4/14/15

haftalık

Ailede haftalarca süren hastalıklardan sonra heyecanlı bir hafta geçirdik. Bebeğimin bilinçli sözcüğü "baba"sınaydı, ta kendisine söyledi, sonrasında acemi sürünmeler yerini emeklemelere ve de tutunup kalkmalara bıraktı, son olarak; o artık iki dişi patlamış bir velet...

kafası çok terlediği için saçlarını keselim diyordum uzun zamandır, annemin de gazına gelip gözünün içine giren kısmı kestim bu hafta, kötüydü, fakat asıl felaket babasıyla saçını üçe vurmaya kalkışınca oldu, tepindi, ağladı ve yarım yamalak acayip bir kafayla kala kaldı kuzum... düzeltmek için biraz cesaret toplamamız gerekecek...

3/18/15

tv tu kaka

sonunda eşimin işi kesinleşti, her ay "acaba?..." demekten şimdilik kurtulduk, şükürler olsun... insan böyle zamanlardan sonra harcama yapmaya korkuyor ama oğluma her gün yeni bir şeyler almak istiyorum, güvenliği için evde birtakım değişiklikler istiyorum, insan çelişkilerle dolu bir varlık :)

9. aya sayılı günler kala oğlum ne emekliyor, ne yürüyor ne de konuşuyor, üstelik reklam hastası... tv seyretmesin diye kişisel bir çaba harcıyorum, babası ve nineleri önemsemiyor, halası ısrarla tv seyretmesi gerektiğini savunuyor (tv sürekli açık olursa  çok düşkün olmazmış güya -sürekli açık olunca az seyrediyor gibi geliyor, seyrettiği süre göze batmıyor tabi- her seferinde tv konusunda takıntılı arkadaşını anlatıp duruyor) öylesine bilinçliymişcesine anlatıyor ki bazen benim bile tv'nin gerekliliğine inanasım geliyor, boşuna dememişler 'cahillik mutluluktur' diye...

iletişimdeyken üstüne basa basa anlatılan; tv'nin zararlı hatta bilinçaltını vuran bir metaryal olduğu, insanı nasıl köleleştirdiği falanı filanıydı. Televizyon Öldüren Eğlence - Neil Postman standart kaynak kitaplardandı zaten... özetle; sinema iyi, tv kötü, radyo nostaljik, medya güçlü, iletişim gerekliydi.


Kitaplarda defalarca okuduğum, tv bağımlılığımı kırmamı sağlayan ve inandığım 'kanıtlanmış' gerçekler nedeniyle bile insanları ikna çabası harcamaya takatim yok; anlamayacaklar, anlasalar işlerine gelmeyecek yahut umursamayacaklar, kimisi dinleme zahmetine bile katlanmayacak, kendi kafasının dikine giden "he he" deyip bildiğini okuyacak, en beteri de çocuğumu gripten çok daha tehlikeli hastalıklardan korumak istediğim için "çok biliyorsun" olacak, kopuk aile ilişkileri, sinirleri yıpratılmış anne tv'den daha tehlikeli o nedenle ölümlerden ölüm beğenip geçirdim üzerine, yakıştı mı, hayır!

çocuğumu tv'ye bu kadar maruz bıraktıkça vicdan azabı çekiyorum, ninelerin elinden alıp kreşe vermek bile daha makul görünüyor bazen ama o kadar küçük ve ilgiye sevgiye o kadar ihtiyaç duyacak çağda ki kıyamıyorum; seviyorlar, oynuyorlar, birebir ilgi görüyor, onlarla arasında bağ kuruyor, bunlar hiç de azımsanacak şeyler değil yine de karabasanlardan kurtuluş yok.

oğlumun gelişimindeki gecikmelerde kabuslarla yüzleşiyorum; otizm, disleksi, dikkat dağınıklığı, şu anda belirtileri net görülen ve giderek artan hiperaktivite, olası göz bozuklukları -uyku ve yeme bozukluklarını dişe yorsam da kalıcığı korkutucu- ilerleyen dönemde ekran bağımlılığı... endişeliyim.

3/06/15

yalnızca sitem...

Soluk almak bu kadar mı zor... her hatada veya her heveste kursağımda acı, her nefeste batan ve kanatan... sırf varlığımın bile bir başkasının kamburu... sırtındaki yüklerin her birini bana yoran, en ufak kıpırtıda tepesinde zıpladığımı sanan sevgili insan, varlığımı unutturmak için nefesimi tutmaktan yoruldum; sırtında değilim, seninleyim, benim hatalarımı çekmiyorsun, benimleyken hatalarımdan etkileniyorsun, kendimi hiçbir zaman senin omuzlarına bırakmadım ama çok defa kollarına bıraktım, yönünü bana bir dönsen göreceksin kim nerde ne yapıyor, varlığımı sen yadsıyorsun ya ben yok etmek istiyorum. İnsanım ve hata yapıyorum, bazen tekrar tekrar yapıyorum her insan gibi, var olan tüm canlılar gibi yanılıyorum, bazen tekrar tekrar... kabul görmek istiyorum artık fakat bir insanın daha varlığıma dokunmasına mecalim yok, ölsem diyemiyorum öte dünya için tüm sermayemi yitirdim, üstüne dünyada asla bırakmak istemeyeceğim bir varlık edindim. biraz nefes almaya ihtiyacım var, bedenimi zayıflayıp ruhen güçlenmeye, nefes alıp enerji toplamaya ve enerjimi yüklerinden seni kurtarmak için harcamaya ihtiyacım var. sırtındakileri atıp bana şöyle bir baksan, attıkların arasında olmadığımı görsen... bana bakışında birazcık parıltı görsem ömrümce gam yemem.

3/04/15

geçmek bilmeyen kış

karlar eridi, kar soğukları güneşe inat sürüyor, sisli puslu fotoğrafların bir adım ötesinde yalnızlık alabildiğine estiriyor yine...

bu yer, bu garip şehre ancak bu kadar yakışırdı.

en sevdiğim zamanlarda bile bu şehir bu fotoğraf kadar uzak, yalnız ve fakat sıcak bir muhabbetin umudunu taşıyor.




2/27/15

ce eee

kredi kartı kampanyasından bilgisayar kazandım, şoktayım :)
ev kredisi, ev sigortası, hayat sigortası, maaş ödemesi, otomatik ödemeleri, kartı, cartı curtu derken o bilgisayarın parasını çoktan benden çıkarmış olduklarına eminim, yine de çok hoş be yaaaa... sabahtır gülümsüyorum.

oğluma netten ucuza bebek bezi aldım, sevgililer günü hediyesi kazandım, durum elbetteki manidar :)

2/24/15

hazırsan başlayalım

Eve dönüş saatleri... oğlumu çılgınlar gibi özledim, kocamı da öyle, hatta birkaç gündür görmediğim için belki haddinden fazla... onu bu kadar sevmek hiç akıllıca değil... "bensiz daha mutlu olabilir mi?" diye düşünmeden duramıyorum, onu benden daha fazla önemseyen biri olabileceğini zannetmiyorum, annesi bile benim kadar değer vermiyor zannımca, kayırmakla değer vermek ayrı şeyler çünkü, birey olmasına izin vermek de öyle... peki değer vermek mutlu etmek için yetmiyorsa ve onun kanatlarını kıranın senin varlığın olmadığından eminsen ama içten içe seni suçladığını da seziyorsan, adil olanı mı istemelisin, nefessiz kalmak pahasına ona ferah bir nefes alanı mı açmalı? ya oğlum, onun için iyi olan hangisi peki? kocamı seviyorum, bizsiz mutlu olabileceğine de zerre kadar inanmıyorum, huzur bizden uzakta değil ama aşılması gerekenler var, huzur bozucu onca etkenden kendimi ve ailemi korumam gerek, bunu dünyada en çok sevdiğim iki adam için yapmalıyım.

Küçük adam sana bakınca dünya tüm karmaşıklığını yitiriyor, senin için dünyaya kafa tutmaya hazır mıyım ben?

2/13/15

dön dur.

Bir zamanlar her şeyin değişebileceğine inanırdım, dünyayı değiştirebileceğimi bile düşünürdüm, halen dünyanın değişeceğine inancım tam fakat eminim ki onu değiştiren ben olmayacağım, eşimi ya da kanepenin yerini bile değiştiren ben olmayacağım muhtemelen, pasivize olmak ömrümün belki sadece bu dilimine mahsustur pek bunu kestirebildiğim söyleyenemez, tek bildiğim üzerimdeki yılgınlık...

Bebeğim için umutlarımın çöp olması düşüncesine katlanamıyorum, onun için yeterince güç toplayabilecek miyim zamanla? Yanında dimdik bir duruşu tanımazsa kendi ayakları üstünde nasıl durur?

Oğluma sımsıkı sarılıp gözümü tüm dünyaya kapamak istiyorum, babası ikimizi birden sarıncaya kadar da açmak istemiyorum gözlerimi...


2/09/15

kar kış kıyamet

Yavrumun rızkı mı dar, talihi mi yok, o güzelim gözleri neler görecek?...Bizi neler bekliyor öğrenmek istemiyorum, korkuyorum hem de çok...Çığlık atmamak için kendimi zor tutuyorum.

Nefes alamıyorum, bir bağırsam, şöyle kuvvetli bir çığlık, daha güçlü olmamı sağlar mı?


2/03/15

tipi tip

Bebeğim emeklemek için tırmalıyor -mecazen demiyorum bunu cidden- koltuklara geçiriyor tırnaklarını ama minicik parmaklarını acıtmak dışında pek ilerleme kaydettiği söylenemez.

Normalde sabahları gözlerimin içine bakıyor, yüzüme dokunuyor, gülümsersem müthiş bir coşkuyla karşılık veriyor, çoğunlukla uzun uzun bakışıyoruz öyle... Yalnız son iki gündür tırmalama sesleriyle uyanıyorum, kolçaktaki telefonuma ulaşmaya çabalıyor, tırmalamak ama ne tırmalamak eller kollar yüzer gibi çırpınıyor sonra pençelerini geçiriyor kanepeye, tırnaklarını kopartacak diye ödüm kopuyor, pek canını sakınan bir çocuk değil zaten...

Habire oğlum için bir şeyler almak istiyorum, suçluluk hissiyle değil de çılgıncasına "aman geç kalınmasın, eksik bırakmayım" güdüsüyle, saçma farkındayım.

Geceleri üstünü açıyor, annemi terslediğim zamanları hatırlıyorum, o da tepiniyor ben örttükçe, annemin abimle ilgili hayal kırıklıklarını görüp kendi adıma kaygılanıyorum, çok umut bağlamamaya çalışıyorum oğluma, sabahları o gözümün içine içine bakarken peşinen alıyorum ya ben alacağımı diyorum, daha  ne olsun? Sağlık olsun, güzellik olsun, huzur olsun inşallah...

1/22/15

salla gitsin

Sinir stres dolu bir gün, işim azaldı diye kaygılıyım, yeni amirimden yana da kaygılarım var, kilolarımdan  kaygım kifayetsiz... mutlu bir topluluğun üyesi olmak istiyorum artık yahu, işteyken dışlanmış hissediyorum evdeyken ötelenmiş, akrabaların yanında yabancı, oğlumun yanında suçlu... beni affet dünya, senin her bir köşende eğreti kalıyorum. samimiyet duygumu yitirdiğimi hissediyorum bazen, bunca insan beni boşuna öteliyor olamaz değil mi? üfff yine kendimi suçluyorum elalemin savunmasını üstüme alınıp...yazmanın beni dünyadan soyutlayan havasını solumak varken, nefesimi tutmuş dünya meşgalelerine batıyorum iş mi bu...

Annemin abimden yana kırgınlıkları, hayal kırıklığı aklıma gelince oğluma bile şüpheyle bakıyorum. Bu onu deliler gibi sevmeme engel olmuyor elbette... Aşk varsa bende akıl fikir yok.


1/13/15

anlat hadi bir şeyler...

"Bana bilmediğim, daha önce hiç duymadığım şeyler anlat" bu cümle bir umuttu, algı kapılarının sonuna kadar açılacağını düşündüğüm bir hayata son sürat koşmaktı; kilitleri kırmaya, zincirleri yok saymaya, bir ağaç olmanın ötesine attığım adımdı.

Ne çok şey değişti; duygular, yüzler, vücutlar, alışkanlıklar, sözler, şehirler, hava durumları... 'Değişim' sevdiğim bir bir romanın adıydı bir zamanlar, acı.

Kitaplara uzağım, ibadetlerime de... suçluluk hissi bu... gücümün hiç bir şeye yetmediğini hissediyorum, nefes alırken minicik bir bebek gibi nefes almayı bırakıp öleceğim sanki... kulağıma derinlerden bir ses "bahane bunlar" diyor, o kadar basit değilse abarttığım kadar karmaşık da değildir belki, gözüme görünen kocaman bir dağ var, bir böceğe dönüşmenin verdiği alçaklık olmalı, bilmiyorum.



12/26/14

çalışan anne molası

uzun zamandır içim doldu doldu boşaldı ve tek kelime yazamadım, değil buraya herhangi bir kağıda anlamsız çizgilerle bile atamadım içimdekileri... boşanmanın eşiği, alt üst olmuş aile ilişkileri, kavgalar kasırgalar sonrası sessiz bir limanda yazıyorum şimdi bunları, ömrümden ömür gitti, bebeğim dışında bir tutar dal bulamadım. İşin ilginci tüm patırtı o ve bakımıyla ilgili mevzulardan doğdu, yazık ki evde huzur sunamadım bebeğime yine de çok şükür sakin bir bebek...

7 aydır işten uzaktım bu hafta itibarıyla bebeğimden uzağım... tüm bu süre içinde yaşananları düşününce akıl ve beden sağlığımın yerinde kalması mucize gibi geliyor. Sütüm azaldı ve azalması gereken kilolar arttı ama yine de ucuz atlattım bu dönemi sanırım. Yine de sık sık içimden çığlık atmak geliyor, tepinip ağlamak istiyorum arada çaktırmadan olmadık yerlerde çabucak ağlayıp toparlanıyorum. Ve insanları eskisi kadar gönülden sevemiyorum. Yaşadığım hayal kırıklığının tarifi yok, kızgınım üstelik, hayatımda yaşadığım en güzel en dolu dolu en müthiş duyguyu boğazıma dizdikleri için asla affetmeyeceğim. Bu insanlar hep mi böyleydi, zamanla bana karşı mı bu hale geldiler anlamıyorum.

Bebeğim, hayatımın ışığı... işteyim ve burnumda tütüyor. İnşallah hep masum iyi ve sevecan kalır. Babasının tüm güzelliklerini almış, aşk onun da yüzünde... "Baba" halen dudağımdan dökülürken beni eksik hissettiren kelimelerden ama bir adama baba olmak bu kadar mı yakışır, onu oğlumla gördükçe daha çok aşık oluyorum, bir sürü insana kırgınım bir ona gönül koyamıyorum.

7/13/14

yeni bir yaşam

Ben Mayıs'ta bekliyordum oğlum uzatmalara kaldı ve 25 Haziran'da tamamen suni yöntemlerle gerçekleşen normal hatta olağan bir doğumla dünyaya geldi

ZTB kadın doğum hastanesi en özel deneyimimi kabusa dönüştürmüş olsa da yaşıyoruz çok şükür, mümkün olduğunca unutmaya çalışıyorum hastaneyi...

Anne olmak müthiş, emzirmek harika, gecelerimiz evlere şenlik...bebeğe dair korkular olmasa gerisi dert değil ama feci senaryolarla boğuşuyorum

6/19/14

dal bile kıpırdamıyor buralarda, esse artık bir rüzgar...

erken doğum riskiyle telaşe verip günü geldiği halde doğmayarak tuşa getirdi bizim oğlan, hamileliğin en zor haftası bu olmalı...inanılmaz sabırsızım, tanınamayacak derecede kilo aldım, üstelik ödem de oluyor ki eller ayaklar kütük gibi yatar vaziyette eve tıkılıp kalıyorum, oysa yürüyebilsem belki doğum için de şu feci kilo durumu için de iyi olabilecek...

her sabah bir danayı devirebilecek açlıkta uyanıyorum iki haftadır, öncesinde üç ay mide ağrısı bulantı derken kilo durmuştu ve kilom normal denilen sınırlar içindeydi, şimdi sonum ne olacak kestiremiyorum, doğum öncesi halimin serdeki en dobi halim olduğu düşünülürse, ben kiloları dert değil kabus edindim resmen...

bebek sağlıklı diyorlar ama bu hafta tam bir paranoya haftası, hareket ettiğinde kaburgalarım sızlıyor, bel ağrısı yüzünden kocadım, utanmasam 'bastonumu getirin' falan diyeceğim...bebek hareket etmediğinde yaşadığım stresin tarifi yok, iki güne bir hastanedeyim, Allah biliyor ya kendi sağlığım söz konusu olsa hayatta gitmezdim! gittiğim hastane berbat, artık arkadaştan da medet ummadığımdan bu çılgın ormanda yalnızım...

eşim halen işsiz ama çabalıyor, bir şekilde maddi hasarı teğet geçiyoruz ama sürecin belirsizliği ciddi sinir harbi...evde olması hoşuma gitse de kendini tükettiğini gördükçe kahroluyorum, onun kadar yetenekli bir adamın böylesine törpülenmesi ve her anını bunun bilincinde yitiriyor oluşu kahredici bir durum...

bu aralar sabrım imtihanda yani, notum epey düşük, bebek konusundaki sabırsızlığım eşimi deli ediyor, annemi kaçışa itiyor, bebek rahat sadece...diğer mevzu zaten mayınlı tarla...hayırlısı...

5/25/14

Bekliyoruz


Bebeğimi yatağı yorganıyla, işe dönmeyi evde temizlik telaşıyla, kocam iş bulmayı artık karamsarlıkla bekliyor...garip bir süreçteyiz, bebeğim için heyecanlanınca suçluluk hissediyorum, eşim rahat olsun istiyorum ama en iyi niyetli tavırlarımda bile aslında kırılabileceği detaylar seziyorum zaman zaman...iş beklemenin doğumu beklemekten farkı yok gibi, her an bir ölü doğum kaygısı, sayısız endişeler ve bünyeyi zorlayıcı tüm o ıkınmalarla, emeğinizi bekleyen sonu neye varır bilemediğiniz yıllar...hamilelik aslında birazcık daha şans katıyor işe, her harekette heyecan ve umut var her şeye rağmen...Sevdiğim adamla evliliğimin ilk haftalarında bile bu kadar vakit geçirme fırsatı bulamamıştım, hamileliğin ve bu birlikteliğin keyfini çıkarabilirdim gözlerine her baktığımda içinde bunca karanlık görmeseydim şayet, belki de mutluluğu engelleyen benim, sakin görünüyor ve nedense bunun fırtınalı fikirlerinin sisli maskesi olduğunu düşünmem belki sadece kuruntu...şu mübarek gün duaya o kadar çok ihtiyacım var ki, elimi açmaya artık yüzüm yok o da ayrı tabi...

4/28/14

çarpıntı

Doktorum yani aynı zamanda eski ev arkadaşım olan muhterem hastaneye yattığım dönemde oldukça ilgisizdi; öncesinde de zaten ilgili sayılmazdı, eşim arkadaşıma gitmemi daha güvenli bulmuştu işte... Sonuç hüsran... Her ne kadar kendisinin pimpirikli yapısını ve başarılı olma hırsını bildiğim için uzmanlığının son üç ayında benimle ilgilenmemesini anlıyor olsam da bir daha doktorluk münasebetiyle ondan yardım istemeyi düşünmüyorum. Arkadaşlık bağımız zaten zayıftı, ne yazık ki...

Erken doğum riskine rağmen işteyim çalışıyorum. Çalışabilir raporu aldığım doktora hastanede yattığımı söylemedim, bebeğimde ve kan değerlerimde sorun gözükmediği için, iş de masabaşı olunca pek zorlamadan verdi raporu... Çalışmasam maddi açıdan epey sıkışacaktık, üstelik evde sarf etmek zorunda kalacağım fiziksel efor, eşimle olası stres nöbetlerimizi falan düşününce bile sancılar tutuyor, evde kalsam olmayacaksa da olurdu bir erken doğum... Gerçi iş arkadaşlarımın "sen burda mı doğuracaksın" diyerek karşılaması moral bozucuydu ama aldırmıyorum.

Her sancıda bir doğum her iş görüşmesinde bir haber bekliyoruz, heyecanlıyız bu aralar...


4/18/14

Bir gece vakti

Bir hastane odasında yalnız ve endişeli uzanıyorum, erken doğum riski var, bebeğim henüz çok küçük...

Başından beri bi sürü aksilik yaşıyoruz, yaşımdan mı yoksa bedenimin kendine yeteri bile ucu ucuna olduğundan mı, hep bi şey olacağından korkan vesvesemi yapımdan mı ya da sadece imtihandan mı bilmem ama buradayım, kadın çığlıkları bebek ağıltıları arasında... 

Annelik hiç bu kadar yakın olmamıştı ve kaybetme korkum bu derece yoğun... 

seni seviyorum ufaklık, lütfen azıcık daha sabret...

4/16/14

Eşim işsizliğinin ilk gününde sabahın köründe kalkıp günübirlik bir işe gitti, muhtemelen yine gecenin belirsiz bir vaktinde gelecek... Cuma benim de doğum iznine ayrılmam gerek ama rapor alıp 5 hafta daha işe sarılacağım, izin sonrası benim durumum ne olur o da belirsiz...

Nedense iş mevzusunda eşimin işi bırakacağını söylediği kadar korkmadım, kovulmadı veya bırakmadı sonuçta şirketler kapanır, kişisel bir mevzu olmaması neden beni rahatlatıyor emin değilim ama huzurlu hissediyorum bu konuda...

Annem bile "o açıkta kalmaz" dedi sakince, bir adamın kendine dair böyle bir güven oluşturması güzel şey, kendim için bunu söyleyememekse utanç verici... İşsiz kaldığımda epey uzun süre bu durumda kalma ihtimalim yüksek görünüyor.

Bebeğime odaklanmaya çalışıyorum, onun için sakin kalabilmeyi ve sağlığını korumak için kendimi sağlam tutabilmeyi deniyorum, umarım başarırım.





4/10/14

Az kaldı

 ilk anne blogu fotoğrafları oğlanın giysilerinden gelsin... minicik eldivenler bir parmağın yarısı kadar çoraplar, benim lahana bebeklerime dikdiklerime benzeyen giysiler... aldık, yıkadık, katladık, bekliyoruz, 9 hafta kaldı ama erken doğum riski her daim var, bebeğim için korkuyorum haliyle...

Hamilelik garip bir olay, her duygu daha güçlü, sevgi, keder, kırgınlık veya delilik alabildiğine coşuyor. Üstelik çok tuhaf, aşık olup karnımda kelebekler uçuran adam şu an aynı karın boşluğunda kalbi olan bir varlığa dönüşmüş durumda... Aşk her zamankinden güçlü ve acı...

İlk zamanlar düşük riski olduğu için kendimi fazla kaptırmamaya çalışmıştım ama annelik duygusunun beni sarıp sarmalamasına da izin veriyorum son zamanlarda... kuzuyla ilgili konularda kuluçkaya yatmış tavuklar gibi gıdaklıyorum, karnımda kıpırdansa mızırdanıp hareketsizken delilercesine endişeleniyorum, ölmek isteği gelse de yalan geliyor, onun için yaşamak istiyorum çünkü, onu ellerimle büyütmek istiyorum ama sırf çocuğunun her an tepesinde duran boğucu anne modeline dönüşmemek için bile bunu yapmamam gerek...

Beni hesapsızca, her koşulda sevecek bir varlığı ta içimde hissedebiliyorum, ne isteyebilirimki daha...

Pervasızca gezmek, yazmak ve merakımı dağa taşa salmak isteği çok uzak; sırt çantasında bebek giysileri, ön gözde halen akbilim ve İstanbul anılarım var.

Ankara gözümde aynı sevimsizlikte... alıştım tabi, benimsedim, görücü usulü kasıntılığından bir şeyler kaybederse, duygusallığımı sığdıracak mekanlarını bulabilirim belki bir gün... Eymir Gölü'nde var biraz ümit, darısı şehrin tamamına...

Tanığı olduğum hamile-lahusa öyküleri, hayalet hikayelerinden bile ürkütücü ve ben rutin yalnızlığımdayım buralarda, hayal kurarken temkinli olmaya çalışıyorum, kendime ait şizofrenik bir dünya kurmayayım diye fantastik dünyalar anlatan abuk sabuk dizilere takılıyorum, beynimi fazla yalnız bırakmamaya çalışıyorum, yerinden kaçamayacak kadar tembel ve obur sayemde...

Hiç tadım yok, yalnızlıktan uzunca bir süre sıyrılıp odak noktamı değiştirmek iyi gelecek, bekliyorum sabırsızlıkla, belli belirsiz kıpırdanışları bile öyle çok şeyi değiştiriyor ki... hayırlısı...

2/21/14

yazmayı çok özledim ama yalnız, çaresiz ve buna fazlasıyla ihtiyaç duyduğum halde yazamadığım bir dönemdeyim.

bebiş gelince burayı yakıp anne bloguna çevirmek yazma isteğimi depreştirebilir mi acaba? aslında hamilelik epey umutlu bir dönem ve de çalkantılı... tüm bu yoğun hisleri yazıya dökmüyorsam, bebeğimi yazmak yerine bebeğimle olmak daha cazip gelebilirmiş gibi görünüyor.

ölüyorum yavaş yavaş, her zamanki gibi yani, farklı olan artık içimde bir hayat ışığı taşıyor olmam, dualar ediyorum ama umutlar besliyorum fakat ilginçtir hamileliğimin başından beri korku filmlerine sardım, zamanenin hali de farksız gerçi... habire kaos, nefret söylevleri, siyasal lafazanlıklar, apolitik sakin sular kabarıp köpürüyor, dalgalar birbirine çarpıyor, garabet girdaplarda iyi niyetler boğuluyor yığınla, Allah sonumuzu hayretsin...