11/25/2012

kelimerin ardına sığınma vakti...

rüyamda ölümler görüyorum, kokusu kağıda sinmiş ölülerin kayıtlarını tutan avuçlarımdaki sularla uyanmaya çalışıyorum uykularımdan, beynimin uyuşmadığı anlarda iğnelendiği zamanlardayım, ne beni yoracak bir beden ne sorumluluklar ne de kafamı meşgul edecek kadar mühim sorunlar var, yine de denklemler arasında debeleniyorum,olası hatalardan korkup geçmiş hatalarımın gölgelerini titreyen ışıklarla devleştiriyorum, bakış açısı önemli, evet.

uzun bir yoldayım, her ev bir diğerine benziyor, yol gibi geçiyorum onlardan, sivri köşeleri olan sınırlarda ibaret yapılar, ne anlamı var ki, aralarında bile değilim, uzun ve uzak yollar, ev olamayacak kadar kavisli, gittikçe gidiyor, daha ne olsun...bir gün yer tutarsam otobüsün tekerleri kadar yuvarlak meselelerin altında asfalta yapışmış renkli bir "şey" olmaktan korkuyorum! yolda kalmak korkutmuyor tonlarca yükün ezip geçmesi bile...asıl korkum çok bilinmeyenli denklemlere konu olmak, bir gün ne olduğumu unutmak, hatta yapıştığım yolu, belki yol kenarındaki tüm o evleri...

bir zamanlar aç sokak köpeklerine, düşmeye kalkmaya, olmadık tersliklere aldırmadan mücadele edebilecek olan ben, dünyayı değiştirebileceğine sozsuz inancı olan hani, haksızlığa pabuç bırakmayan o minicik kız çocuğu büyüyünce neden böyle biri oldu? cesaret tükenir biter mi?

midem kalbimin altında ya, orda kırılıp dökülen ne varsa mideme dökülüyor olmalı, bunca acı, kan ve kendini tüketme pahasına kaynayıp duran midem kalbimi yakar mıydı yoksa?kalbimin bir parçası, midemin altında-rahmimde- atmaya başlasa acıyı hatta korkuyu defedip yalnızca onun tiktaklarını dinleyebilirim, birlikteliğim bir ömür bulur, ben sarılacak bir yürek bulurum, diye umuyorum, umutlar doğuruyorum yani, hayırlısı...tabi şimdi bunları aşkın sıcacık kollarında düşlemek vardı, korkular ya da endişeler çerçevesinde değil, nasip.


1 yorum:

mor dedi ki...

geciyordum ugrayayim dedim; yok mu ordan neseli bi seyler ya söyle hareketli?