12/25/20

dünya yuvarlak

Geçen haftayı düşününce, belki de bu ayrılığın tamamlandığının göstergesidir.

İtiraf ediyorum, belcilceydi... gitmemem lazımdı yanına, mesafeyi korumalıydım, hatalıydım.

90 artıda boş kaleye son sürat vurulmuş bir topu olmayacak yerden kurtarmasını bekledim, hem efsane bir geri dönüş hikayesi yazdım umuduma hem de efsane bir kurtarış düşledim, iki ihtimalden ötesi yok zaten... 3.lig maçında Buffon Ronaldo'ya karşı, çarşı her şeye karşı... hayaller derya deniz...

Pişman olduğunu duymak istedim, özlediğini... duysam da inanmazdım ama cidden dilinden bir özür bekledim, onu sevebilmek için biraz daha bahane, bir hayale tutunabilmek için azıcık masal tozu, top yönünden sapsın diye bir parmak ucu...böylesi daha iyi tabi ki, birbirini tanımazdan gelemeyecek iki yabancı, ne dost ne düşman... 18 yıl önceydi, onu gördüğüm ilk anı hatırlıyorum, o hatırlamıyor... böyle ufak tefek, burukluğu burnumu sızlatan gerçeklerden daha fazla kaçmak istemiyorum.

Hadi affedeyim seni, içimde kinin bile kalmasın...

12/24/20

şeridinde kal, çizgiyi kaybetme


 Her şeye bebek adımlarıyla yeniden başladım. sen de emekleyerek ben diyim sürünerek, Allah ne verdiyse koşmak için hevesleniyorum. Yeni hayat, olağan haller... tek korkum yaşadığım sınavları tersten okumuş olmak; onlarda başa saracağım korkusu beni öldürüyor.


Araba sürmeye çalışıyorum, tam zamanlı çalışma+hafta sonu yasağı derken zaman oldukça kısıtlı ve ben hala kötü bir şoförüm... Direksiyon dersi alıyorum ama yeterli gelecek mi bilmem, haftaya ders için tekrar izin almam da mümkün değil... gelip giderken beni yönlendirecek bir çılgın da bulamadım, hayırlısı bakalım.

çaresizlikten trafik canavarı...



12/21/20

zemheride soğuk su

 Birkaç günden beri allak bullak olmuş durumdayım.


Eski kocam bana alenen yürüdü... derdi barışmak değildi, yeniden başlamak değildi, yanılsam üzülmekten çok sevinirim ama belli ki derdi intikam bile değildi. 


Bildiğin bir vücudum var, sıfır gizem, herhangi bir numarası da yok, etten ve bolca yağdan ibaret... evliyken dönüp bakmadığın veya umursamadığın bu et yığını şimdi neden!?... saçma, benim aklımın alabileceği bir şey değil bu, bir vücudun çok ötesinde şeyler verdim, cidden çıldırtıcı... 



bu adamla açtım gözümü, yıllarca gözümün ucuyla bir başkasını süzmedim, bu sülükle gönlümü kilitliyorum, ne acı...


Bu olayın sabahında geçmişe dönmeyi dilemiştim, hamileliğimin son aylarına, her şeyi farklı yaptığımı hayal ettim hatta umutsuzca yalvardım, duanın gücüne inanıyorum. Neyse ki Allah gerçekten merhametli, gerçekleşmesi facia olacak şu saf salak duanın içtenliğine rağmen beni korudu, teşekkür ediyorum.


Çocuğum ve yaşanmış tüm güzel anılarım adına minnettardım, şimdiyse dilimin ucuna gelip gelip gidiyor beddualar, bırak dilimin duasını zehirlemesin, diyip yutuyorum.


11/28/20

Bu da geçer ya hu

 Tek kelime etmedik, öncesinde ve sonrasında, ucundan çekiverdiğin bir kelebek düğüm gibi çözüldü gitti tüm bağlar... kilit altında tuttuğum tüm hisler önce başıma üşüştü, karnımda dolaştı durdu sonra...


Neye içerlediğimden tam olarak kendim de emin değilim ama kırgınım ve tükenmiş hissediyorum.


Avukat çoğu kadın müvekkilinin duruşma salonundan çok mutlu ve rahatlamış ayrıldığını söyledi, üzgün olmamın doğal olduğunu düşünüyordum açıkçası, kangren olmuş uzvun kesildiğinde ölmediğine şükreder insan ama iyileşme kutlaması yapar mı cidden?


Üzgünüm, çok üzgünüm iki gündür, ağlamamı durduramıyorum... öfkelenip kendime gelebilmek adına onun o kadınlara yazdıklarını okudum, kalbim daha da kırıldı öfke yerine hüzün oturdu kursağıma... 


Değersiz hissediyorum, yetersiz, beceriksiz... dayak yediğim için, aldatıldığım hatta yediğim hakaretler için bile suçlu hissediyorum, onurum gururum haysiyetim ya da neyse işte değerli hissettiren insanı özünde o paramparça şimdi... beynim kabul etmiyor bu dediklerimi, dilim söylemeye varmıyor ama hissettiğim tam olarak bu...


Annemin onu iyi kişi olarak anması batıyor, oğlumun babasını değil beni öfkesine hedef seçmesi batıyor, kalbimdeki ağırlık hissi batıyor.


Ne kanımı paylaştığım ne de suyumu paylaştığım insanlara dökebiliyorum içimdekileri, ihtiyacım olan son şey eleştiri ve sorgu... korkuyorum sözlerin gücünden, dilimden ve birilerini daha kaybetmekten...


Baba terbiyesi almadığından başka hatunlara yakınan eski kocam, terbiyesini almasam da mirasını son kuruşa kadar verdiğim evde babamın kemiklerimi sızlatıyor muhtemelen şu sıralar... 

11/26/20

Tünelin sonundaki patika

Pek çok kez ölsem daha mı iyi olurdu dünya diye düşündüm, hamam böceklerinin bile ölünce vicdan sızlattığı yerde neden bilmem... 

Yarın duruşma var, karnımın sancısından bayılacak gibiyim... 

İnsanlar çok rahat insan olduğumdan bahsediyor, ‘umrumda değilmiş’ gibi veya ‘benimle ilgili değilmiş’ gibi olduğumdan, yalan... 

Pişmanım ama zamanı geriye çeviremem, seviyorum ama artık aşık değilim, bu durumdan nefret ediyorum ama isyanlarda da değilim... 

Hoş, ne demeye bu pişmanlık o da muamma... aklına gelmediğim, kalbine girmediğim bi adam için geçen yıllara yazık ve kalbimin uslanmaz çarpıntılarına... 

Boşanınca her şey biter diye düşünmüştüm, el olur yine dedim, belki budur pişmanlığım; olura olmaza üşüşen hatıralar, her şeye rağmen seven gönül, başkasına çeviremediğim gözler... 

Hayat akıp gitmeye devam ediyor. 

Hala seviyor olsam da seni, seninle yaşadığım canıma yazık... ben de sevilesiyim senin kadar sevgilim, ruhum, eşim, her şeyim, hoşçakal...

10/08/20

Bu da böyle bir anı olsun

Boşanıyorum.

Yasal süreç başlayalı neredeyse 2 ay oluyor ve yaklaşık 1 ay sonra tamamıyla bitecek. Benim içinse 3 kere söylenmiş tek bir sözle manen sona erdi, sözcüklerin gücü ürkütücü...

Çok çalıştığım bir derste tekrara kalmış veya üniversite sınavında soruları kaydırmış gibi hissediyorum, evliliğime notlar veriyor değilim ya, öğrencilikten daha iyi bildiğim bir şey yok şu dünyada... "sıfır, otur yerine" sesi kulağımda.

Üzücü fakat üstündeki tonluk bir kayadan kurtulmuşsun gibi aynı zamanda... akmasını beklemediğim anlarda gözünden inen yaşlar olsa da ılık bir yağmurda duyduğun bir ferahlık hissi de var.

Ne olduğumu nasıl hissettiğimi söylemek için erken muhtemelen, şimdilik böyle... hala ailemden destek görüp, arkadaşlarımdan teselli duyarken böyle... dost acı söylemeye ailem iyiliğimi düşünmeye başladığında dananın kuyruğu kopacak büyük ihtimalle...

Tek tesellim oğlum, en ağır yük onda, haksızlık ediyor olmaktan korkuyorum... dilerim hayat hep iyilikler güzellikler getirir ona... Ben bunu sağlayamam ama dua kaderi bile değiştirir derler, dualarım şimdi sadece oğluma...

Evliliğimin başından beri hata olduğunu söyleyen veya ima eden bir sürü insan oldu, bu da bana yapılmış bir haksızlık gibi geliyor, bu kararı veren bendim, bitti diye silinip gitmedi ki, yaşanmasa daha mı iyiydi? sırf kuzumun varlığı için bile katlanamam düşünmeye...

'kendi düşen ağlamaz' diye baskı kurmaya hak buluyorsa bu toplum, ne demeye düşenin yoluna sövüp dururlar anlamam... yolumdaki taşları almayacaksan şayet; düşmüşüm, kalkmışım, ağlamışım, gülmüşüm sana ne...

Boşanmanın en kötü yanı, kararlarının 5-10 kişiyi birden fiilen etkileyeceği çok bilinmeyenli bir denklemde tüm sorumluğu almanın beklenmesi, en kötü kararın bile kararsızlıktan iyi olduğu dipsiz bir kararsızlığa itilmişsin hissi, en kararlı kararsızlık hali...

Bayılmıyorum boşanmaya, evlilik tek başıma yürütebileceğim bir durum olsa asla boşanmazdım. Bittiyse inkar etmek intihar etmekten farksız evlilikte... 

Boşanınca daha çok ilmek hissetmek boynunda, aradığı huzuru vermiyor insana... nefes alma isteğim sessizce geri çekiyor kendini, nefesimi yeniden tutuyorum.

Eskiyle aramda 10 yıl 30 kilo ve sorumluluğunu üstlendiğim bir can var ama eskisi gibi can-ı gönülden söylemek istiyorum "bu da geçer yahu" 

11/01/19

hey gidilerin zahmetli kişisi...

aile saadetim yerle bir olurken sadece seyirci kalabilmişim gibi geliyor.

tam bir adım atayım derken bakakaldığım tüm olaylar arasında, onunla beraber tükendim... merak ediyorum 'kişi sevdiğiyle beraberdir' dedikleri böyle bir şey mi? onunla sefil, onun kadar pişkin, bir o kadar kaypak hale gelip onun karakterinin yok oluşunu izlerken, "seni" yitirmek mi?...

galiba bir birimize hiç mi hiç iyi gelmedik. yine de tanıştığım güne lanet edemiyorum, o benim için gerçek aşk olamasa da, en saf aşkım onun sayesinde hayat buldu.

keşke bu kadar kötü olmasak... keşke yıkılan güvenimle beraber vermeseydim onurumu ve gururumu... keşke bir hal çaresi bulmanın yolu olabilse... keşke bunca geçen zamana rağmen tekrar tekrar arkamdan bıçaklamasa... keşke her seferinde bu kadar acıtmasa...

bu sefer kesin bitiriyorum deyip, bize zarar vermeyi aklından geçirmesin diye ölümüne korkuttum onu... sonra deliye vurdum, yanımda olsa yeter gibi geldi yine o anda... yetmiyor... kıskançlık tüm hücrelerimi gezinip ruhuma işleyen bir zehir gibi... 

anlamsız bir ikilemin içinde debeleniyorum, bir yanım sımsıkı sarılmak istiyor bir yanım yüzüne bakınca kusmak istiyor. ondan da onunla hala beraber olduğum için kendimden de tiksiniyorum.

insanın kendinden tiksinme hissini karşı benliğini korumak için beyninde dönen dolaplar ilginç... neden aldatılan kadının 3. tekil şahsın saçını başını yolduğunu anlamazdım eskiden, kadın denen varlığın dolambaçlı aklı işte, acılarını paylaşarak azaltmaya çalışıyor.

tüm bunlar geçmişte kalır mı acaba?

'sorun sende değil bende' desem kabus sona erer mi?

peki ya buna gerçekten inansam, umursamaktan vazgeçirir mi bi zahmet?...

düşündükçe daha evlenirken bunları öngördüğüm anlar fark ediyorum, aklıma gelir gelmez geçiştirdiğim veya senaryoyu kestirip attığımı anımsıyorum hayal meyal.. tabi saniyenin binde biri kadar süren karamsarlıklardı o günlerde, gerçeğim olamayacak kadar uzaktaydı aşk körlüğünde...

o değil de 39 yaşımda hiç olmayacak bir 'ben' daha yaşıyorum... fabrika ayarlarına dön seçeneği kişilik için de olsa ne güzel olurdu. 

kocamı biraz tanıyorsam, bu sıralar bu evliliği benden daha çok bitirmek istediğini söyleyebilirim... ne planladığını öğrenmekten ciddi anlamda korkuyorum.

beni taş mı sanıyor ki böyle hoyrat bana karşı? acı çektiğimi görse durmuyor, öfke duysam durmuyor, hissizleşmemi bekliyor olabilir mi? yok muhtemelen aklımın ötesinde bir kazık yiyeceğim yine, tahmin edemesem de...

bu uykusuz gecelere bünyem daha ne kadar dayanabilecek?

5/14/19

eziklik tarihinde şanlı bir sayfa

"Balina koca gövdesiyle sadece ağzını açıp yemeğinin ona gelmesini bekler ve aç kalmaz ama tilki karnını doyurmak için hep didinir durur yine de aç kalır." bunu ilk duyduğumda sadece hırsla ilgili olduğunu düşündüm, orta okuldaydım ve benim için önemli bir insanın ağzından dinlemiştim, hayatımı şekillendiren öykülerden biri oldu. hırs konusunda hep temkinli oldum ama bir yerlerde yanlış giden bir şey oldu kesin.

Açım sevgiye, ilgiye, başarıya, merhamete, adalete... sorun şu ki tilkiysen balina gibi ağzını açmak saçmalıktan ibaret, ağzını açtığında yemek gelmeyecek, engin maviliklerdeki koca balinaya evrilmeyeceksin.

Sanırım bir katırın ruhuna sahibim ben, eşekle at arası gidip gelen bir hissiyatım var... vur yükü dehle dağ bayır demeden gezsin, uçurum da gelse gözünü karartsın geçsin diyorsan o benim işte. 

"uçurumları sevenin kanatları olmalı..." evet, kanatları asla olmayacak kişiyim ben, yine de pür inat seviyorum uçurumları... tam da hayatımın en dik uçurumundan yuvarlanırken yazıyorum bunları...

Tepetaklak olan dünyamda nefes aldığım tek yer oğlumun yanı ama bendeki olumsuz havaya mı kapılıyor bilinmez o da olura olmaza ağlıyor son zamanlarda, yanı sıra hıçkırıklara boğulmamak için kendimi zor tutuyorum.

Evde ağlıyorum, işte ağlıyorum, telefonda ağlıyorum ve nedense hayatımda en çok ağladığım yerde tuvalette ağlıyorum yine yeniden, iç çeke çeke... isyan ediyor değilim, nalda da var mıhta da... sadece zoruma gidiyor.

yine o haksızlığa uğramışlık hissi... acıyarak bakan gözlerden ömür kurtuluşum yok... başkalarını iyi hissettirecek türden bir eziklik abidesi... 

neyse ki gerçekten öldürmeyen güçlendiriyor, başkalarının çıldıracağı anlarda aklımı yitirmiyorsam bundan... bunca darbenin ardından benim hamurumdan nasıl bir demir işleyecek hayat merak ediyorum.

5/10/19

sen, kendine gel...

Hayat benimle dalgasını geçiyor galiba... önce kocamdan kazık yedim, şimdi de işten tekmeyi yemek üzereyim. Hayatım rayından çıktı son sürat uçuruma doğru gidiyor.

avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum, yaylada yokuş aşağı koştuğum yolda, kimseler duymadan, bilmeden, ağzımdan burnumdan rüzgarlar dolarken, soluk soluğa nefesim ciğerimi yakacak kadar derin ve hızla bedenime doluyorken, havada çığlık çığlık yankılanmak istiyorum.

3/26/19

tek taraflı aşkların bedevisi

Özendiğim tüm yaşlı aşıklar, yüzümü size dönmeyeceğim artık... çeyrek asırlık sevgililer daha nice yıllar dileklerinizi duymazdan geleceğim, sokaklarda aşkla bakan gözler hiçbirinize göz süzmeyeceğim... pes ettim.

Neydi yani beklediğim?... anka kuşu gibi küllerinden doğacak bir aşk mı umdum, bu yaşta ne saflık ama... yuvamıza sahip çıkacağız, bunu atlatacağımıza eminim demiştim, öngörülerim gerçekten berbat...

Hem aldatıp hem boşanmak isteyen yine de şartlarıyla hatta tehditleriyle beni bu lanet şehre bağlayabileceğini düşünen muhterem, sevgili kocam, aşık olduğum adam... hep böyleydi... kendine bu kadar değer vermesi her daim cezbetmiştir beni... yine de çok kırıcı... 

gözümün içine baka baka yalan söyleten ne sana?.. aldatmaya sebep neydi onu da anlayabilmiş değilim, tamam, mükemmel değilim ve şişmanım, kabul umarsızım da çokça ve lakin her an çekip gidebilirdin, aldatmasan da sadece boşansan kendimi suçlu hissederdim kesin.

Peki ya neden bu kusurlarla dolu kadına dönüp geldin sen?... hiçbir şey olmamışcasına günler, aylar belki de yıllar geçirdin, neden?... nefes alabildiğini hissetmedin mi bende?... bu da mı hüsnü kuruntum.

Sana arsız, damarına damarına basan cümleler sarf etmek istiyorum, neylersin ki eyleme dökemeyeceğimi senin de adın gibi bildiğin üç kıçı kırık kelimeyi alır beni yaftalamak için çok güzel kullanırsın, bu da senin çekiciliğin ne yapalım, pratik adamsın vesselam... 

Neden hala sarılıyorsun, madem çok da meraklı değilsin beni görmeye neden bana bakıyorsun, neden sesime katlanıyorsun seni daha da itiyorsa söylediklerim... kiminle yazıştığımı neden umursuyorsun... beni kolayca unutacaksın madem, neden sevdin, madem beni darmadağın ortada bırakacaktın, neden buralara sürükledin... madem iyi adamdın neden bana kötülük ederken gözünü kırpmıyorsun...

Senin hikayende ne yerim var ki, bitmek bilmiyorum?... doğabilen tek çocuğunun annesiyim diye mi?...

Sevgilim, kalbim çok ama çok acıyor.

3/22/19

ofiste kedi var

Bu günün kurtarıcısı bu güzellik oldu. Oğlum da kedi istiyor ama onun astımı benim allerjim nedeniyle imkansız... balıkta karar kıldık en son.

Gözler, pozlar, zerafet olağanüstüydü, benden edepli... onca insan geldi, sevdi, mıncırdı, ama o hiç istifini bile bozmadı.

Kedisine aşık insanları hiç yadırgamıyorum.


3/20/19

içim kabarmış

delirmek üzereyim, beynimde dönüp duruyor evliliğimle ilgili mevzular... düşünmeyeyim diyorum, beynimi meşgul etmek için kitap alıyorum elime, odaklanamıyorum... kafam boşalsın diye bi şeyler izleyeyim diyorum, onun suçlayan tondaki sesi çınlıyor kulağımda, artık pek yardımı olmuyor. İnsan kemiklerinin içinde hisseder mi kıskançlığı, beynim dursa vücudum tuhaf tepkiler veriyor, hormonlarım da hislerim kadar karışık sanırım...

Bir tek burası var... anneme anlatamadım, arkadaşlarıma bile anlatamadım, kime ne söyleyebilirim ki? kim böyle bir evliliğe devam ettiğimi bile bile yanımda rahat kalabilir, şu anda bile birileriyle normal sohbetler sürdürmek zor... umutsuzluk böyle bir şey, mutsuzluktan çok daha beter... sadece mutsuzken bile havadan sudan konuşmak için kötü bir atmosfer oluyor... birilerine derdimi dökmek istiyorum ama kalan son dostları da böyle şeylerle sıkıp uzaklaştırmak istemiyorum, kocamla yüzleşmek neredeyse imkansız, bana her şeyi bilsem bile dürüstçe kalbini açacak biri değil o... ne sanıyorsa beni...

onun düşmanı olmadığımı defalarca söyledim... kinle öfkeyle hareket edecek olsam şu vakte kadar mahvederdim onu her anlamda hem de... 

Bana dürüstçe yüreğindekileri anlatsa şu süreci kazasız belasız atlatabiliriz, bundan eminim... kalbimi kırsa bile samimiyetine değer veririm, beni hiç mi tanımıyor?

Vazgeçmeyeceğini düşünmüştüm bizden, her şeye rağmen... niyeti sadece zaman kazanmak galiba... 

Birazcık rahatının bozulmasına bile tahammülü yok... nereye kadar bu evi tek başıma sırtlanmak zorundayım?...

evi düzende tutması gereken sadece ben... karşı tarafın isteklerini kafa yorması gereken sadece ben... çocuğa ebeveyn olması gereken sadece ben... ailelerle ilgili problem olduğunda alttan alması gereken arayı yapması beklenen sadece ben... faturaları ödemesi gereken ben... okulla ilgilenmesi gereken ben... evin reisisin diye evin kölesi değilim ki... tuhaf tipli tamircilerle muhatap olmaktan, onu bunu idare edip durmaktan, her şeyde sorumluluk hissetmekten vazgeçmeli miyim?

hiçbir şey yapmadan oturduğumda bile ev için suçluluk hisseder hale geldim, çalışıyorum ulan, eşekler bile çalıştıktan sonra yemlenip dinleniyor... uykusuzluk da bir hastalık türü, uyuyamadığım için bile suçlanırken dinlenmek nasıl suç olmasın?

kalan gücümle gayret etmeyi bırakmalı mıyım?... kim biliyor ki bunların değerini...

değersiz hissetmekten bıktım.

3/19/19

bitmek bilmeyen kışın dağ dolusu karları

İçim içimi yiyor, eşeledikçe daha da pislik çıkıyor altından... beni kim bilir kaç kez aldattı, bitti mi peki, yeniden aldatılacak mıyım? 

Yük gibi hissediyorum yanında, başkalarının prensesler gibi muamele gördüğü aşikar...

Ben seni sevmeye devam etmeli miyim? devam edebilir miyim? tabi ki bunu yapabilirim ama bunun için biraz daha öldürmeliyim kendimi, kendimden daha çok daha da çok vermeliyim, değmeyecek bir aşk için... korkuyorum... Allah'a havale ediyorum.

Evliliğimi bitirmeyi hiç ama hiç istemiyorum fakat yüreğim kursağımda bir yumru şimdi... kalbimi bu kadar yormasa... bana güvenebilmek için birazcık sebep verse... yuvamız için azıcık gayret...

Kore dizisi izlediğimden dem vuruyor ha bire... evi derleyip toparlamak yerine oturup dizi izliyormuşum... yapmadım diyemem ama beni alabildiğine yalnız ve sevgisiz bırakırken, yine de seni bekliyorken beynimdeki tüm sesleri susturmak adına bu kadarını da yapmasam veya seninle gece gündüz tartışıp beklentilerimle seni sıktıkça sıksam, buralara kadar gelmezdi bu meseleler muhtemelen, boynuz yemezdim, inceldiği yerden kopardı, istediğin buydu belki... umduğun?

Beklemekle gelmeyen sabahlar...hele o susuşlar... gecenin bir yarısına değin adamın yollarını gözlüyorsun, iki kelam etsen oflayıp pofluyor, tartışıp duran birilerinin sesi var ekranda, ne hissettim sence?...

dizilerdeki sahte romantizmlerle avunuşum bile aldatmaktan daha kötüdür belki... gözümün kocamdan başkasına kör kalışı kusurdur... kıskandırmalı mıyım seni, kadının olduğumu anlaman için? sana mı benzemeliyim, mutluluğumu da mutsuzluğu da yuvamın dört duvarında yaşamak yerine ortaya mı atmalıyım her şeyimi... yapamam, harcım değil, hala ayakta tutabildiğim tek şey sadakatim, onu da iki paralık edersem, nem kalacak geriye...

senin korktuğun ne? kaybetsen de evinin mobilyalarını yeniler gibi çocuğu, kadını yenileyebilirsin bu belli artık... daha kaç vücut gerek kopup gitmen için... 

benim kalbim kırık ama ya seninkisi? her yeni kadında dönüp beni buluyorsun, hiç mi rahatsız etmiyor seni... sevgili ben, sevgilin olamayan ben, bunu düşünmek benim kalbimi kırıyor açıkçası, seni düşünmek yani... senin elini tutmak kendimin saçlarını okşamak istiyorum.

Aynı zamanda enseme bir tane şaklatmak istiyorum, senin duygularını önemsediğim için... 

Bana ne yaparsan ne söylersen söyle senin yüreğine senden bile fazla güvendim, senin hislerinin sonsuzluğuna inanmak istedim belli ki... kalbinin bu kadarcık yılda değişeceğine ihtimal vermedim. 

kalp kalbe karşıydı hani?!... kalbimin hala senin için atması haksızlık...

3/12/19

çıplak dalda bir sonbahar yaprağı

Aldatıldım. 

hislerimin uyuştuğu birkaç günün sonunda beynim işlevlerini yavaştan kazansa da o yumru boğazımdan gitmedi. 

Kalbimde 'ölümü bile bu kadar acıtamazdı' diye düşündüğüm bir acı var.

Kocamı hala seviyorum... o yüzden affedemeyeceğimi düşündüğüm halde oturup konuştum, canını acıtmak istediğim halde öptüm, sarıldım, öleceğimi sandım ama nefes almaya devam ettim.

Diğer yandan onun özür dileyeceğini sandım beni suçladı, üzüleceğini sandım ama konuşmaktan sıkılıyor gibiydi, utanacağını sandım beklemediğim kadar umursamazdı... 

Böyle bir durumda bağırıp çağırıp camı çerçeveyi indireceğimi sanırdım, oysa uzun bir süre kılımı bile kıpırdatamadım, hatta ona karşı savunmasızdım... sarılıp teselli edeceğini umdum ama ellerine boş boş bakakaldım, benden uzak kalışını sadece seyredebildim.

Kızgın olmalıydım ama çaresiz hissediyorum... İleri adım atamıyorum, geri çekilemiyorum, çırılçıplak ortadayım.

Nefret ederdim sadakatsiz kocalardan, evde bekleyenini yok sayıp gözü kadın kovalayanlardan, üvey babamın pek çok şeyinden tiksindim ama gidip benzer bir adamla evlendiğimi görüyorum.

Nasıl hala sevebiliyorum!? benim için muamma...

Kendime zarar vermek istiyorum hatta bugün doktora gittiğimde içimde bir yerde kanser olmayı beklediğimi biliyorum, aslında ölmek istemiyorum, çocuğumu babasına bırakmak fikri çok ürkütücü...

Üvey babam pisliğin teki olsa da bir çocuk için endişe verici biri değildi, buna rağmen varlığı bile sıkıntı kaynağıydı, öğrenildiğinde ilk sorulanın şiddet görmek ya da dokunulmak konusunda olması ve istisnasız herkesin bunu merak ediyor olması cidden sinir bozucu... Annesine bu kadar düşkün olan oğlumun bir üvey anneyle yaşayabileceği sorunlar beni fena halde endişelendiriyor.

Ayrılmalı mıyım yoksa tüm gayretimle yuvamı mı korumalıyım? tercihim ikincisinden yana şu an, peki buna çok pişman olacak mıyım? tek taraflı çabayla olacak iş değil yuvayı korumak, ona yaslanabilecek miyim? yuvamı başıma yıkacak mı? yuvanın direği olmak öyle gönülsüzce yapılacak iş değil, bende gönlü var gibi davranmıyor, oğlu umrundaymış gibi de davranmıyor, bizi yük olarak gördüğünü sıklıkla düşünüyorum, "biz" olmak için umut var mı?

Oğlum babasız büyüsün istemiyorum ama aileyi böyle yavan bir şey olarak bilsin de istemiyorum, babasız büyümüş bir kız çocuğu babasız evlat yetiştirmekte belki daha iyi iş çıkarabilir diye düşünüyorum bazen... yine de eksik büyümek var ya o eksiklik hissi, öğrenmese çok daha iyi...

Kendim için de korkuyorum, bu şehir beni öldürüyor kalmak istemem kocam olmasa... o kocam olmasa da oğlumun babası olacak onları birbirinden uzaklaştırmak da istemiyorum ama yalnız dul bir kadın, kesin hedef... annemin ve abimin himayesinde daha güvende olurum ama adana oğlum için iyi olacak mı? zaten ilgisiz olan babası onu başından savmak için mesafeyi bahane edip onu yok sayacak mı? eminim her ne olursa olsun beni suçlayacak, benim başıma kötü şeyler gelse bile bu böyle... 

Ben neden onu suçlamak istemiyorum? kahretmek, lanetler okumak şu an garip kaçmazdı, neden içimden sövüp saymak gelmiyor?... parçalamak istiyorum neden onu değil de kendimi?

Bencilce davranmak istiyorum onu bile beceremiyorum. Talep etmek, istemek, kararlarımı dikte etmek neden bana böyle zor... Bu ben değilim işte... olamam da zaten...

6/15/18

Kavga havasındayım bugün

ben bile kendimi unutmuşken bu blog unutulmamış mıdır? umarım unutulmuştur.

insan olarak unutulmak tatsız ama burası hatırlanmamak üzere unutulsun mümkünse... ben burayı hafızamın hezeyanı olarak değil olağan gel-gitler için düşündüm, gönlümü de koydum... bazen savunmasızca ortada kaldığını bilsem de pek gözümü budaktan sakınmadım, kör göze parmak gibi soktum her iki lafın arasına birer hatıra ama anılar burayı yer yurt edinsin diye değildi.

Şimdi yumruk kadar bir hatırayı mideye indirip sindirmeye çalışıyorum, dumanı üstünde, dilim damağım yanıyor, yansın dert değil de... çocuğumun hasta benim işte olduğum şu günde anneliğim sorgulanırken sindiremiyorum, olağan görünen şu durumu kusmak istiyorum, boğazıma saplanıyor.

Tamamen çaresiz de sayılmam esasında, medet umsam yardım eder misin? birilerine bağırmam gerek, şuracıkta nefessiz kalmamak için şu kirli havadan kurtulmam gerek... 

benim sorunum umutsuzluğum, yine de kötü anne değilim, bunu kabul etmiyorum... tek umudumdan, bana soluk verip yaşama bağlayan tek varlıktan başarı oranımın ölçülmesini kabul etmiyorum, kıyas kabul etmiyorum, amaç bile kabul etmiyorum o söz konusuysa, bir projeymiş gibi yarım kalan şeylerden eksiklerden bahsedilmesi de kabulüm değil. 

Karşılık bulabildiğim en saf aşka kıymet vermeyeceğimi düşünüyorsan bu senin sorunun!

Kim olduğumu hatırlıyorum vol.1

Samimiyetim zamanında en güçlü özelliğimdi, üzüldüğümde üzüldüğümü söyler, sıklıkla gülümsemiyor olsam da gülüşüm yüzümde eğreti durmazdı, öfkem ateşti belki ama sevgimi de göstermekten çekinmedim hiç, utanıp sıkılsam bile samimiyetle sevdim, sevdiğimde özveri gösterdim, fedakarlığı çok ama çok sevdim, umudum hayallerim kadar parlaktı hatıralarımda...

Bugün birini ağlattım sonra da tüm kalbimle pişman olup göz yaşlarını sildim, uzun zamandır ilk kez samimiyetimi hissettim, hatırladığım tüm anılardan daha güçlü bir duygu... evet, karar verdim; duygularımı hatırlamak değil yaşamak istiyorum, böylesi çok daha iyi...

2/07/18

gerçeklik frekansında ufak bir sapma

Kulaklıklar daha iyi duyabilmek için de duymazdan gelebilmek için de müthiş yararlı araçlar keşke netlik ayarı yapar gibi varlığını farkettirme ayarı yapabileceğin aletler olsa "kusura bakma, varlığımı farklı yerde odaklamıştım" gibisinden bahaneler uydurabildiğin bir tür saydamlaşma-bulanıklaşma durumları falan olsa ya da ne bileyim net biçimde karşısında durunca kişinin onu görmezden gelmediğini varlığına kayıtsız olmadığını ortaya koyabilsen, arada bahaneler bile olsa yanında yitip gittiğini kişi açıkça ortaya koyabilse karmakarışık metaforlar, dallanıp budaklanmalar, psikolojik oyunlar falan olmadan...

bu kulaklıklar gün boyu kulağımda, kulağımdaki işitme kaybının maskesi olarak kullanıyorum çoğunlukla yani hiçbir seyi dinlemezken duyamamamın kamuflajı... dinlediğimdeyse başka bir dünyanın kapısını aralamak gibi...
Arkadaşımla aramı düzelttim... ona hislerimi açıkça söyledim ama kendimle ilgili dillendirmek istemediğim pek çok özeleştiriyi de gözleri önüne serdim... bunu yapmasam bir şeyleri eksik bırakıyormuşum gibi geliyor... oysa benim kadar kendine isabetli eleştirilerle delici oklar atan kimseye rastlamadım... çoğunda samimiyet yok... açıkçası ben de hoşlanmıyorum, kötü yanlarımı ortaya sermekten ama bir başlayınca duramıyorum... kendini sevmenin tuhaf biçimlerinden biriyse şayet itiraf etmeliyim ki tablo bir megolamanı işaret ediyor, yine de o kadar abarttığımı düşünmüyorum... şu da var ki tüm kusurlu taraflarıma rağmen kendimden nefret etmiyorum, hatta benden bir tane daha olsa kendimin dikkatini çekerdim, uzak duran samimi türde bir ilişki olurdu, kendi soğukluğumla kendimin başedebileceğini sanmıyorum herhalukarda...

çarçabuk yakınlaşabilen insanları kıskanmıyorum velakin farklı bir türmüş gibi yabancılar bana.... uzaktan uzun uzadıya baktığım oluyor, bunu hayata geçirmek çok zahmetli, kimi yalnız kalamaz kimi de yalnızlığından o kadar uzak kalamaz, benim ikinci türde olduğum kesin...

12/11/17

bütün olay gözlerde

Gözler de yalan söylermiş biliyor musun? şaşırttı beni... dürüstçe gözlerimin içine baksa tamamdır derim genelde fakat gözler bile kandırıkçı çıktı, iyi mi?!...

"gerçeklere bile ayak direyecek kadar inatçı bir ruha sahip olmak" övgüymüş gibi geliyor kulağa, safsata, kendini kandırmanın tepetaklak hali...

boğazım fena, yutkunmak bile zor, yememek aşırı halsizlikle son buluyor, yesem boğazımdan geçmesi için onca zorladığım lokma dümeni çeviriyor gerisin geriye... çalışmak zorundayım, ev harap, gözümde ölü bakışlar...

11/28/17

Kendinden habersizliğin dibi

Hayatımla ilgili en utanç verici ayrıntılardan birini paylaştığım arkadaşım, içimi rahatlatacak ya da en azından destekleyecek hiçbir şey yapmadı, içten içe beni suçladığından da eminim "zamanında ben seni uyarmıştım" dememek için zor tuttu muhtemelen kendini... yine de dün akşam gönderdiği mesaj... içim içimi yiyor... görüştüğümüzde konuştuğumuz bir diziyle ilgili benim yanılgıma dair 'tatlı' denebilecek bir sataşmayı içeriyordu, tek yazdığım "iyiymiş" oldu, cevabıma gıcık olduğuna da eminim... görmezden gelsem daha kasvetli olacaktı, tatlı atışmalar içinse yanlış zaman...

hep kendinden ve sorunlarından bahsedip ilgi bekleyen bir başka arkadaşı nasıl acımasızca eleştirdiğimi hatırlıyorum da pek farkım yok şu anda... yine de gönül koymaktan alamıyorum kendimi... beni iyi hissettirmek için değildi, samimiyetle yaptığımız hararetli laf kalabalığını özledi muhtemelen, şu depresif hallerimden nefret ettiğimi biliyorum ama... gerçekten yardıma ihtiyacım var, görmemiş olabilir mi bu iri gövdede sakladığım o üfürsen düşecek zayıflıktaki kızı... ben de uzun cümleler kurmayı özlüyorum, birilerinin ekseninde olmayı değil de kendimce yaşamayı ben de özlüyorum, yine de böyle mi yani, şu anki beni yok sayarsan yani yok sayarsam değişecek miyim?!...

Bir değişimin daha eşiğinde olduğumu hissediyorum -ama iyi ama kötü- şimdikiyle aynı olamayacağım, öncekiyle de aynı olmayacağım, ellerimle bu yeni hatunu şekillendirmek için güçsüzüm, peki neye benzeyecek? yaranın kabuk bağlaması gibi geçici, olağan ve izler barındıran bir şey mi? daha mı başka? yoksa güçlenene kadar sürüncemeye devam mı?...