kal yanımda böyle, benim derdim seninle


Önceki hafta pebinle birlikteydik evde, babası ilk kez geceyi başka bir evde geçirmesine izin verdi, nerdeyse 20 yılı bulan arkadaşlığımız hatrına... Otuza pek bir şey kalmadı ama daha da ailelerin rızasını gözetiyoruz, zaafiyet gibi görünse de iş baskıya varmadığı sürece birinin seni koruyup gözettiğini bilmek güzel, önemsenmek yani...

Yarın o muhtemelen izinli, ben bu gece kuvvetle muhtemel onlardayım, cancağızım fabrikada çalışıyor ve eve geldiğinde ilk yaptığı hareket çakmağını çıkarıp sigarasını yakmak ve çantayı münasip bir kenara fırlatmak, bayılıyorum onun bu hallerine, o zayıflıkla fabrikada onca işin altından kalktığını düşünmek dehşet verici...

Tanıdığım en zeki insanlardan biri olmasına karşın üniversite sınavına girmedi, eskisi kadar olmasa da hala okuyor, bazen onun yanında güdük hissediyorum, uyduruktan bir bölüm bitirmiş zottirik işlerle meşgul olmuşum ve salt gerçek karşımda... Bu durum hep böyle değildi. Ben abartmayı seviyorum yine yaptım işte, ben onu denk bulmasam o beni çok sığ görse bunca zamanlık dostluk yürümezdi, böylesi rahat ve bağlı olmazdık en azından. Annem gittiğinden beri üstümdeki tedirginliğin farkında, sık sık arıyor, birinin yakınlığını hissetmekten çok daha fazlası bu; yakın gördüğün insanın varlığını yanında hissetmek, güzel şey vesselam.

Önceki haftadan beri evi pek havalandırmadığımdan olacak dün bile eve girdiğimde sigara kokuyordu, gülümsedim, bu mereti sırf sevdiklerim seviyor diye seviyorum ve fakat kokusu var ya sigara içenlerin bile hoşuna gitmezken bana hoş geliyor hani anlamıyorum. Genelde çok da anlamlı gidişat tutturduğum söylenemez ya, çantamda aylardır bir paket sigara ve bir çakmak taşımaktayım, hadi çakmak eski alışkanlığımdır, ocakta ateş yakmayı severim, yaylada huy oldu çakmak taşımak, peki ya sigara? tekini bile içmedim, içmem de, çoktan parçalayıp atmalıydım. Bir ara zorla pebine içirtmiştim taşıdığım paketi, sırf tütününün kokusunu duymak için, evdeki kokuya benzemiyor, kekremsiydi o biraz, dostumun sarma sigaraları ince ve narin, kokusu acı.

Ertesi gün içeceği sigaraları akşamdan sarıyor bizimki, "sen ben içinde/cümle alem dışında" diye inletiyoruz ortalığı, onunlayken dumandan başkası yasak ama en çok da bu şarkı dilimizde, yanımızda demlik demlik çay, vakit akşamı da bulsa bir sabahı da o yorgunlukta bile vakit nasıl geçiyor, hayret. Hâlâ üç beş hayalimiz var, yıllar daha neler getirecek bize, bilinmez.
Müzik varsa eline kitabını alıyor, film izliyorsak örgüsünü ama herhâlukarda laf yetiştiriyor bana, gülüşüyoruz, konuşuyoruz velakin birini bunca süre tanıyınca zamanın etkisine girmemek imkansız, ne çok değişiyor insan; ilk tanıştığımız zamanlar ne kadar da çok konuşuyordu, benim dinlemekten kulaklarım çınlamaya başlardı, o çenesini oğuşturur dururdu ama illa ki konuşanlar listesinden adımızı düşürtmeyecek kadar laf üretirdik, derslerde kitap okur notlarını değişirdik sıkılınca, ayrı yerlere oturtmuşsa hocalar en zevklisi o oluyordu, gevezeliğimize bir sıra dolusu kızı katıyorduk o notlar en az on elden geçiyordu, bazen uçaklı silgili atış denemeleri yapıyorduk, sonra sınıfları ayırdılar ne zaman teneffüste yanına gitsem uyuyor olurdu, lise sonrası tam bir sessizlik dönemiydi, kısa süreli kopukluk yaşadık, ardından üniversite ve mektuplar, sona doğru geceleri uzun uzadıya sohbetler, dertler, kederler, alabildiğine gamsız neşeli vakitler... Ben bu insana hayran olmakta haksız mıyım şimdi, bunca yıl ve şimdiye dek ondan daha başka türlü olabilen kimse yok. Allah insandan bir şeyleri almışsa yerine güzelim başkalıklar veriyor, şükr olsun.

ay düşünce denize kalbim çarpar, telaşlı

Hayat herzaman ağlana sızlana gitmiyor, duyanları dönüp dönüp baktıracak kahkahalar da attığımız vaki bu aralar, beş kızkardeşle (aşk ve gururdaki kardeşlerin doğu sentezi gibi herbiri) sinemaya gittim, evde bile höfleye püfflaye seyredeceğim yeni ayı içine düşecekmiş gibi, kız kardeş kavgalı, şenlikli vede dağ gibi patlamış mısır yığını eşliğinde seyrettim, mest oldum.

Bodur olmanın en iyi yanlarından biri - belki de tekidir -  "öğrenci misin?" diye sormadan öğrenci indirimlerinden faydalanabilmek, altımız da liseyi bitirdik ama tıfılın teki bizim kızlardan birine "hangi liseden?" diye sordu kaş gözle soruya bizi de dahil ederek, filme girmeden havaya girdik haliyle, filmde koptuk, hele ki ormanda vampirler elele yeşilçam aşıkları gibi koşarken bizim oturduğumuz koltukların sırası tümden sallanıyordu, sanırım ön sıradaki beyabi bizi o an öldürmek istedi ama arkaya kötü bir bakış atıp kelini kaşımakla yetindi.

Yarım düzine çenebaz hatunun curcunası oldukça kafa ağrıtıcı doğrusu, ne diyebilirim, yine de güzelmiş kızkardeşlerle eğlenmek, çok çok güzelmiş hem de, pek abla havası da yok bende ama olsa yakışırmış yahu...

Nefesinden nefes aldım yaşadım iki hece

Yalnızken en büyük problem nefes problemi, yok seninkinden başka nefes; tıkırtılar var, gürültüler var, "bir kedim bile yok" lafının esasında bu var benim için, ev var ruh yok, sanki nefes yoksa ruh yok, her şey canlılıktan yoksun...

Mutlak bir sessizlik anı olur ya bu kadar gerçek bir sessizlik insanın gerçeklik algısını zedeliyor, sanki odanın dışındaki her şey pul pul dökülmüş nefes aldığın yer dışındaki dünya silikleşmiş gibi, insanın kendi nefesine odaklanışı nefes kesici daha doğrusu gayet boğucu, nefes aldırmayacak kadar... Tabi şu halde en sevdiğim türkünün 'nefesim nefesine' olması şaşılacak hal değil.

Sessizlik boğmaya başladığı anda eline telefonu alıp bir ses bir nefes duymayı isterken ahizeye nefes verip duran telefon sapıklarını anlayabiliyorum velakin yadırgamama engel olmayacak kadarlık anlama bu... Geçen hafta arayıp "yalnız mısın?" diye üsteleyen ve abuk fikrini bir tarafına sokmak istediğim adam - veya korkutmaya kastedip amacına ulaşan ses değiştirmiş bir kadın - her kimse biliyordu muhtemelen yalnız olduğumu ve yalnızlıktan ötesine sebep oldu bende, oysa beni sever yalnızlık bende onu severim, şimdiye kadarki en büyük yalnızlığım annem uyurken tavana bir saatlik odaklanışın ardından çatlakta kaybolduğum hissiyle gerildiğim bir zamandı, sevmedim o türlüsünü...

Yalnızlığı kendi haline bırakıp telefon listesine bakmak apayrı bir dünyaya girmek gibi, bazen kimseyi aramayıp öylece listeyi gezindiğim oluyor, mesaj yazmaktan hoşlanmıyorum, telefonu açınca kapatmak bilmiyorum çoğu zaman, aynı ortamda bulunduğum pek çok kişi sessizliğimden şikayetçiyken nasıl yapıyorum bunu pek bir mantığı yok açıkçası.

Telefon listemin başında abim var, başkalarıyla car car konuşup durduğum halde her gün arayıp hal hatır soran abimle de on dakikadan fazla konuşmak istemiyorum. Ben üniversitedeyken yani evden çok çok uzakta, o henüz evlenmemişken, araya tüm o kırgınlıklar girmemişken ve dahi bedava telefon hatlarına henüz abone değilken bütün harçlığım kontöre giderdi, Allah'ın her günü abimle en az yarım saat konuşmasam tedirgin olurdum, sanki kaza olmuş her şey kötüye gidiyormuş gibi paranoyakça bir hal, sık sık sitem ediyor o zamanlardaki kadar kardeşlik bağımızda kuvvet kalmayışına, üzülüyorum.

"Aradığınız kişiye ulaşılamıyor" "bu telefon geçici olarak servis dışı" "yanlış bir numara çevirdiniz" "bu numara artık kullanılmamaktadır" laflarını her aradığımda duysam da silmiyorum kimsenin numarasını, şimdiye dek hiç aramadığım bir numara da kayıtlı listede, asla aramayacağım kişiler de kayıtlı, soy ismini bile bilmediğim tek kere görüşülmüş adamlar, bayramdan bayrama hatırlanan uzak akrabalar, kim olduğunu hatırlayamadığım isimler var, üstelik iki kere telefonumu çaldırdığım için dört yıl öncesinden iletişimi kaybettiğim eski arkadaşların numarası yok yine de bir sürü numara var, upuzun konuşuyorum dediğim insanlar bir elin parmaklarını geçmiyor. Arasam uzun uzadıya konuşacağımı çok iyi bildiğim fakat aramaya çekindiklerim de var, bloglardan tanıyıp da telefonunu aldığım az sayıda kişi mesela, sabaha kadar konuşabilirim onlarla ama aramam, nedeni o acemi yabancılık halleri, bunu atmaya imkanım olmuyor, sanırım benim biraz yabanıl oluşumdan bu, benden olmayan bir gariplik de oluyor, "ulaşılamıyor" oluşuna en üzüldüğüm onlar.

Telefon ettiğim kişiyle hiç sıra gözetmem, aradı-aramadı'sını da pek takmam ama yerli yersiz aramak var ya onu pek güzel yapıyorum, çıldırasıya yalnız hissettiğim bir an benim için tek öncelik sohbetten zevk almak o kadar. İlk tercihim pebinim onunla susmak bile her daim güzel, sonrası değişip duruyor, "yeminlen aramam ben bunu bir daha" dediklerime bile sarıyorum, çaresizlik kötü şey be...

demi devran


İlk kez kurbanım oldu bu bayram. Güzel hayvandı doğrusu... İlkin kurban sırf gereklilikti ama adam kurbanımı kesmek için vekalet isterken "adadığın" dedi ya işte orda bir yerde bir şeyler uyandı içimde o kadar hoşuma gitti ki anlatabileceğimden emin değilim.

Doğduğum coğrafyanın bir türü bu, yaylalarda yetişti, halamın ellerinde büyüdü, tam bir dağ keçisi, en az benim kadar inatçı, arefe günü üç kere ipini kırdı hep kaçmaya en yakın olduğu o son anda bıraktı direnmeyi...  "Mal sahibine çekermiş" lafını sık kullanırım, derinliğine inmesem de inanıyorum bu söze; bu kurbanda biraz o vardı işte, özümden bir şeyler buldum, özümden bir parçayı, bir canı "malım mülküm sana feda" diyerek adıyordum, can gidiyordu gözümün önünde, ayaklarını kavradığım ellerimin arasından, anlatılması öyle güç ki... Sanki benim canımdan can gidiyordu da gidenin yerine ikramlar geliyordu, hani yediğin içtiğin ayrı gitmeyen samimi bir ortamda birlikte pişirip kotarırsın da tıka basa doyarsın, ikramın da muhabbetin de lezzetine varırsın ya biraz öyle gibi ama farklı...

Velhasılı kelam, ben annemsiz bayramın tadına varamam sanıyordum ama hiçbir bayramda böylesine bir kurban coşkusunu yaşayabileceğimi düşünmüyorum şimdi...

neşeli olmak istiyorum.

neşeli... daha neşeli... çok çok neşeli...daha daha neşeli... daha da neşeli... daha çok daha çok çok çok neşeli... bir neşeli ki bildiğin gibi değil... deli manyak neşeli... deliye her gün bayramın günlükte neşelisi... bayram neşesi... bayramlık neşeli... neşesi bayram yeri... yerli yerince neşeli... neşeli yerlerde hepten neşeli... hep neşeli.... hep neşeli hüp neşeli beşiteki kafayı çıkarmış o da neşeli... nepneşeli... benim şen neşem... kepek sorunu olan neşenin iş işten geçmeden önceki neşelisi... bilmezlik neşesi... neşenin bitmek bilmezi.... bitmez tükenmez neşeli... bitimsiz neşeli... neşesine kurban olduğumun neşesi... kurban bayramı neşesi...vs.

öyle işte.