3/22/2019

ofiste kedi var

Bu günün kurtarıcısı bu güzellik oldu. Oğlum da kedi istiyor ama onun astımı benim allerjim nedeniyle imkansız... balıkta karar kıldık en son.

Gözler, pozlar, zerafet olağanüstüydü, benden edepli... onca insan geldi, sevdi, mıncırdı, ama o hiç istifini bile bozmadı.

Kedisine aşık insanları hiç yadırgamıyorum.


3/20/2019

içim kabarmış

delirmek üzereyim, beynimde dönüp duruyor evliliğimle ilgili mevzular... düşünmeyeyim diyorum, beynimi meşgul etmek için kitap alıyorum elime, odaklanamıyorum... kafam boşalsın diye bi şeyler izleyeyim diyorum, onun suçlayan tondaki sesi çınlıyor kulağımda, artık pek yardımı olmuyor. İnsan kemiklerinin içinde hisseder mi kıskançlığı, beynim dursa vücudum tuhaf tepkiler veriyor, hormonlarım da hislerim kadar karışık sanırım...

Bir tek burası var... anneme anlatamadım, arkadaşlarıma bile anlatamadım, kime ne söyleyebilirim ki? kim böyle bir evliliğe devam ettiğimi bile bile yanımda rahat kalabilir, şu anda bile birileriyle normal sohbetler sürdürmek zor... umutsuzluk böyle bir şey, mutsuzluktan çok daha beter... sadece mutsuzken bile havadan sudan konuşmak için kötü bir atmosfer oluyor... birilerine derdimi dökmek istiyorum ama kalan son dostları da böyle şeylerle sıkıp uzaklaştırmak istemiyorum, kocamla yüzleşmek neredeyse imkansız, bana her şeyi bilsem bile dürüstçe kalbini açacak biri değil o... ne sanıyorsa beni...

oturup konuşmak neden bu kadar imkansızsa anlam veremiyorum... onun düşmanı olmadığımı defalarca söyledim... kinle öfkeyle hareket edecek olsam şu vakte kadar mahvederdim onu her anlamda hem de... can, mal, evlat, itibar, bunları kaybetmek zor değil, elinde tutmak zor. Bana dürüstçe yüreğindekileri anlatsa şu süreci kazasız belasız atlatabiliriz, bundan eminim... kalbimi kırsa bile samimiyetine değer veririm, beni hiç mi tanımıyor?

Vazgeçmeyeceğini düşünmüştüm bizden, her şeye rağmen... niyeti sadece zaman kazanmak galiba... evlilik adına en ufak sorumluluk hissi yok, hamileliğimin 9.ayında çocuk istemediğini söyleyen adamdan ebeveyn sorumluluğu mu beklenir, laf-ü güzaf...

birlikte bir hayat kurmak için yola çıktık ama yolda beni yaya bırakıyor şimdi... hayatı evlilik uğruna yaptığı fedakarlıklarla mahvolacak olan benim... abimle, dostlarımla hatta onun ailesiyle ta kendisinin kaprisleriyle boğuşurken uzaklaştım... kimliğimi bile yitirdim nikah masasında... yerimden yurdumdan, işimden gücümden oldum... kararlar verdim ama beni bu durumlara sürükleyen, talep eden hatta sıklıkla emirler veren oydu, neden yalnızca acısını ben çekmeliyim?... birazcık rahatının bozulmasına bile tahammülü yok... nereye kadar bu evi tek başıma sırtlanmak zorundayım?...

evi düzende tutması gereken sadece ben... karşı tarafın isteklerini kafa yorması gereken sadece ben... çocuğa ebeveyn olması gereken sadece ben... ailelerle ilgili problem olduğunda alttan alması gereken arayı yapması beklenen sadece ben... faturaları ödemesi gereken ben... okulla ilgilenmesi gereken ben... evin reisisin diye evin kölesi değilim ki... tuhaf tipli tamircilerle muhatap olmaktan, onu bunu idare edip durmaktan, her şeyde sorumluluk hissetmekten vazgeçmeli miyim?

hiçbir şey yapmadan oturduğumda bile ev için suçluluk hisseder hale geldim, çalışıyorum ulan, eşekler bile çalıştıktan sonra yemlenip dinleniyor... uykusuzluk da bir hastalık türü, uyuyamadığım için bile suçlanırken dinlenmek nasıl suç olmasın?...

ben hastalıktan debelenirken çocuğun yanında kal azıcık uyuyayım dediğimde yanımda kalmayıp arkadaşıma gidiyorum bahanesine dışarıda sürten ve bana tutarsız hikayeler anlatan adam hastalıktan dem vuruyor, hey dostum cidden buna yüzün var mı!?...

kalan gücümle gayret etmeyi bırakmalı mıyım?... kim biliyor ki bunların değerini...

değersiz hissetmekten bıktım.

3/19/2019

bitmek bilmeyen kışın dağ dolusu karları

İçim içimi yiyor, eşeledikçe daha da pislik çıkıyor altından... beni kim bilir kaç kez aldattı, bitti mi peki, yeniden aldatılacak mıyım? şimdiden 4 farklı kadının izlerini buldum, oteller, sinema biletleri, çiçekler... beni ne balayına ne de tatile götüren adamın başkalarına böyle kesesini açması can sıkıcı, maddi darlık çektiğini düşündüğüm bir zaman diliminde hem de... sinemaya gitmek istediğimde reddetmenin de ötesinde gururumu kırmıştı, sinirden ağladığımı hatırlıyorum. Yük olmamaya azami dikkat eden ben, yük gibi hissediyorum yanında, başkalarının prensesler gibi muamele gördüğü aşikar...

Dün bana "git" dedi, aşığıyla konuşmak için karısını odadan def etti. bitmemiş meselesi varmış müsaade edecekmişim... sabah oğlumla hastaneye 5 dk mesafedeki işine gelip bizi oraya kadar götürmemesi değersiz hissettirmişti ama böyle çiğneyip atması cidden koyuyor, kinleniyorum.

Ben seni sevmeye devam etmeli miyim? devam edebilir miyim? tabi ki bunu yapabilirim ama bunun için biraz daha öldürmeliyim kendimi, kendimden daha çok daha da çok vermeliyim, değmeyecek bir aşk için... korkuyorum... Allah'a havale ediyorum.

Evliliğimi bitirmeyi hiç ama hiç istemiyorum fakat yüreğim kursağımda bir yumru şimdi... kalbimi bu kadar yormasa... bana güvenebilmek için birazcık sebep verse... yuvamız için azıcık gayret...

Kore dizisi izlediğimden dem vuruyor ha bire... evi derleyip toparlamak yerine oturup dizi izliyormuşum... yapmadım diyemem ama beni alabildiğine yalnız ve sevgisiz bırakırken, yine de seni bekliyorken beynimdeki tüm sesleri susturmak adına bu kadarını da yapmasam veya seninle gece gündüz tartışıp beklentilerimle seni sıktıkça sıksam, buralara kadar gelmezdi bu meseleler muhtemelen, boynuz yemezdim, inceldiği yerden kopardı, istediğin buydu belki... umduğun?

Beklemekle gelmeyen sabahlar...hele o susuşlar... gecenin bir yarısına değin adamın yollarını gözlüyorsun, iki kelam etsen oflayıp pofluyor, tartışıp duran birilerinin sesi var ekranda, ne hissettim sence?...

dizilerdeki sahte romantizmlerle avunuşum bile aldatmaktan daha kötüdür belki... gözümün kocamdan başkasına kör kalışı kusurdur... kıskandırmalı mıyım seni, kadının olduğumu anlaman için?... sana mı benzemeliyim... mutluluğumu da mutsuzluğumu da yuvamın dört duvarında yaşamak yerine ortaya mı atmalıyım her şeyimi... yapamam, harcım değil, hala ayakta tutabildiğim tek şey sadakatim, onu da iki paralık edersem, nem kalacak geriye...

senin korktuğun ne? kaybetsen de evinin mobilyalarını yeniler gibi çocuğu, kadını yenileyebilirsin bu belli artık... daha kaç vücut gerek kopup gitmen için... benim kalbim kırık ama ya seninkisi? her yeni kadında dönüp beni buluyorsun, hiç mi rahatsız etmiyor seni... sevgili ben, sevgilin olamayan ben, bunu düşünmek benim kalbimi kırıyor açıkçası, seni düşünmek yani... senin elini tutmak kendimin saçlarını okşamak istiyorum.

Aynı zamanda enseme bir tane şaklatmak istiyorum, senin duygularını önemsediğim için... senin benden hoşlanmanı içimde abartmasam, buna değer vermesem seninle bir gelecek kurmazdım. yıllar geçse de bana karşı hala bir şeyler hissettiğini düşünmek değersiz gördüğüm benliğim için çok önemliydi, seni bu kadar sevmeyi hiç beklemiyordum ama senin beni sevmeni bekledim aldattığını öğrendiğim ana dek...

Bana ne yaparsan ne söylersen söyle senin yüreğine senden bile fazla güvendim, senin hislerinin sonsuzluğuna inanmak istedim belli ki... kalbinin bu kadarcık yılda değişeceğine ihtimal vermedim. kalp kalbe karşıydı hani?!... kalbimin hala senin için atması haksızlık...

3/12/2019

çıplak dalda bir sonbahar yaprağı

Aldatıldım. hislerimin uyuştuğu birkaç günün sonunda beynim işlevlerini yavaştan kazansa da o yumru boğazımdan gitmedi. Kalbimde 'ölümü bile bu kadar acıtamazdı' diye düşündüğüm bir acı var.

Kocamı hala seviyorum... o yüzden affedemeyeceğimi düşündüğüm halde oturup konuştum, canını acıtmak istediğim halde öptüm, sarıldım, öleceğimi sandım ama nefes almaya devam ettim.

Diğer yandan onun özür dileyeceğini sandım, beni suçladı... üzüleceğini sandım ama konuşmaktan sıkılıyor gibiydi... utanacağını sandım, beklemediğim kadar umursamazdı... böyle bir durumda bağırıp çağırıp camı çerçeveyi indireceğimi sanırdım, oysa uzun bir süre kılımı bile kıpırdatamadım, hatta ona karşı savunmasızdım... sarılıp teselli edeceğini umdum ama ellerine boş boş bakakaldım, benden uzak kalışını sadece seyredebildim.

Kızgın olmalıydım ama çaresiz hissediyorum. İleri adım atamıyorum, geri çekilemiyorum, çırılçıplak ortadayım.

Nefret ederdim sadakatsiz kocalardan, evde bekleyenini yok sayıp gözü kadın kovalayanlardan, üvey babamın pek çok şeyinden tiksindim ama gidip benzer bir adamla evlendiğimi görüyorum, bilmeden onu baba yerine koydum da ben hala farkına varamıyor muyum acaba?

Nasıl hala sevebiliyorum!? benim için muamma...

Kendime zarar vermek istiyorum hatta bugün doktora gittiğimde içimde bir yerde kanser olmayı beklediğimi biliyorum, aslında ölmek istemiyorum, çocuğumu babasına bırakmak fikri çok ürkütücü...

Üvey babam pisliğin teki olsa da bir çocuk için endişe verici biri değildi, buna rağmen varlığı bile sıkıntı kaynağıydı, öğrenildiğinde ilk sorulanın şiddet görmek ya da dokunulmak konusunda olması ve istisnasız herkesin bunu merak ediyor olması cidden sinir bozucu... Annesine bu kadar düşkün olan oğlumun bir üvey anneyle yaşayabileceği sorunlar beni fena halde endişelendiriyor.

Ayrılmalı mıyım yoksa tüm gayretimle yuvamı mı korumalıyım? tercihim ikincisinden yana şu an, peki buna çok pişman olacak mıyım? tek taraflı çabayla olacak iş değil yuvayı korumak, ona yaslanabilecek miyim? yuvamı başıma yıkacak mı? yuvanın direği olmak öyle gönülsüzce yapılacak iş değil, bende gönlü var gibi davranmıyor, oğlu umrundaymış gibi de davranmıyor, bizi yük olarak gördüğünü sıklıkla düşünüyorum, "biz" olmak için umut var mı?

Oğlum babasız büyüsün istemiyorum ama aileyi böyle yavan bir şey olarak bilsin de istemiyorum, babasız büyümüş bir kız çocuğu babasız evlat yetiştirmekte belki daha iyi iş çıkarabilir diye düşünüyorum bazen... yine de eksik büyümek var ya o eksiklik hissi, öğrenmese çok daha iyi...

Kendim için de korkuyorum, bu şehir beni öldürüyor kalmak istemem kocam olmasa... o kocam olmasa da oğlumun babası olacak onları birbirinden uzaklaştırmak da istemiyorum ama yalnız dul bir kadın, kesin hedef... annemin ve abimin himayesinde daha güvende olurum ama adana oğlum için iyi olacak mı? zaten ilgisiz olan babası onu başından savmak için mesafeyi bahane edip onu yok sayacak mı? eminim her ne olursa olsun beni suçlayacak, benim başıma kötü şeyler gelse bile bu böyle... ben neden onu suçlamak istemiyorum? kahretmek, lanetler okumak şu an garip kaçmazdı, neden içimden sövüp saymak gelmiyor?... parçalamak istiyorum neden onu değil de kendimi?

Bencilce davranmak istiyorum onu bile beceremiyorum. Talep etmek, istemek, kararlarımı dikte etmek neden bana böyle zor... Bu ben değilim işte... olamam da zaten...

6/15/2018

Kavga havasındayım bugün

ben bile kendimi unutmuşken bu blog unutulmamış mıdır? umarım unutulmuştur... insan olarak unutulmak tatsız ama burası hatırlanmamak üzere unutulsun mümkünse... ben burayı hafızamın hezeyanı olarak değil olağan gel-gitler için düşündüm, gönlümü de koydum... bazen savunmasızca ortada kaldığını bilsem de pek gözümü budaktan sakınmadım, kör göze parmak gibi soktum her iki lafın arasına birer hatıra ama anılar burayı yer yurt edinsin diye değildi.

Şimdi yumruk kadar bir hatırayı mideye indirip sindirmeye çalışıyorum, dumanı üstünde, dilim damağım yanıyor, yansın dert değil de... çocuğumun hasta benim işte olduğum şu günde anneliğim sorgulanırken sindiremiyorum, olağan görünen şu durumu kusmak istiyorum, boğazıma saplanıyor, işte tam da şu anda nefes alabilmek için bir kalemi saplıyorum, mikrop mu bulaşır, doğru yeri bulacak yetenekte miyim açıkçası pek düşünecek halde değilim... tamamen çaresiz de sayılmam esasında, medet umsam yardım eder misin? birilerine bağırmam gerek, şuracıkta nefessiz kalmamak için şu kirli havadan kurtulmam gerek... benim sorunum umutsuzluğum, yine de kötü anne değilim, bunu kabul etmiyorum... tek umudumdan, bana soluk verip yaşama bağlayan tek varlıktan başarı oranımın ölçülmesini kabul etmiyorum, kıyas kabul etmiyorum, amaç bile kabul etmiyorum o söz konusuysa, bir projeymiş gibi yarım kalan şeylerden eksiklerden bahsedilmesi de kabulüm değil. Karşılık bulabildiğim en saf aşka kıymet vermeyeceğimi düşünüyorsan bu senin sorunun!

Kim olduğumu hatırlıyorum vol.1

Samimiyetim zamanında en güçlü özelliğimdi, üzüldüğümde üzüldüğümü söyler, sıklıkla gülümsemiyor olsam da gülüşüm yüzümde eğreti durmazdı, öfkem ateşti belki ama sevgimi de göstermekten çekinmedim hiç, utanıp sıkılsam bile samimiyetle sevdim, sevdiğimde özveri gösterdim, fedakarlığı çok ama çok sevdim, umudum hayallerim kadar parlaktı hatıralarımda...

Bugün birini ağlattım sonra da tüm kalbimle pişman olup göz yaşlarını sildim, uzun zamandır ilk kez samimiyetimi hissettim, hatırladığım tüm anılardan daha güçlü bir duygu... evet, karar verdim; duygularımı hatırlamak değil yaşamak istiyorum, böylesi çok daha iyi...

2/07/2018

gerçeklik frekansında ufak bir sapma

Kulaklıklar daha iyi duyabilmek için de duymazdan gelebilmek için de müthiş yararlı araçlar keşke netlik ayarı yapar gibi varlığını farkettirme ayarı yapabileceğin aletler olsa "kusura bakma, varlığımı farklı yerde odaklamıştım" gibisinden bahaneler uydurabildiğin bir tür saydamlaşma-bulanıklaşma durumları falan olsa ya da ne bileyim net biçimde karşısında durunca kişinin onu görmezden gelmediğini varlığına kayıtsız olmadığını ortaya koyabilsen, arada bahaneler bile olsa yanında yitip gittiğini kişi açıkça ortaya koyabilse karmakarışık metaforlar, dallanıp budaklanmalar, psikolojik oyunlar falan olmadan...

bu kulaklıklar gün boyu kulağımda, kulağımdaki işitme kaybının bahanesi olarak kullanıyorum çoğunlukla yani hiçbir seyi dinlemeden duyamamamın kamuflajı... dinlediğimdeyse başka bir dünyanın kapısını aralamak gibi...
Arkadaşımla aramı düzelttim... ona hislerimi açıkça söyledim ama kendimle ilgili dillendirmek istemediğim pek çok özeleştiriyi de gözleri önüne serdim... bunu yapmasam bir şeyleri eksik bırakıyormuşum gibi geliyor... oysa benim kadar kendine isabetli eleştirilerle delici oklar atan kimseye rastlamadım... çoğunda samimiyet yok... açıkçası ben de hoşlanmıyorum, kötü yanlarımı ortaya sermekten ama bir başlayınca duramıyorum... kendini sevmenin tuhaf biçimlerinden biriyse şayet itiraf etmeliyim ki tablo bir megolamanı işaret ediyor, yine de o kadar abarttığımı düşünmüyorum... şu da var ki tüm kusurlu taraflarıma rağmen kendimden nefret etmiyorum, hatta benden bir tane daha olsa kendimin dikkatini çekerdim, uzak duran samimi türde bir ilişki olurdu, kendi soğukluğumla kendimin başedebileceğini sanmıyorum herhalukarda...

çarçabuk yakınlaşabilen insanları kıskanmıyorum velakin farklı bir türmüş gibi yabancılar bana.... uzaktan uzun uzadıya baktığım oluyor, bunu hayata geçirmek çok zahmetli, kimi yalnız kalamaz kimi de yalnızlığından o kadar uzak kalamaz, benim ikinci türde olduğum kesin...