10/05/2015

yeni sezonda yine aşk

okumakla ve yazmakla aram oldukça kötü uzun zamandır, kendim gibi değilim, kendimde değilim adeta... ruhumun açlığı, sıskalığı bedenime doymak bilmez bir iştah ve eksiklik duygusu veriyor, sıska ellerde ruhumu güçlü duygularla yoğurduğum zamanlar asırlar önce yaşandı sanki...

aşk evlilikle bitmiyor ama dönüşüm geçirdiği muhakkak... aşk dengem ve en büyük dengesizliğimdi ya şimdilerde evin köşesinde yaşamını sürdüren ölmek bilmez salon bitkisi gibi yerini çok değiştirmez ve özellikle öldürmeye çalışmazsan veya kapı dışarı etmezsen pek ölecekmiş gibi durmuyor, günden güne büyüdüğünü de görebiliyorsun, hor davranılmadığı sürece... aşk kök saldı eve... bir başka bakış açısıyla bitkisel yaşama geçti, en azından et yiyen bitkilerden birine dönüşmedi, kimse kimsenin başının etini yemiyor sonuçta...

itiraf etmeliyim evliliğin bir büyüsü var, mutluluktan demiyorum bunları, mutluyum o ayrı, ama iyiliğine kötülüğüne, güzeline kötüsüne söz söylemek olmuyor, ya dilin bağlanıyor ya kaçıp giden her sözcük, cehennem çukuruna dönüşüyor, mistik bir hikayenin içinde gibisin hele ki çocuk tüm efsunlu hallerin en bilinmezi, sanırsın bir tür karabüyü...

gerçekötesi dizilerle fazla haşır neşirim, tamam da "aşk büyüleyici" demenin nesi tuhaf anlamadım!?...

Hiç yorum yok: