3/18/2015

tv tu kaka

sonunda eşimin işi kesinleşti, her ay "acaba?..." demekten şimdilik kurtulduk, şükürler olsun... insan böyle zamanlardan sonra harcama yapmaya korkuyor ama oğluma her gün yeni bir şeyler almak istiyorum, güvenliği için evde birtakım değişiklikler istiyorum, insan çelişkilerle dolu bir varlık :)

9. aya sayılı günler kala oğlum ne emekliyor, ne yürüyor ne de konuşuyor, üstelik reklam hastası... tv seyretmesin diye kişisel bir çaba harcıyorum, babası ve nineleri önemsemiyor, halası ısrarla tv seyretmesi gerektiğini savunuyor (tv sürekli açık olursa  çok düşkün olmazmış güya -sürekli açık olunca az seyrediyor gibi geliyor, seyrettiği süre göze batmıyor tabi- her seferinde tv konusunda takıntılı arkadaşını anlatıp duruyor) öylesine bilinçliymişcesine anlatıyor ki bazen benim bile tv'nin gerekliliğine inanasım geliyor, boşuna dememişler 'cahillik mutluluktur' diye...

iletişimdeyken üstüne basa basa anlatılan; tv'nin zararlı hatta bilinçaltını vuran bir metaryal olduğu, insanı nasıl köleleştirdiği falanı filanıydı. Televizyon Öldüren Eğlence - Neil Postman standart kaynak kitaplardandı zaten... özetle; sinema iyi, tv kötü, radyo nostaljik, medya güçlü, iletişim gerekliydi.


Kitaplarda defalarca okuduğum, tv bağımlılığımı kırmamı sağlayan ve inandığım 'kanıtlanmış' gerçekler nedeniyle bile insanları ikna çabası harcamaya takatim yok; anlamayacaklar, anlasalar işlerine gelmeyecek yahut umursamayacaklar, kimisi dinleme zahmetine bile katlanmayacak, kendi kafasının dikine giden "he he" deyip bildiğini okuyacak, en beteri de çocuğumu gripten çok daha tehlikeli hastalıklardan korumak istediğim için "çok biliyorsun" olacak, kopuk aile ilişkileri, sinirleri yıpratılmış anne tv'den daha tehlikeli o nedenle ölümlerden ölüm beğenip geçirdim üzerine, yakıştı mı, hayır!

çocuğumu tv'ye bu kadar maruz bıraktıkça vicdan azabı çekiyorum, ninelerin elinden alıp kreşe vermek bile daha makul görünüyor bazen ama o kadar küçük ve ilgiye sevgiye o kadar ihtiyaç duyacak çağda ki kıyamıyorum; seviyorlar, oynuyorlar, birebir ilgi görüyor, onlarla arasında bağ kuruyor, bunlar hiç de azımsanacak şeyler değil yine de karabasanlardan kurtuluş yok.

oğlumun gelişimindeki gecikmelerde kabuslarla yüzleşiyorum; otizm, disleksi, dikkat dağınıklığı, şu anda belirtileri net görülen ve giderek artan hiperaktivite, olası göz bozuklukları -uyku ve yeme bozukluklarını dişe yorsam da kalıcığı korkutucu- ilerleyen dönemde ekran bağımlılığı... endişeliyim.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

Anneliği tatmasam da cocuk büyütmek zor ve sancılı bir süreç gibi duruyor. Doğmamış cocuk için ben bile bazen en yakınından en uzagına herkesi denetleme ve kontrol altına alma ihtiyacı duyarmısım gibi geliyor. Allah yardımcın olsun. Eşinin işi nedeniyle de gözün aydın.

pusarık dedi ki...

kesinlikle... aşırı korumacı anne olmaktan bile korumak istiyor insan bebeğini ama kendi akıl ruh sağlığını korumak mühim.

amin, sağolasın

serefraz dedi ki...

sanırım yakın zamanlarda doğum yapmışız pusarık, ne yürümesi ya hu ne yaptın sen ayrıca ne konuşması.
hemen en kötüye yorma, gerçi annelerin uyanık olması önemli böyle konularda ama işi endişeye vardırma bence. daha önümüzde endişelennmek için çoook sebeplerimiz olacak ;) mehmet alim henüz sürünüyor emekleme safhasına geçmedi.iki dedesi de yok ama sürekli dilimizde dede dede kelimesi sanırım dedelerine dua istiyor kuzucuk.:)yeni yeni baba ve anne de diyor ama bana yanlışlıkla diyormuş gibi geliyor.ay mektup gibi yazmışım.delikanlıyı da seni de öperim ;)

pusarık dedi ki...

Mete 25 haziran'da doğdu, ufaktan abi ;)

son bir kaç haftada atak gösterdi, çok şükür; iki tane diş patlattı, artık ustaca emekleyebiliyor, ta gözlerinin içine bakıp "baba" diyor eşime, eh birazcık kıskandığım doğrudur ama çokça şükrediyorum, ilk neyi dediği bana hitap etmiyor oluşu çok da dert değil yani...

çok pimpirikli bir anneyim ben hakikaten yaa :)

Allah hayırlısıyla büyütmek nasip etsin cancağızım...