmaz da sanıyordum.


Kocama karşı içten içe yaşadığım aşk-nefret patlamalarından bahsetmiyorum, onlar sindirememekle-söndürememek arasındaki arafta duygular, derin ve acı olsa da kinin sinsiliğini taşımadıklarını net olarak söyleyebilirim.


Kin garip bir şey, bendeki bir tür tepki... bana derin bir nefret beslediğini hissettiğim birinden başlayıp dalga dalga olumsuzluk duygularına tutunarak kapkara bir bulut gibi üstüme çöken, eski kocamı bile içine alan birbiriyle ilintili bir nefret sarmalı karşımdaki... 


hissettiğim şey bir tür tiksinti; nefret barındırıyor, yoğun bir kaçma isteği, çaresizlik, eser miktarda öfke, alabildiğine korku... 


yetersiz ve değersiz hissettikçe şiddetleniyor bu habis duygu... belli bir kişiye, kuruma yahut olguya karşı değil; negatif, boğucu, çemberimi daraltan hisse karşı garezim... 


İşi bırakmak istiyorum, bu balçığın beni en çok içine çektiği yer orası... ne maddiyatım ne sorumluluklarım ne de muhtemel dibi boylama durumları istifaya imkan vermiyor.


İş kolu değiştirmek, yeni sayfa açmak çok mesele değil gibi geliyor aslında, 40 yaşında birinin bunu söylemesi zor olsa da... ne zaman böyle bir mevzu açsam hayalperest olduğumu düşünüyor insanlar... başkalarını dinlemediğimde ciddi acılar çektim, acıya aç değilim ve kin bulutu beni korkutsa da işime sahip çıkmak niyetim.


Dar ağacında titrek bacaklarla ayağındaki tabureye tutunmak isteyen bir mahkum gibiyim... işim saçma derecede tehditkar, eski çürük bir tabure kadar tehlikeli...

2/10/21

Defter arasından düşen kuru yaprak

Uykusuzluk sorunum ayyuka çıktı.


Beklediğim biri yok, gecenin ortasında yerinde mi diye kontrol edeceğin bir hain yok, önceki kadar stres de yok, haliyle bir süre düzene giriyor gibiydi, en azından toplamda 6 saat uyuyordum gece ki yetiyordu gündüz düşlerine dalmamak için... 


Boşanma kararımdan beridir ilk kez sıfır uykuyla gün geçiriyorum, aklımda malum şahıs, bu ara o kadar sessiz ki korkuyorum, "çocukla ilgili sinsilik peşinde mi?" derken "sanki çok da umurundaydı" diye geçiriyorum içimden...


Çok değil 2 gün önce umursamadığımla övünüp kendimi takdir ettim, şimdi kendimi utandırmak istercesine bir an aklımdan çıkmıyor.


Çivi çiviyi söker diyorlar, hayatımda bir başkasını istemiyorum ama "sev" diyorum, platonik olarak sev, uzaktan sev, fan olarak sev, hobi olarak sev alengirli meselelere girmeden... elbette farkındayım ayağımı suya sokmadan okyanuslar aşmak istediğimin...

Lisede rüyama birkaç kez kez giren anime karakteri kılıklı tipi hatırlamaya çalışıyorum, ilk kez beni heyecanlandıran imkansız adamı, neden olmasın... kırmızıya çalan koyu kahverengi gözler, tek hatırlayabildiğim... cidden uyumak istiyorum, belki olur ya lisedeki gibi sırf onu görürüm umuduna uzun uzun uyurum yine, gece darmadağın olmadan, hep kaygıyla karanlıkta uykuyu savaş meydanına çevirmeden, bir bakmışım tatlı tatlı uyumuş kalmışım...


Adana'ya taşındığım gün tırnağımda kalan iz, ellerimdeki çizgiler, yorgun bakışlarım... yaşlanmak için erken, gençlik kaf dağının ardında kalmış, ne masalların tadı var ne oyunların...




2/08/21

mukavemet

 Oğlum neredeyse 10 gündür yoktu, sonunda döndü, hiç bu kadar uzun süre ayrı kalmamıştım, çok tuhaf hissettim, çok özlemiş olsam da geldiğinde hiç gitmemiş gibiydi, bu kadar çabuk büyüyor olması inanılmaz.


En yakının olan kişinin selamsız sabahsıza dönüşümü de tuhaf, almaya geldiğinde görmedim bırakırken  bir kaç kelimelik not düştü eşyalara dair -onun tercihi saygı duyuyorum- kanka olsak daha da tuhaf olurdu zaten, bazen telefonda o şapşal durum oluyor yine mesafeden emin olamadığın, uzak-yakın med cezir gibi konuşurken ses tonlarında bile temkinli bir değişim, en nihayetinde yabancılaşıyoruz, her geçen gün biraz daha... 


O geldiğinde görememeyi yadırgamıştım fakat dayım geçenlerde, "adam onca yoldan geliyor bir yemek bile vermiyor musunuz?" diyince de yadırgadım, eve davet edip soframı açacağım, yemekler hazırlayıp bekleyeceğim biri değil sonuçta... bugün resmi bir belgede onun soyismini kullanmışım, fark ettiğimde belge işleme konmuştu, sorun olmaz dendi ama bu bile o tuhaflıklardan, tam olarak ifade etmesi güç... neredeyse on yıldır onun adıyla anılıyorum, bir anda değişmek zor... 


Bir filmde mi gördüm bir yerlerde mi okudum emin değilim ama "aşkın karşıt hissi nefret değil umarsızlıktır" gibi bir ifade kullanılmıştı, gerçekten öyle...


Mesafe gerekiyordu, ondan ölesiye nefret ediyordum, küllerinden alevlenip duran bir ateş ciğerimi yakıp geçiyordu, şimdi zaman görevini güzelce yapıyor, onun hakkında buraya yazma isteğim azalıyor, nefretim neredeyse yok oldu, affettim mi tabi ki hayır, ihanetten öteydi hissettiğim, kendi kurduğum düşün göçüğünde kaldım... romantik hayallerin sonuydu, ne seyrettiğim en pembe diziler ne aşka dair herhangi materyal umut vermiyor artık... 


Aktif olarak araba kullanıyorum hemen hemen her gün, okumaya yeniden başladım, kitaplar eskisinden de çok içine çekiyor beni... Yavaşça değişiyorum, yaralarım kabuk bağladıkça daha net bir değişim yakalayabileceğimi düşünüyorum.


Olumsuzluklara fazla kafa yoruyorum, önceleri çözüme odaklanabiliyordum, yardım istemek iyi hoş da bağımlılık hissi veriyor, şimdilerde yeniden düşse de ayağa hızla kalkan güçlü ve dayanıklı savaşçıyı çağırıyorum, durmam gereken yeri bilebildiğim için miskin ve olgun versiyonun hakkını yiyemem, elbette eskiye dönüş olmayacak her zamanki gibi, bir mutasyon daha geçireceğim, evrileceğim kişiyle tanışmayı iple çekiyorum bu sefer...


Aklımda aynı soru var, "şimdi ben ne istiyorum gerçekten?" ilaveten her ihtimalde beliren bir başka soru "bu oğlum için iyi olacak mı?", artık net şekilde söyleyebiliyorum "ben önemliyim" ve tabi ki annelik benim için en önemli hadise, kendimi sevmek istiyorum, en azından anne olarak başım dik dursun istiyorum, yani ne istediğimi çok daha net biliyorum, tüm belirsiz isteklerin yanında bu kırmızı çizgi net...


Hayatı el yordamıyla yaşıyorum... benim harcım olmadı uçmak, ayaklarım yerden kesildi çok kere, kolayca da pes etmedim uçma istediğimde, yine de kendimi sormaktan alıkoyamadım, "gerçekten istediğim bu mu?"; değil... yolu seviyorum, yürümeyi, yokuş aşağı uçarcasına koşmayı seviyorum, dik yamaçlara tırmanmayı da seviyorum, yokuş yukarı uzadıkça uzayan yolları değil, uçuyormuş gibi hissettiğim kısacık zamanların ardından yere çakılmayı da değil...



1/26/21

Akışına bıraktım

Davranış analizi ve tahmini konusunda yeteneğim güçlü olmasına rağmen insan sarrafı olsam dükkanı batırırdım.

Okuduğum kitaplarda seyrettiğim filmlerde dinlediğim öykülerde ne zaman naif ince ruhlu birinin tasviriyle karşılaşsam yalan geliyor. Bildiğim üç beş insan var aslında öylesi tanımlara tam da oturan fakat kalıplaşmış yahut alışılagelmişin ötesinde biri var mıdır?

Kendi şahsına münhasır olmak illa kalıpları kırmayı gerektirmez ama ola ki kırdı diyelim incelikle naifliğinden bir şey kaybetmeden yapan var mıdır bunu? Kırıp geçse her şeyi kendine gelebilen?

Dedim ya insan tanımakta usta değilim; sıklıkla yanılıyorum, mütemadiyen hayretler içinde kalıyorum ki bazen kendime bile şaşıyorum, güvenimden güven kaybediyorum her yıl, güvenmeden de olmuyor ki umut olmadan yaşanmıyor. 

Zaten incelikte bulunmak için de insan gerekiyor, naif edalar için de... kendimi bulduğum kadar birilerinin ruhuna dokunmak istiyorum, ne az ne çok...


Tekil çocukların kare kutular tarafından büyütüldüğü zamanın birinde başlamış, deveyi pire yapan bir kara deliğe dönüşüp dellalın berber olduğu onlarca sezonluk dizilerde hiçe gitmiş çocukluğunu kafasıyla değil ama yüreğinin yettiğince özleyen, halka halka birbirine tutunamadığı gibi sivrilmiş düşünceleri esneklikten uzak her köşede birbirini kesip çatışarak bilinci kafesine tel tel örülmüş, her karesi gözümün önünden geçen bir hayata bakıyorum aynanın dümdüz açısında... Film şeridi gibi geçen yıllar bir son değil henüz, başlangıç... 

Daha kaç yaşama dokunacağım, sivri uçlarımı törpüleyen birileriyle tanışacak mıyım yahut her seferinde gözüne battığım birileri olacak mı? 

Genetiğiyle oynanmasa kafalar güzel...


1/22/21

benliğimin vücut bulmuş hali

Eski defterleri açmak sadece sinir bozuyor.


Olumsuzluklara takılmadan yepyeni bir hayat yaşamak istiyorum, bebek dimağı kadar sade, basit, açık ve masum... mazinin tozundan toprağından, kinin habis havasından uzak, hafiflemiş bir ruh... kim istemez!?


Kalbimdeki yara izlerini seviyorum, şişman olsam da işitme sorunu yaşasam da bana hizmet eden bu vücuda çok ama çok müteşşekkirim, bana rağmen ben oldu, inkar ettim içten içe kötümser tabloları, iyiye gidemeyen karamsarlığımı fakat kilo olarak ona yıktığım tüm sorunları taşıdı, yeterince ilgilenmesem de ışıltısını kaybetmemek için direndi... 


Benin ne olduğunu hatırlatan refleksler, yaşadıklarımın öyle sallayıp geçilmeyecek zorluklar olduğunu fark ettirdiği için yüzümdeki çizgilere, ince ince düşünüp içlendikçe buza kesen tepelerde akça pakça uzayıp giden saçlarıma minnettarım... 


elimden gelirse şayet kilo kilo yüklerini hafifletmek beynimi tembellikten kurtarıp kalbimi sıkıp duran kelepçelerden azat etmek istiyorum, duayla ve çabayla...


Sevgili kendim iyi dayandın, lütfen biraz daha dayan, güzel günler gelecek inşallah...

1/20/21

Şapşalak

Utanç verici...


Hayatımı böyle sürdürmek istemiyorum, düzeltme çalışmalarım başka utanç verici sahnelerle yüreğime yüreğime iniyor. Yerin dibine geçip yeniden çıkmak ve yüzsüzce bu hayatı böylece devam ettirmek çok sinir bozucu... bunca sakarlık, aymazlık, dalgınlık, pot kırma becerisi bana mı has? kafamı duvara gömmek istiyorum, kıpkırmızıyım şu an... kulağımı mı kişiliğimi mi ne buna sebep bilmem ama ilk değil son olacağa da benzemiyor.


Ben neden böyleyim ya Rabbim...



1/18/21

Yol gidenindir

 Bugün araba sürmeye başladığımdan beri korna yemediğim ilk gün, yolun üçte ikisi hiç arabanın olmadığı tenhalarda geçmiş olsa da yol uzun zamandır kullandığım aynı yol, park ederken de arkayı çöpe sıfır yanaştırmasam daha da şenlenecektim darısı dönüş yoluna inşallah... 


Az trafikli bol güvenli selektörsüz günler diliyorum kendime...

1/14/21

böyle değildim sonradan oldum

 Memnuniyetsizliğimle de boşanabilir miyim? 


Şükür kötü durumda sayılmam ama bi tatsızlık bi buldum bunuyorumculuktur gidiyor hayırlısı... 


Tabi ki maddi durumum pek iç açıcı değil, insanlarla ilişkilerimde ciddi sıkıntılarım var ama bu değil, yani onlar öyle aşılmayacak şeyler değil... ve lakin ufak tefeke takılmak, anneme atarlanmak, oğlumun saf masum aşkına mum dikmek gibi hiç de kendime yakıştıramadığım tuhaflıklar, bi haller bi haller... 


Normale döneyim desem de dilime yakışmayacak, zira bu zatta hiç olmadı normal... ayarında kalabilmek dileğiyle ne diyeyim...

1/07/21

ökseotu

 Üzüldüğümde kırıldığımda sinirlendiğimde tutmamaya başladım, benim için zor, tanıdıklar için de zor olsa gerek katır tepmişe dönüyor çoğu ve daha tepkili geri dönüşlerle karşılaşıyorum, kim bilir pek çok kişi de benim için geri çekmiş bi şeyler söylemekten kendini belki... Annem dengemin bozulduğuna yoruyor, oysa ben denge kurmaya çalışıyorum kendimce...


Bunca negatif yükle uzun yol yürümek imkansız, aldırmıyorum laf işitsem de, küsene darılana da laf etmemeye çalışıyorum çok tutmadan kendimi tabi... İçerim delik değik nefesimi tutsam kaçıyor bir yerlerden zaten...



1/01/21

Zamanlı zamansız...

 Uzun bir süredir kafamda geçmişe dönseydim senaryosu yazıyorum, kusurlu olduğum üç beş nokta dışında pek hevesli olmadığımı fark ettim... tüm yaşadıklarımı sineye çekebilir miyim gerçekten, bir yıl boyunca bunun için debelendim olmadı ya zaten, dönsem fevri olmak bile anlamsız duracak üzerimde, cidden katlanabilir miyim, umursamayabilir miyim? 


Kendimi suçladığım şeylere bakıyorum da aslında o günlerde de hiç çaba  harcamadım değil... Sütten çıkmış ak kaşık olduğumdan da değil ama karnı burnunda düşük tehlikesi olan, üstüne bir de hamilelik sırasında yapayalnız her şeyle tek başıma ilgilenmeye çalışıp depresyonla boğuşurken, yatalak hastayla ilgienebilecek fiziksel ya da mental gücüm olacak mı o günlere dönsem? yok, muhtemelen aynı gönül yorgunluğu ve çok daha beter bir öfke olacak her şey başa sarmışken, telafisi olacak mı hiçbir şeyin... 


Bir anda olmadı ya da sebepsiz değildi olan biten...


Gözden geçireceğim zaman varsa çözmeye yakın olduğum soruya bakarım sınavda, en karmaşık olana değil, neden bir çıkmaza bir ömür daha vereyim... şayet sınavlarda soruyu doğru yapmak kadar zaman da önemliyse, ömür vermeyi ne ara hak etti ki bu adam; anneme kulağının duymaz yerinde alenen söverken mi, beni yakından uzağa kim varsa soyutlarken mi, öz güvenimi yerle bir ederken, yüzümü gözümü dağıtırken, mütemadiyen bir başıma ağlatırken mi, beni kölesi eli efendisi görürken mi? yok yok, ne aklım ne gönlüm razı bu senaryoya...

12/30/20

Nankör

 Dışarda pırıl pırıl bir gün vardı, nasıl özlemişim ılık kış günlerini... gün güzeldi yaşamak da alabildiğine güzel...


Nankörlük yapmayıp geçmiş senaryolar üzerine kurgular tasarlamak yerine ana şükretme zamanı... 


Bugün bir çiçek gördüm, ölü yapraklarından kocaman gövdeler büyütmüş... arsız çiçekler bazen güllerden bile güzel...

12/29/20

Geleceğe dönüş

 Geçmişe dönme şansım olsa hamile olduğum zamanlara dönmek isterdim, neden hiç evlenmemiş olduğum zamana değil? Çünkü oğlum hayatımdaki en güzel şey, aşk da güzeldi.


Üstelik suçlu hissettiğim tek mesele orada, evliliğimizin bendeki ilk çatlağı da orada... 


Ona zamanında benimle evlenmek isteyen bazı kişileri ebeveynlerinden bir veya ikisini kaybetmiş oldukları için hiç şans tanımadan reddettiğimi söylesem beni takıntılı bir delibozuk olarak görürdü eminim... Babasını hastanede yattığı 7 ay boyunca 'gittiğimde öleceği' korkusuyla ziyaret etmediğimi söylesem görüşü netleşirdi. Aylarca bilinci kapalı bu adamı ziyaret edersem "baba" diyebilir miyim diye düşünüp aylarca uyuyamadığımı söylesem inanmazdı, ailesinin onunla geçireceği kısıtlı zamanı çaldığımı düşüneceklerinden çekindiğimi (çünkü ablası yakınmıştı halalarının el gördülük gelip ziyaret saatlerini boşa harcadıklarından), aylarca babasına dua edip aklımdan hiç çıkaramadığımı söylesem saçmaladığımı düşünecekti. 


Neden yine de beni anladığını düşündüm? Gitsem mi dediğimde "gerek yok" demesini hislerimi aktarabildiğime yordum, hatta 'babasını umursamıyor mu' diye sıkça içimden geçirdim. Ben onu anlamıyorken o beni nasıl anlasın... 


Babasının ölümünü aç gözlülüğümün cezası olduğuna yorduğumu, doğal yollarla ölen bu adamı feci bir kazaya kurban etmişim gibi hissettiğimi ne bilsin... Tek görebildiği karısının babasını 7 aylık hastane döneminde yalnızca bir kere ziyaret ettiğiydi, haklıydı.


Keşke bir saatliğine de olsa onları gözlerinin önünde eriyen aile ferdini görmekten gönül rahatlığında kurtarabilseydim, keşke salaklık etmeyip korkumla yüzleşseydim, kimse için olmasa bile kendim için "baba" kelimesi kullanabileceğim son kişiye temizce veda edebilseydim keşke... Sakin kafayla daha da kederleniyorum, "ne yapmışım ben" diye yakınmak boşuna... 


Bana ilk kez boşanalım dediğinde bebeğim birkaç aylıktı, ilk o zaman ayrılırsak diye alternatifler üretmeye başladım sonra öyle bir gün geldi ki evliliği devam ettirmek herhangi alternatiften biriydi hem de pek muhtemel görünmeyenlerden... o zamanlara dönsem evliliğimi böyle ihtimallere bölmezdim diye düşünüyorum ama bir yandan da "Daha sağlam dursam 9. yılda değil de 3. yılda daha sert bir çatışma mı yaşardık acaba?" demekten kendimi alamıyorum. Olacakla öleceğe çare yok derler, belki herkes haklıdır, belki bu evlilik başından ölü doğdu, kimbilir...


Olmamışlarla ölmemişlere odaklanma vakti şimdi... Oğlum ve annemle mümkün olduğunca dolu dolu yaşamak istiyorum, sorun şu ki yaşamak konusunda pek de iyi değilim, araba sürmek benim hayata dönmek adına yaptığım en zor işlerden biri, dilerim elime yüzüme bulaştırmam...

12/28/20

Arkaya acemi şoför yazsam mı?

 

Arabayla ilk kez trafiğe çıktım, katetmem gereken çoooook uzun yolum var hala... dilerim kaza bela olmaz.


Yıllardır süreceğim diyip geride durdum şimdi mümkün olduğunca ilerliyorum, sanki bu engeli aşarsam eşime dair önemli bir viraj alacağım gibi geliyor. 


Kendime yetmek istiyorum, kendime yıllar sonra bile isteyince olacak bir hediye olsun istiyorum.


Tanıdık birinden yardım alıyorum şimdilerde sürüşlerim için, tez zamanda daha iyi olur her şey inşallah...