7/28/21

asra dönüşen günler

 Oğlumdan bu kadar uzun süre ayrı kalacağımı söylese biri, ölüm döşeğinde olmadığım sürece imkansız derdim.


Her gece kabus gibi... uzaktayken haftada bir aramaya tenezzül etmeyen adamın beni anlamaması şaşırtıcı değil elbet, oğlumu sırf beni üzmek için kullanıyor, ne yaptıysam ben ona... Malsa mülkse evladımın, önceliğim o, her şeyim o...


İnsan neden zulmeder bu kadar? aşka inancımı parçaladı, kendime inancımı sarstı, hayallerim için çabalarımı değersiz kıldı, bana onca yıl yaptıklarının tek güzel sonucu bu çocuk... ona kızmıyorsam, kin kusmuyorsam tek sebebi bu... onu da almakla tehdit ediyor, bağımızı kırmaya çalışıyor, neden yapar insan bunu, benim hatrım yok anladık da senin de çocuğun o, gönlünde kocaman bir çukur açma çabası neden? anlamıyorum...


Ağlasan, sızlasan, tepinsen hatta delirsen de hayat devam ediyor... 30 yılımı yalnız geçirdim, yalnızlığa alışmak mesele değil benim için ama masuma kıymak niye?


Ben 'ruhum' dediğim adamı bırakmışım geride, canımdan can gitse dayanmanın yolunu illa ki bulurum ama benden bile daha kırık dökük bir insan yavrusu nasıl büyür öyle, bir çocuğun omzuna böylesi bir aşk acısı konur mu? annesinin iş dönüşü iğrenç ter kokusuna misk muamelesi yapıp içine çeken "seni çok özlemişim anne" diyen çocuğa kıymayı cidden düşünür mü? havsalam almıyor.


Nadiren öfkelenirim, saman alevi gibidir ama cidden yakıcı ve kontrolü imkansız... küle dönmüş ateşi körüklüyor sonra "yandım anam" dese bile dönüşü olmayacak, ben yanacağım da o kalacak mı? Peki ya iki ateş arasında kalan yavru, ona ne olacak? 


Sabır, sabır, sabır...


7/27/21

yayla havası

Çocukluğumun en sevimlisiydi bu arkadaş, yaylaya göçtüğümüzde pınara koşar etrafta aranır dururdum. Bir de rengarenk koskocaman yusufçuklar... yaylada sinekler bile XL o ayrı hikaye...

Baraj yıkmaç oynarken kertenkele atarak cıllımak çığlıklarla bezeli kahkahalar demekti. Yıllarca bu muhteremi de yanlış tanımışım, kertenkele değil semendermiş... 

Uzun zamandır görmemiştim kendisini, hoş yani uzun yıllardır yaylada geçirebilecek vaktim olmuş muydu ki göreyim, pınarın yanındaki çınarın hoppaklarını sapanımla kafalarına fırlattığım kuzenlerimi bile görmeyeli upuzun yıllar olmuşken, semender kardeş kusuruma bakmaz herhalde...

Herkes ne kadar da yaşlanmış, o kahkahalar bizden asla çıkmamış gibi... en olmaz surat ifadelerini gördüğüm bu oyun çocukları aynada gördüğüm hatundan beter suratsız olmuş ne yazık...


Arkadaşım sen de pek küçük göründün gözüme yavrudur dedim ama sanırım biz küçüktük seninle sıkı fıkı zamanlarımızda... 

Her yerde papatyalar, kır çiçekleri, kantaronlar vardı olağandan fazla, yaylada alışık olmadığım kadar da arı... o her zamanki sisleri bekledim çukura dolsun diye -yoktu- yaylada en sevdiğim... yıldızlar bıraktığım gibiydi Allah'tan, bir de günün ilk ışıkları hala aynı tazelikte benim aksime...

Ailemden kimse ormanı yakıp yıkmadı, yıllar yılı katranlar yerli yerince durdu seyretti büyümemizi, ailemden çok şey için utandım ama bundan yana yanağım kızarmıyor şükür... 

Konulmuş göçülmüş nerdeyse bir asır olmuş, dedem burada ölmüş, şimdi birileri bahçelere meralara doyamıyor diye kaldırın atın diyorlar bunca geçmişi... yazık... 

keşke toprağa dönse yüzünü insan, lakin toprağa böyle parsel parsel hırslar ekmese...










7/26/21

ucundan kıyısından

 Şaka gibi geçti bayram... 


Tam da dayanamıyorum artık oğlum olmadan diye debelendiğim anda bir baktım bir hafta daha olmamasıyla son buldu gelen kasırga.


Kaza yaptığımda nezaket gösteren eski, öyle bir tepetaklak etti ki yine, ona karşı iyi niyetimi ele almışken, burun üstü düşmelere doyamadığımı gösterdi, yine ve yeniden, her zamanki gibi... arsızım ben arsız...


Bir an "seni özledim" diyemediği için böyle hakaretler savurup kasılmalar dedim ama sonra; hay benim tükrüğe ya rabbi şükür diyen dilimi keseyim dedim, o kadar bezdim ki oğlumu bir hafta görmemeyi kendim teklif ettim, yakamdan düşsün, sussun diye... kimle aşık atıyorsam.


Arabam tamirden çıktığı gün yolda kalıp tamirciye döndü, sürmeye sözde cesaretim olsa da önde otururken bile titrediğim gerçeğiyle yüzleşiyorum.


Kurban kesememek tuhaf hissettiriyor, kimse pay falan vermeyi teklif edip utandırmadı Allah'tan, bu beklenmedik borç yığını az biraz canımı sıksa da öldürmeyen güçlendiriyor mu gerçekten yoksa mazoşist mi oldum yıllar akıp giderken nedir seviyorum bu debelenmeyi, bir şekilde dinç tutuyor beni, gerçeklikten kopmamı engelliyor.


Dilimin ucundaki bakla da işte tam burda; hayallerimin peşinden uçasım var çünkü... dillendirmeye korktuğum hayaller, zor zamanlara sakladığım kefenliğimmiş gibi yastık altında uyku arasında yokladığım, yılların birikimi bir nevi...


Aklımda ve gönlümde tuttuğum tüm iyiliği, erdemi gerçeğe dönüştürebilsem ne kaza ne ceza -neyse işte bu başıma gelenler- olmaz gibi geliyor. 


Hayallerimin değil, iyiliğin güzelliğin peşinden koşmak dışındakiler belki sadece kendime söylediğim süslü yalanlar veya daha da beteri özentiliktir kimbilir, yok yere öyle... 


İdeallerim ve hayallerim pek çok noktada kesişiyor, onları mı dikkate almalıyım, hiç de özgür hissetmiyorum o noktalarda...


Bacağım durup durup sızlıyor, yumru kaldı ezilen yerde, dışardan anlaşılmıyor etin yağın içinde... korkularımı hatırlatıyor, can tatlı, ölümün yüzü soğuk hakikaten...

7/13/21

Şehrin gecesinde parlayan tek yıldızı buluta kaptırmak

Karışığım bu sıra; ciddi boyutlarda masraf, tonla nasihatin yerine geçebilecek uykuma bile musallat olmuş bir korku ve tabi kötüsünden koruduğu için yaradana çokca şükür...

Ömrü billah kalabilirmiş boynumdaki ağrı "fıtık atmıştır" dediler.

Şoku üzerimden biraz attım, masraf henüz net olmasa da durum pek iç açıcı gitmiyor, kasko olmaması da tuz biber oldu.

Tamir edilmemiş halde arabayı elden çıkarayım istedim ama yenisini almama imkan vermeyecek derecede düşük miktarlar mevzu bahis, sürebilir miyim hala emin olmasam da hem iş yerimden hem de ailemden bu yönde baskı var. Hayata sıfırdan başlayayım derken cüzdanı deleceğim aklıma gelmezdi.

Ev bomboş, oğlumu özlüyorum.

Evladından üzüldüğümde saçımı okşamasını beklemek eziklik belki, yine de o minik ellere her zamankinden çok ihtiyacım var ne yapayım...

Gönül istiyor ki sadaka vereyim, adak keseyim falan ama kredi çekip hayra hasenata girişmek pek mantıklı gelmiyor, gelen giden de soruyor hayrın gizli olanı makbul değilmiş gibi, ayıp geliyor ne dersem diyeyim.



7/10/21

kaza


 Arabayı çarptım, şükür cana gelen bir durum yok ama çok korktum, tekrar direksiyon başına geçebilir miyim bilmiyorum, mecburum, pes de etmek istemiyorum ama cidden sürmeli miyim, sürebilir miyim? 

7/04/21

Yayla yazı

 



İnternetin bazı noktalarda çekebildiği bir dağ başındayım, ses yok telefonu şarj etmek bile mesele, nadiren elime alıyorum, çoğu zaman fotoğraf çekmek için... buradaki muhtemelen son yazımız.


Tüm güzelliklerin için teşekkürler güzelim orman, tüm ayrıntılarını an be an saklamak isterdim, sen benim çocukluğumun en güzel yanısın...




6/30/21

Hayat seçimlerden ibaret

Yıllardır onun sözlerini önemsedim, hayallerini kendiminkilerin önüne hatta bazen yerine koydum, her şeyimdi, şimdi hiçbir anlamı yok hayallerin, bir kazayla hurdaya çıkmış sıfır araba gibi kaybı keyfinin çok üstünde artık...


Yine rüyamda gördüm dün, ikimiz de yaşlıydık, birlikte yaşlanabilsek  güzel olurdu diye geçirdim içimden... oysa birkaç gün önce öfkeyle kükrüyordum arkasından.


Oğlumu boyundan büyük bir yükün altına sokmak istemiyorum, onu hayallerimin ötesine koymak istemiyorum bu nedenle... gel gelelim benim sevme biçimim de bu belki, sakındığım halde kendimi ikinci planda buluyorum verdiğim her kararda...

6/28/21

la la la

 Çok neşeli günlerimde bile -her nerede olursam olayım- beni ağlatabilecek şarkılar var veya en depresif anımda dans etme isteği uyandıracak olanlar... müziğin gücü inanılmaz.


Bir de o sıralar çok dinlemesem de hayatımın bir dönemini gözümden perde perde geçirenler var ki...


Geçen sene bu zamanları hatırladığımda özlem tekin'in kargalar'ı sarıyor başımı, oysa o sıra en çok lovely dinledim, şimdilerde yıldız tilbe'den kış güneşi dinliyorum, eskiden pek sevdiğim bir şarkı değildi, manga'nın cevapsız soruları'na da takıldım, aslında davullar çalınıyor modundayım daha ziyade... arabada mevsimlik hareketli yabancı şarkılar var, değişik işte...


Tek kelimesini anlamasam da içime işleyen tınıları seviyorum, kelimelerin yalancı vurgularındansa samimi mırıldanmalar cezbediyor beni... 


Dinozor olmaya başladım sanırım, durup durup yıllar öncesinin hatırlanmayan hitlerine vurmak pek de hayra alamet değil... 


Şu an kulağımda mad about you var, yıllar önce bu şarkıyla ilgili bir şeyler karalamıştım bloga, dönüp dolaşıp bambaşka hislerle dinlemek ortaokulda okuduğum kitabı yıllar sonra bambaşka ışıkta görmek, her gün geçtiğim yolda durup kendimi şaşırtan bir kare bulmak, dünkü çocukların nasıl yetişkinlere dönüştüğünü izlemek şaşırtıyor beni, fark ettiğim her anıyla yaşam ilgi çekici...


6/15/21

Yıllığımız yok ama albüm dolusu sararmış fotoğraf var

En sevdiğim arkadaşım bekar, hiç evlenmedi. Aslında orta öğretimden tanıdığım pek çok bekar arkadaş var ama onun gibisi yok, sanmıyorum. Bu aralar eviyle aşk yaşıyor, evde sigara içmiyor oluşu aşkının en büyük kanıtı... 


Sırf aşkından sebeplenmek için eve çok yakışacak hatta bakıp bakıp "bu ne güzel oldu burda" dedirtecek bir şey bakınıyorum... evin sıvaları dökülene kadar bekleyip duvara şekilli şüküllü bir şeyler mi yapsam, bilemedim. Hediyelik zevkim dipte, napim... Kitaplığına sevdiği yazardan set alsam eminim evin aşk köşesi olacağına ama çok para, aşk başka bahara artık...


Karşı apartmanda liseden bir arkadaşım varmış, muhitteki hayatım sayesinde epey kolaylaştı, minnettarım... En büyük evladı üniversiteye gidiyor, kocası emeklilik planlarında, eskiden de olgundu ama farklı bir seviyede benim için şu an... 


Bir başka arkadaş bilmem kaçıncı erkek arkadaşından ayrılmış, hovarda olmanın da ayrı bir havası var, yüreği nasıl dayanıyor anlıyorum desem yalan ama seviyorum keratayı, o  da ayrı bir rengi hayatımın, hikayelerine kıkırdayıp durmak lise günlerimi hatırlatıyor. 


En garibi, buruk bir sebepten biraz kırık dökük toparlamaya çalıştığım bir arkadaşlık... o tüm ihtişamıyla orda, hayatının en parlak günlerini yaşıyor ama tüplü  tv'de 4k izlemek gibi... anca başka vizyonlardan bakmaya çabalarsam özel hissettiriyor. 


bir japon dizisinde "tamir ettiklerin, özenin sayesinde seninle olduklarından daha özel hissettirir" gibi bir şey demişti -çeviriyi hakkıyla yapabilecek kadar ingilizcem veya japoncam yok tabi ki- denemeye ve 'tamir için özenle çabaya' değer diyorum ama pek zaman bulamıyoruz.


Herkes meşgul... yine de arkadaşlarımın sıkılınca çat kapı gidebileceğim mesafede olması başlı başına paha biçilemez.


Bu arada, evet, ingilizce altyazılı uzakdoğu dizileri seyrederek YDS'ye hazırlanıyorum -şaka tabi ki- dil tazminatı da kötü para sayılmaz, işe yarasa ne güzel olurdu. (ingilizce altyazılı uzakdoğu dizileri konusunda ciddiyim ;))

6/14/21

Akıcı ruh hali serüveni

Banyoyu yaptırdım; ustalar ufak işlere burun bükük gelmiyor diye sıfırladık, giderler artık çalışıyor şükür, musluk da akıtmıyor ama bu sefer de lavabonun suyu gitmiyor, nereden olduğu belirsiz bir sızıntı var, şaka gibi...


Bir kitap vardı sevdiğim, evin tamamında tıkanıklık sorunu yaşanıyordu da manevi tıkanmaya yoruyordu yazar... cidden mi diyorum, bunun için de kendimi suçlu hissetmeli miyim?


Dün gece her zamanki gibi yatmadan evvel havadan sudan sohbet ediyorduk oğlumla, birden benim ve babasının maaşını sordu, yuvarlak rakamlar söyledim, "ikisinin toplamı iyiymiş" dedi. "Neden topladın ki, babanın maaşıyla ne alakamız var" dedim, "belki yine birlikte olursunuz" diyince anlatmaya çalıştım bunun mümkün olmadığını, ağladı. Ne para mevzunu açmasına bir anlam verebildim ne de ikimizle ilgili ümidi olmasına... Bu konunun da tıkandığını hissediyorum, kabul etmek istemiyor sanırım. 


Anneme sordum açmamış öyle bir mevzu, para ne alaka çözemedim. Bazı şeyleri şimdi alamam diye erteliyorum ondan mı dert etti kendine, anlayamadım.


"Ölüme gidelim dedin de mazot mu yok dedik" modunda araba sürmeye başlamıştım ki ciddi bir kazayla burun buruna geldim. Motosiklet sürücüsü çok kızgındı, acayip korktum. Korkunca epey tereddütlü sürmeye başladım, sanırsın acemiliğin ilk günlerindeyim, bir an önce bu korkuyu atamazsam sürmeyi bırakmalıyım ama sürmek dışında seçeneğim de yok. 


Ömrün su gibi akıp gittiği yerde sızdırılan bu anlar kimin tepesinden aşağı şıp şıp damlıyor merak ediyorum, o da kapıma dayanır mı bir gün?


6/09/21

Ne güzel günsün, içimi ısıtıyorsun

Yürünecek kilometrelerce yol, okunacak düzinelerce kitap, görülecek milyonlarca güzellik, fark edilecek yığınla ayrıntı var hayatta... 

Kös kös otururken gündüz düşü kurmaktan öteye gidemesem de, işin gücün parçasıymış gibi ciddi bir suratla bloga takılmakla yetinsem de, yazıldığı yerde kalmayacak inşallah... 

Çok minicik adımlarla usul usul yürüyorum artık, elim onca yıl sonra sayfaları çevirmenin güzelliğini hatırlıyor, fotoğraflamak istediklerim her geçen gün artıyor ve beynimdeki karıncalanmadan kurtulduğum anlarda aklımı an be an kullanıyorum, bir bebek kadar savunmasız ve savruk oluyor bu dediklerim ama oluyor artık...

"Belki başkaları için burası cehennem kadar sıcak bir suç şehri ama benim cennetim" dedim, güldü iş arkadaşım. Ne kadar uzun zamandır nefesimi yutkunurmuş gibi güç bela içime aldığımı bilse... şükür, şükür...



6/04/21

Ustam tavana da mı el atsak?

 Banyo akıtmaya devam edip alt komşuyu çileden çıkarınca önceki sucuyla basitçe çözülemeyen sorunları tesisatta aramak icap etti, haliyle her yer kırılıp dökülecek ve yeniden yapılacak. 


Mutfakla ilgili hayaller boyut değiştirdi -bunca borç içindeyken yıkılsa bile idare etmek durumundayım- çekmeceleri abim açılabilir hale getirecek, sehpayı boyamayı becerebilirsem mutfak dolaplarını, tezgahı falan da ben elden geçireceğim. 


Boşanmaya ilk karar verdiğimde habire tamirat fikirleri dolanıyordu aklımda, oğlumun aynı eşyalarla yeni düzenine alışırken daha rahat edebileceğini ve bunca karmaşa içinde başlamamamı salık verek arkadaşımın söyledikleri mantıklı geldiği için ertelemiştim. Zamanlama daha iyi oldu gibi... 


Sürekli masraf sürekli borçlanma, parasal endişelere endeksli yaşıyorum; hayatımın dümenini aklı veya sağduyusu olmayan bir nesneye bırakmak saçmalık...




5/28/21

İki çivi de sen çak, emeğin sinsin...

 Evdeki çekmeceyi tamir edeyim dedim ikiye ayrıldığı yetmiyormuş gibi yerinden çıkarmak da mümkün olmadı, çekmeceye kızıp tüm dolabı değiştiresim var -sırf kızmak değil elbet- topyekün dökülüyor.


Geçen yıl yavruyla saksı yapmak güzeldi, bu sene kapılardan başlayıp tüm mobilyaları boyamak istiyorum onla beraber ama çekmece gibi elimde kalmalarından korkuyorum. 


Cesaret edebilsem mobilyalara kendi çizimlerimi yapmak geçiyor içimden, gençken hiç düşünmeden duvara boyaları boca etmiştim, zerre cesaret kalmamış.


Annem ve abim boyama fikrine şiddetle karşı... habire alet çantası için ıvır zıvır almama ve tamir girişimlerime bir anlam veremiyorlar, bunda henüz tam olarak çözebildiğim bir tamir olayı olmamasının da payı büyük tabi... 


Acemilikte olur diyorum, yoluma devam ediyorum. Dur bakalım nasıl olacak?!...






5/25/21

Biraz hava almaya çıksam hayattan, yazmak için biraz daha nefesimi tutsam...

 Yazmaya başlamaktan korkuyorum. Bazen açıyorum sayfayı boş boş bakıyorum öyle... bloga değil de günlüğe yazıyorsam da böyle... yolda, olurda-olmazda aklıma gelen her şey ufalanıp gidiyor adeta... 


Kendimi ifade etmekten korkuyor olabilirim. Dilinin altındaki her şeyi kusmak bir süre rahatlatıyor ama taşıyabildiğin yükten, gözüne batan yüke terfi ediyor.


Terapi almalı myım? Malum bir dizi sayesinde revaçta, annem çok telaşlanmaz kafayı yedim diye sanırım.


Annem ona beddua etmeye devam ediyor, keşke mutluluğum için bu kadar yürekten dua etseydi diyorum, hep kızgın ona, buna, şuna... benim kadar derinine indirmeden kusuyor rahatlıyor, öfkeyi öğrenmek yerine zararsızca münasip yere öfkeyi kusmayı öğrenseydim ondan, iyiydi.


Suçlayacak birileri hep var, kendini kandırmayı seçince... yıllarca salağa yattım gibi geliyor şimdi, gözümün önündeydi her şey, görebilecek kadar zekiydim, gözlerimi kapatmayı seçtim. Aklımı bir şekilde uyuşturdum, bunu sevmiş olacağım ki, hala bu en sık başvurduğum savunma yolu...


Vücudum beynimden dürüst 'yanlış bir şeyler var' uyarısı yollayıp duruyor, tüm bu yorgunluk hissi, ordan burdan çıkan hastalıklar hatta alerjim muhtemelen umutsuz bir yardım çağrısından ibaret...


Korkuyorum, bu yüzden gözümü kapamayı seçiyor olmalıyım, bulmaya korkuyorum, güçlü gibi davranmak yorucu olduğu için mi hep yorgunum?!...


Sosyal yönümün zayıf oluşu 40 yaşında bile sorun, benim sorunum oğlumu da aynı yola itiyor, onun hatırına çabalıyorum ama istemediğim bir yemeği yemek gibi... oğlum olmadan çok yalnızım, o da aynı olsun istemiyorum.


"Anne olunca anlamak" böyle bir şey sanırım; annem "benim gibi olma" derdi hep, ona benzemedim ama onunla kıyaslanıyorum hala... 


Adına sınırlar belirleyip buralarda sıkıştırmak istemiyorum oğlumu...Çok dua ediyorum iyi, mutlu ve sağlıklı biri olması için, umarım tüm hayatı boyunca sorular hep çalıştığı yerlerden gelir.

5/06/21

Ömrün öğle sıcağı

 20 yaşların paylaşımıyla coşunca sosyal medya, eski fotoğraflara baktım, oğluma masal anlatır gibi bir varmış bir yokmuş sıraladım hikayeleri... 


En çok yalnızlıktan şikayet ettiğim o dönemlerde başım kalabalıkmış her yerde, her şekilde... 


Özledim 20'li yaşlarımın arkadaşlıklarını, birkaçını aradım, "hey gidi günler" modunda aradığım arkadaşların bazılarıyla uzun uzadıya hasret giderdik fakat çoğunda olay boşanma mevzusunda çakıldı kaldı, aşamadık, konuyu değiştirme çabalarım zarifçe bertaraf edildi.


Hiç görmediğim fotoğraflar, hatırlamakta güçlük çektiğim anılar, 'daha dün gibi'lerle zihinlerdeki o renkli izleri takip etmek keyifliydi.


Zaman ne çok şeyi değiştirmiş hayatlarımızda, bakalım daha neler bekliyor bizi, hayırlısı...

4/28/21

Hassas mevzu

 Geçmişte "olduğum gibi görünmüyor muyum?" diye şüpheye düşerdim çünkü sıklıkla 'dışarıdan göründüğün gibi değilsin' lafını işittim. İki yüzlü değildim, kişiliğim kabak gibi ortadaydı; kabuğum alabildiğine kuvvetli, zaafiyetlerim derinlerimdeydi. 


Kaplumbağa yavrusu kirpiye dönüşmüş olabilir mi? Bu ara en sık duyduğum "fazla hassassın" oluyor. Uzun yaşamak istiyorsam cidden, sağlıklı beslenmekten daha mühim aklına mukayyet olabilmek.


Bir anneyi yeni yetmeden 'kolay' düşündüren ne anlayamıyorum. Ne zaman kafamı pencereden çıkaracak olsam dikizlediğini gördüğüm karşı komşum veya tuhaf aramalarla bloga gelen kişi blogumda aranan kelimelere yer vermemiş olsam da beni adres gösterebilen google garip cidden... böyle durumlarda yapay zekadan cidden korkuyorum. 


Ne komşum yüzünden evi terkedeceğim, ne gelen gidene takılıp blogu boşlayacağım, ne de google tehlikesiyle teknolojiye küseceğim... yok da saymayacağım.


Yine hassasiyetim tutmuş olabilir mi?

4/25/21

Şarkılar zalım, şairlerin dili çatal

 Korktuğum anla yüzleşme vakti geldi, beklediğimden erken değil belki geç bile kaldı. 


Eski eşim oğlumu bırakmaya biriyle gelmiş, birkaç gün önce de bana o kişiyle oğlumun fotoğraflarını yollamıştı "çocuğu muayene ettirdim" falan diyerek. Eskiden de sevgililerinden bahis açtığı olurdu hiç alakasız bir şeyden bahsediyormuş gibi... hissetmiştim, kıskandım diyemem.


Hiç bitmeyecek sandığım ilk aşkım da böyle bitmişti, biriyle evlendiği gün, düğün fotoğraflarını gördüğümde, ellerin olunca el oldu gitti, hoş o hiç benim olmamıştı ya... kocam olan kişinin de aidiyet hissettiğini sanmıyorum, öyle olsa amcam halam olurdu, gökten kemik yağardı falan... Dua edecek yüzüm yok yaradana, varsayımların da anlamı yok.


O fotoğrafa kadar içimdeki bu kırık his arada sızlayacak gibi duruyor. Arada tutamayıp kendimi ağlıyorum, saygısının olmadığını biliyorum ama cidden vicdanı yok, empati sıfır.


"Bir gün ayrılsak veya ölsem bile asla başkasıyla evlenme" demişti, söz verdirmişti, boşanmaya yakın "seni başkasıyla aynı yatakta görsem bile umrumda olmaz" dedi. Belki de empati kuramayan benim...


Açıkçası kadın da düzgün biriymiş gibi duruyor, üstelik doktor, belki basitçe hava atmak istedi.


Fondaki şarkıda abla "seni ben ellerin olsun diye mi sevdim?" diye içi içli nağmeler döküyor, diğer laflar pek benlik değil ama bu soru damarıma basıyor yalan değil.


Hatunu uyarsam kıskançlık sanılacak, yahut 'fesatlık'... Hiç uğraşasım yok, sorarsa söylerim ama biliyorum sormayacak, ben de sorabilirdim eski sevgililerine hatta biriyle konuştum, dilimin ucuna gelenler asla dudaklarımdan öteye gidemedi.


Nasip artık, kendi istemezse göremiyor insan, onca zaman ayakta uyumam görmeyi reddettiğimdendi, kime ne diyebilirim.


Belki de kendine çekidüzen verir, ne de olsa  insan değişir. 


Değişmeyi, değiştirmeyi sevmiyorum, olduğu gibi sevmek yerine olduğu gibi reddetmeliydim zamanında... Çocuğumun olacağı varmış, iyi ki olmuş. 


Asıl korktuğum nokta bu zaten, yüzleşilmesi gereken... ben oğlumla bağları kopsun istemiyorum ama onun yavaşça zamana yayarak bağını kesmek istediğini görebiliyorum.


Ya ölürsem, ya babasının yanında sığıntı gibi kalırsa yavrum, ya babaannesinin yanına ötelenirse...


Onlara göre oğlum aynı bana benziyormuş hiç onlardan tarafa çekmemiş, örselensin istemiyorum, benim için üvey baba zordu ama güçlü bir annem vardı, kimsesizlik bundan daha zordur muhakkak. 


Hayatımda ilk kez yaşamak için dua ediyorum... evliyken çok sık, öncesinde bazen 'ölmek için' dua ettim, Allah'ın affına sığınıyorum.

4/18/21

enkaz kaldırma çalışmaları devam ediyor

 Hep kötü değildi, iyi yanları mı hala sevmeme neden olan yoksa benim bağımlılığa varan bağlılığım mıdır, kim bilir?!... bağlanmayı bu yüzden istemedim, koparıp atamayacağımı bildiğimden....


9 yıllık evlilik 19 yıllık arkadaşlık boşanma kasırgasında yerle bir oldu, viran olmuş onca emek, koca çınarları köklerinden eden afet... 


Kasırga aniden gelmedi. Adı bile "kasırga vadisi" gibi bir şey olan öngörülebilir bir zeminde gelişti her şey... güzel bir manzarası vardı, yıkılan onca şeye rağmen, görülesi bir yerdi, uçurum kenarında olmaya aldırmadan dünyanın öteki ucunda olsa gitmek isteyeceğim o yerlerden biriydi velakin yaşanacak yer değildi.


Arkadaş kalabilseydik dedi dilim yüzlerce kez -imkansız- o yapabilir belki, onun için ne ilkim ne de son ama o ilk gönül bağımdı, noktayı buraya koymak da en iyisi gibi görünüyor.


Kabul ediyorum, hayatımda verdiğim kötü kararlardan en kötü ikincisiydi. Yine de oğlum için değerdi, o olmasa bile aşk güzeldi. "seni seviyorum" demeyi çok özledim.


Burası güvenli, rahat, sıcacık, ev dökülüyor ama ev gibi hissettiriyor, sessiz ve huzurlu, burda yaşamaktan mutluyum... 'seni özledim' diyemem ama sevmekten alıkoyamıyorum kendimi... belki ayrılık da sevdaya dair dedikleri budur.


Önceleri pek emin değildim, bulutlar dağılınca farkettim; ben unutmak istemiyorum, hislerimi örtbas etmek istemiyorum. Tabi ki yaşayacağımı yaşadım ve hayatımı o kaosun içine tekrar atacak değilim ama dürüst olmak istiyorum, kendime saygımı yeniden kazanmak istiyorum, yalanlarla olmuyor o...


Keşke temizce bitirebilseydik, hala helalinken sıkıca sarılıp veda etmek mümkün olabilseydi. Tüm bunları ona yazabilmek iyi olurdu, açık yüreklilikle yüz yüze gelebilmek... 


Oğlumun videosu için attığım kalpli emoji için yanlış anlaşılırım kaygısıyla saatlerce içim içimi yedi, bunları ona yazsam kabusum olurdu. Bu adresi hatırlıyor olma ihtimali bile tüylerimi diken diken ediyor.


Neden kızgın olduğunu anlamıyorum, nakliyesi ederinden pahalıya patlayan gözden çıkardığı, atmaya elimin varmadığı o döküntüler için mi? pek mantıklı sayılmaz. En akla yatkın biçimde anlaştık, neden maduru oynama hevesinde gerçekten anlamıyorum.


Bir kere bile pişmanlık duymaması akıl karı değil, nasıl dayanıyor kalbi buna, hiç sızlamıyor mu? özünde inanılmaz güzellikler barındıran bir adam nasıl böyle olabilir?!


İnsanlar için gözüm keskin değil, tanımakta iyi değilim, o böyle oldukça kendimi suçlayasım geliyor, gel gör ki için el vermiyor. sırtımı sıvazlıyorum, bu da geçer yahu





4/17/21

Kalbim kararmış

 Birine yeniden "seni seviyorum" diyemeyeceğimi bilmek kalbimi acıtıyor. Gönül işlerinden asla A+ alamayacağım, en çok alttan aldığım hayat dersi bu...


Eskiden sevmeye yeteneğim olduğunu düşünürdüm, kendimden pek hoşlanmadığım için sevilmediğimi; bir nevi sevilmeye değer görmedim kendimi...


Şimdi düşünüyorum da sevginin kendisi o kadar kamaştırmış ki gözlerimi yansımalar ve parıltılar dışında pek bir şey görmemişim, sevmenin büyüsüne kapılıp odağımı yitirmişim, ne seveni görmüş gözüm ne sevileni... Sevdiğim tüm insanları düşünüyorum, hiçbirini adamakıllı tanımamışım, 'insan nasıl tanınır' biliyor muyum, meçhul.


"Tanısa sever" lafına bel bağlayıp anlattıkça anlattım kendimi sevilme umuduna, doğru tavır değil, en azından benim için... kendiyle barışık biri için daha iş görür bir yöntem olabilir.


Öyle susup anlatmasını bekleyince de kimse dökmek istemiyor eteklerindeki taşları... nasıl tanınır ki insan? 

 

"Seni yargılamadan, yadırgamadan dinlemeye hazırım! can kulağıyla dinliyorum, hatırladığın en eski anıdan en uçuk hayallerine, rutininden deliliğine, ufacık tefecik detaylardan elindeki çiziklere kadar her detayı bilmek istiyorum" demenin anahtarı 'seni seviyorum' değil, her dudağın mührünü açan çilingir o değil... soru yağmuruna tutup kaçırtmak da son umudu bloke ediyor, tecrübeyle sabit bu.


Sözsüz iletişim kurabilmek en güzeli, var öyle bir arkadaşım -iyi ki var, iyi ki tanımışım- o aşamaya gelebilmek için de çok sözcük tüketmek, yormak ve yorulmak gerekiyor, saf iki kalp de cabası... onunla aram da açıldı şu son birkaç yılda, hayat kavgasında hangi ara ona yumruk çaktım onu bile kestiremiyorum, yavaşça düzeltmeye çalışıyorum.


Annemi de kırdım... sevmek, bağ kurmak, içtenlik, sadakat yetmiyor; dayanıklılık, güç, kudret her şey gerek... belki de umutsuz vakayım.


Pek çok şeyde yeteceği olup hiçbir şeyde iyi olmayan sıradan biriyim ve lakin insanların soluk alır gibi yapıverdiği şeyler neden bu kadar sıradışı... 


Şükür her nefesime, hala elimden geleni yapabiliyorken duracak değilim.

4/16/21

uğurlar ola...

 Oğlum bir hafta evde olmayacak. 


Hüzünlü ve huzursuzum, oğlumun iş dönüşü evde olmayacağını düşününce kalbim ezişip büzüşüyor. 


O çok heyecanlıydı, 2 gün önceden bavullarını hazırladı, gözleri çakmak çakmak büyük bir hevesle gitti, kursağında kalmaz inşallah... 


Yavruma başından atamadığı bir sorumlulukmuş gibi davranmasından çok korkuyorum. Sorumluluğunu anasına yıkacağı için şimdilerde çok sıkıntı yok aslında, Allah uzun ömürler versin.


Ona baba olmaktan kaçındığı zamanlar er ya da geç gelecek, izin günlerini kuzuma feda ettiğini düşünecek kadar sık görüşmediklerine memnunum...


Bana nakliyesi ederinden pahalıya mal olan, kendisinin gözden çıkardığı, benim atamadığım-yakamadığım döküntüler için diş bileyen adam, oğluma ettiği masrafları da bir kenara yazıyor olmalı... 


Babası yeni aileisini tanıştırırken kalbi kırılacak biliyorum, umarım biraz daha zaman vardır o güne, umarım çok yaralanmaz, düşe kalka büyüyecek biliyorum ama  çok küçük daha, çok masum...


Anneme 40 yaşımda bile kızgınım, o adam için... baba daha mı normal hissettirir? O aileyi bir bütün olarak görüp dahil olmak ister mi? 


Yanımda kaldığına pişman olur mu? tek başına çabalayıp duran bu şapşal daha mı acınası hissettirir ona? bazen sert davranıyorum ona ama sevgimi esirgemiyorum hiç, yine de eksik hisseder mi çok? ikimizden de nefret ettiği zamanlar olur mu? korkuyorum...