12/25/20
dünya yuvarlak
12/24/20
şeridinde kal, çizgiyi kaybetme
Her şeye bebek adımlarıyla yeniden başladım. sen de emekleyerek ben diyim sürünerek, Allah ne verdiyse koşmak için hevesleniyorum. Yeni hayat, olağan haller... tek korkum yaşadığım sınavları tersten okumuş olmak; onlarda başa saracağım korkusu beni öldürüyor.
12/21/20
zemheride soğuk su
Birkaç günden beri allak bullak olmuş durumdayım.
Eski kocam bana alenen yürüdü... derdi barışmak değildi, yeniden başlamak değildi, yanılsam üzülmekten çok sevinirim ama belli ki derdi intikam bile değildi.
bu adamla açtım gözümü, yıllarca gözümün ucuyla bir başkasını süzmedim, bu sülükle gönlümü kilitliyorum, ne acı...
Bu olayın sabahında geçmişe dönmeyi dilemiştim, hamileliğimin son aylarına, her şeyi farklı yaptığımı hayal ettim hatta umutsuzca yalvardım, duanın gücüne inanıyorum. Neyse ki Allah gerçekten merhametli, gerçekleşmesi facia olacak şu saf salak duanın içtenliğine rağmen beni korudu, teşekkür ediyorum.
Çocuğum ve yaşanmış tüm güzel anılarım adına minnettardım, şimdiyse dilimin ucuna gelip gelip gidiyor beddualar, bırak dilimin duasını zehirlemesin, diyip yutuyorum.
11/28/20
Bu da geçer ya hu
Tek kelime etmedik, öncesinde ve sonrasında, ucundan çekiverdiğin bir kelebek düğüm gibi çözüldü gitti tüm bağlar... kilit altında tuttuğum tüm hisler önce başıma üşüştü, karnımda dolaştı durdu sonra...
Neye içerlediğimden tam olarak kendim de emin değilim ama kırgınım ve tükenmiş hissediyorum.
Avukat çoğu kadın müvekkilinin duruşma salonundan çok mutlu ve rahatlamış ayrıldığını söyledi, üzgün olmamın doğal olduğunu düşünüyordum açıkçası, kangren olmuş uzvun kesildiğinde ölmediğine şükreder insan ama iyileşme kutlaması yapar mı cidden?
Üzgünüm, çok üzgünüm iki gündür, ağlamamı durduramıyorum... öfkelenip kendime gelebilmek adına onun o kadınlara yazdıklarını okudum, kalbim daha da kırıldı öfke yerine hüzün oturdu kursağıma...
Değersiz hissediyorum, yetersiz, beceriksiz... dayak yediğim için, aldatıldığım hatta yediğim hakaretler için bile suçlu hissediyorum, onurum gururum haysiyetim ya da neyse işte değerli hissettiren insanı özünde o paramparça şimdi... beynim kabul etmiyor bu dediklerimi, dilim söylemeye varmıyor ama hissettiğim tam olarak bu...
Annemin onu iyi kişi olarak anması batıyor, oğlumun babasını değil beni öfkesine hedef seçmesi batıyor, kalbimdeki ağırlık hissi batıyor.
Ne kanımı paylaştığım ne de suyumu paylaştığım insanlara dökebiliyorum içimdekileri, ihtiyacım olan son şey eleştiri ve sorgu... korkuyorum sözlerin gücünden, dilimden ve birilerini daha kaybetmekten...
Baba terbiyesi almadığından başka hatunlara yakınan eski kocam, terbiyesini almasam da mirasını son kuruşa kadar verdiğim evde babamın kemiklerimi sızlatıyor muhtemelen şu sıralar...
11/26/20
Tünelin sonundaki patika
10/08/20
Bu da böyle bir anı olsun
11/01/19
hey gidilerin zahmetli kişisi...
5/14/19
eziklik tarihinde şanlı bir sayfa
Açım sevgiye, ilgiye, başarıya, merhamete, adalete... sorun şu ki tilkiysen balina gibi ağzını açmak saçmalıktan ibaret, ağzını açtığında yemek gelmeyecek, engin maviliklerdeki koca balinaya evrilmeyeceksin.
Sanırım bir katırın ruhuna sahibim ben, eşekle at arası gidip gelen bir hissiyatım var... vur yükü dehle dağ bayır demeden gezsin, uçurum da gelse gözünü karartsın geçsin diyorsan o benim işte.
Tepetaklak olan dünyamda nefes aldığım tek yer oğlumun yanı ama bendeki olumsuz havaya mı kapılıyor bilinmez o da olura olmaza ağlıyor son zamanlarda, yanı sıra hıçkırıklara boğulmamak için kendimi zor tutuyorum.
Evde ağlıyorum, işte ağlıyorum, telefonda ağlıyorum ve nedense hayatımda en çok ağladığım yerde tuvalette ağlıyorum yine yeniden, iç çeke çeke... isyan ediyor değilim, nalda da var mıhta da... sadece zoruma gidiyor.
yine o haksızlığa uğramışlık hissi... acıyarak bakan gözlerden ömür kurtuluşum yok... başkalarını iyi hissettirecek türden bir eziklik abidesi...
5/10/19
sen, kendine gel...
avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum, yaylada yokuş aşağı koştuğum yolda, kimseler duymadan, bilmeden, ağzımdan burnumdan rüzgarlar dolarken, soluk soluğa nefesim ciğerimi yakacak kadar derin ve hızla bedenime doluyorken, havada çığlık çığlık yankılanmak istiyorum.
3/26/19
tek taraflı aşkların bedevisi
Peki ya neden bu kusurlarla dolu kadına dönüp geldin sen?... hiçbir şey olmamışcasına günler, aylar belki de yıllar geçirdin, neden?... nefes alabildiğini hissetmedin mi bende?... bu da mı hüsnü kuruntum.
Sana arsız, damarına damarına basan cümleler sarf etmek istiyorum, neylersin ki eyleme dökemeyeceğimi senin de adın gibi bildiğin üç kıçı kırık kelimeyi alır beni yaftalamak için çok güzel kullanırsın, bu da senin çekiciliğin ne yapalım, pratik adamsın vesselam...
Senin hikayende ne yerim var ki, bitmek bilmiyorum?... doğabilen tek çocuğunun annesiyim diye mi?...
3/22/19
ofiste kedi var
Gözler, pozlar, zerafet olağanüstüydü, benden edepli... onca insan geldi, sevdi, mıncırdı, ama o hiç istifini bile bozmadı.
Kedisine aşık insanları hiç yadırgamıyorum.
3/20/19
içim kabarmış
Bir tek burası var... anneme anlatamadım, arkadaşlarıma bile anlatamadım, kime ne söyleyebilirim ki? kim böyle bir evliliğe devam ettiğimi bile bile yanımda rahat kalabilir, şu anda bile birileriyle normal sohbetler sürdürmek zor... umutsuzluk böyle bir şey, mutsuzluktan çok daha beter... sadece mutsuzken bile havadan sudan konuşmak için kötü bir atmosfer oluyor... birilerine derdimi dökmek istiyorum ama kalan son dostları da böyle şeylerle sıkıp uzaklaştırmak istemiyorum, kocamla yüzleşmek neredeyse imkansız, bana her şeyi bilsem bile dürüstçe kalbini açacak biri değil o... ne sanıyorsa beni...
onun düşmanı olmadığımı defalarca söyledim... kinle öfkeyle hareket edecek olsam şu vakte kadar mahvederdim onu her anlamda hem de...
Vazgeçmeyeceğini düşünmüştüm bizden, her şeye rağmen... niyeti sadece zaman kazanmak galiba...
Birazcık rahatının bozulmasına bile tahammülü yok... nereye kadar bu evi tek başıma sırtlanmak zorundayım?...
evi düzende tutması gereken sadece ben... karşı tarafın isteklerini kafa yorması gereken sadece ben... çocuğa ebeveyn olması gereken sadece ben... ailelerle ilgili problem olduğunda alttan alması gereken arayı yapması beklenen sadece ben... faturaları ödemesi gereken ben... okulla ilgilenmesi gereken ben... evin reisisin diye evin kölesi değilim ki... tuhaf tipli tamircilerle muhatap olmaktan, onu bunu idare edip durmaktan, her şeyde sorumluluk hissetmekten vazgeçmeli miyim?
hiçbir şey yapmadan oturduğumda bile ev için suçluluk hisseder hale geldim, çalışıyorum ulan, eşekler bile çalıştıktan sonra yemlenip dinleniyor... uykusuzluk da bir hastalık türü, uyuyamadığım için bile suçlanırken dinlenmek nasıl suç olmasın?
kalan gücümle gayret etmeyi bırakmalı mıyım?... kim biliyor ki bunların değerini...
değersiz hissetmekten bıktım.
3/19/19
bitmek bilmeyen kışın dağ dolusu karları
Ben seni sevmeye devam etmeli miyim? devam edebilir miyim? tabi ki bunu yapabilirim ama bunun için biraz daha öldürmeliyim kendimi, kendimden daha çok daha da çok vermeliyim, değmeyecek bir aşk için... korkuyorum... Allah'a havale ediyorum.
Evliliğimi bitirmeyi hiç ama hiç istemiyorum fakat yüreğim kursağımda bir yumru şimdi... kalbimi bu kadar yormasa... bana güvenebilmek için birazcık sebep verse... yuvamız için azıcık gayret...
Kore dizisi izlediğimden dem vuruyor ha bire... evi derleyip toparlamak yerine oturup dizi izliyormuşum... yapmadım diyemem ama beni alabildiğine yalnız ve sevgisiz bırakırken, yine de seni bekliyorken beynimdeki tüm sesleri susturmak adına bu kadarını da yapmasam veya seninle gece gündüz tartışıp beklentilerimle seni sıktıkça sıksam, buralara kadar gelmezdi bu meseleler muhtemelen, boynuz yemezdim, inceldiği yerden kopardı, istediğin buydu belki... umduğun?
Beklemekle gelmeyen sabahlar...hele o susuşlar... gecenin bir yarısına değin adamın yollarını gözlüyorsun, iki kelam etsen oflayıp pofluyor, tartışıp duran birilerinin sesi var ekranda, ne hissettim sence?...
dizilerdeki sahte romantizmlerle avunuşum bile aldatmaktan daha kötüdür belki... gözümün kocamdan başkasına kör kalışı kusurdur... kıskandırmalı mıyım seni, kadının olduğumu anlaman için? sana mı benzemeliyim, mutluluğumu da mutsuzluğu da yuvamın dört duvarında yaşamak yerine ortaya mı atmalıyım her şeyimi... yapamam, harcım değil, hala ayakta tutabildiğim tek şey sadakatim, onu da iki paralık edersem, nem kalacak geriye...
senin korktuğun ne? kaybetsen de evinin mobilyalarını yeniler gibi çocuğu, kadını yenileyebilirsin bu belli artık... daha kaç vücut gerek kopup gitmen için...
Aynı zamanda enseme bir tane şaklatmak istiyorum, senin duygularını önemsediğim için...
3/12/19
çıplak dalda bir sonbahar yaprağı
Kocamı hala seviyorum... o yüzden affedemeyeceğimi düşündüğüm halde oturup konuştum, canını acıtmak istediğim halde öptüm, sarıldım, öleceğimi sandım ama nefes almaya devam ettim.
Diğer yandan onun özür dileyeceğini sandım beni suçladı, üzüleceğini sandım ama konuşmaktan sıkılıyor gibiydi, utanacağını sandım beklemediğim kadar umursamazdı...
Kızgın olmalıydım ama çaresiz hissediyorum... İleri adım atamıyorum, geri çekilemiyorum, çırılçıplak ortadayım.
Nefret ederdim sadakatsiz kocalardan, evde bekleyenini yok sayıp gözü kadın kovalayanlardan, üvey babamın pek çok şeyinden tiksindim ama gidip benzer bir adamla evlendiğimi görüyorum.
Nasıl hala sevebiliyorum!? benim için muamma...
Kendime zarar vermek istiyorum hatta bugün doktora gittiğimde içimde bir yerde kanser olmayı beklediğimi biliyorum, aslında ölmek istemiyorum, çocuğumu babasına bırakmak fikri çok ürkütücü...
Üvey babam pisliğin teki olsa da bir çocuk için endişe verici biri değildi, buna rağmen varlığı bile sıkıntı kaynağıydı, öğrenildiğinde ilk sorulanın şiddet görmek ya da dokunulmak konusunda olması ve istisnasız herkesin bunu merak ediyor olması cidden sinir bozucu... Annesine bu kadar düşkün olan oğlumun bir üvey anneyle yaşayabileceği sorunlar beni fena halde endişelendiriyor.
Ayrılmalı mıyım yoksa tüm gayretimle yuvamı mı korumalıyım? tercihim ikincisinden yana şu an, peki buna çok pişman olacak mıyım? tek taraflı çabayla olacak iş değil yuvayı korumak, ona yaslanabilecek miyim? yuvamı başıma yıkacak mı? yuvanın direği olmak öyle gönülsüzce yapılacak iş değil, bende gönlü var gibi davranmıyor, oğlu umrundaymış gibi de davranmıyor, bizi yük olarak gördüğünü sıklıkla düşünüyorum, "biz" olmak için umut var mı?
Oğlum babasız büyüsün istemiyorum ama aileyi böyle yavan bir şey olarak bilsin de istemiyorum, babasız büyümüş bir kız çocuğu babasız evlat yetiştirmekte belki daha iyi iş çıkarabilir diye düşünüyorum bazen... yine de eksik büyümek var ya o eksiklik hissi, öğrenmese çok daha iyi...
Kendim için de korkuyorum, bu şehir beni öldürüyor kalmak istemem kocam olmasa... o kocam olmasa da oğlumun babası olacak onları birbirinden uzaklaştırmak da istemiyorum ama yalnız dul bir kadın, kesin hedef... annemin ve abimin himayesinde daha güvende olurum ama adana oğlum için iyi olacak mı? zaten ilgisiz olan babası onu başından savmak için mesafeyi bahane edip onu yok sayacak mı? eminim her ne olursa olsun beni suçlayacak, benim başıma kötü şeyler gelse bile bu böyle...
Bencilce davranmak istiyorum onu bile beceremiyorum. Talep etmek, istemek, kararlarımı dikte etmek neden bana böyle zor... Bu ben değilim işte... olamam da zaten...
6/15/18
Kavga havasındayım bugün
Şimdi yumruk kadar bir hatırayı mideye indirip sindirmeye çalışıyorum, dumanı üstünde, dilim damağım yanıyor, yansın dert değil de... çocuğumun hasta benim işte olduğum şu günde anneliğim sorgulanırken sindiremiyorum, olağan görünen şu durumu kusmak istiyorum, boğazıma saplanıyor.
Kim olduğumu hatırlıyorum vol.1
Bugün birini ağlattım sonra da tüm kalbimle pişman olup göz yaşlarını sildim, uzun zamandır ilk kez samimiyetimi hissettim, hatırladığım tüm anılardan daha güçlü bir duygu... evet, karar verdim; duygularımı hatırlamak değil yaşamak istiyorum, böylesi çok daha iyi...
2/07/18
gerçeklik frekansında ufak bir sapma
bu kulaklıklar gün boyu kulağımda, kulağımdaki işitme kaybının maskesi olarak kullanıyorum çoğunlukla yani hiçbir seyi dinlemezken duyamamamın kamuflajı... dinlediğimdeyse başka bir dünyanın kapısını aralamak gibi...
çarçabuk yakınlaşabilen insanları kıskanmıyorum velakin farklı bir türmüş gibi yabancılar bana.... uzaktan uzun uzadıya baktığım oluyor, bunu hayata geçirmek çok zahmetli, kimi yalnız kalamaz kimi de yalnızlığından o kadar uzak kalamaz, benim ikinci türde olduğum kesin...
12/11/17
bütün olay gözlerde
"gerçeklere bile ayak direyecek kadar inatçı bir ruha sahip olmak" övgüymüş gibi geliyor kulağa, safsata, kendini kandırmanın tepetaklak hali...
boğazım fena, yutkunmak bile zor, yememek aşırı halsizlikle son buluyor, yesem boğazımdan geçmesi için onca zorladığım lokma dümeni çeviriyor gerisin geriye... çalışmak zorundayım, ev harap, gözümde ölü bakışlar...
11/28/17
Kendinden habersizliğin dibi
hep kendinden ve sorunlarından bahsedip ilgi bekleyen bir başka arkadaşı nasıl acımasızca eleştirdiğimi hatırlıyorum da pek farkım yok şu anda... yine de gönül koymaktan alamıyorum kendimi... beni iyi hissettirmek için değildi, samimiyetle yaptığımız hararetli laf kalabalığını özledi muhtemelen, şu depresif hallerimden nefret ettiğimi biliyorum ama... gerçekten yardıma ihtiyacım var, görmemiş olabilir mi bu iri gövdede sakladığım o üfürsen düşecek zayıflıktaki kızı... ben de uzun cümleler kurmayı özlüyorum, birilerinin ekseninde olmayı değil de kendimce yaşamayı ben de özlüyorum, yine de böyle mi yani, şu anki beni yok sayarsan yani yok sayarsam değişecek miyim?!...
Bir değişimin daha eşiğinde olduğumu hissediyorum -ama iyi ama kötü- şimdikiyle aynı olamayacağım, öncekiyle de aynı olmayacağım, ellerimle bu yeni hatunu şekillendirmek için güçsüzüm, peki neye benzeyecek? yaranın kabuk bağlaması gibi geçici, olağan ve izler barındıran bir şey mi? daha mı başka? yoksa güçlenene kadar sürüncemeye devam mı?...



