6/09/2011

sessiz, sözsüz

Şu an bir kitabın kenarına dokunuyorum, gözümü birkaç cümlenin üzerinde gezdirip yeni basılmış kağıt kokusunda iç çekiyorum. Kitaplar artık birer acı kaynağı, çünkü özlemek acı…Tabanlarımda hafif bir sızı var, dün aylardan beri ilk kez kendimi müziğe bıraktım, hatırlayıp gülümsüyorum ama var buruk bir tarafı, ritim hissim tamamen körelmiş…her daim sıkıcı hayatımın olağanüstü heyecanı oldu bu ikisi, şöyle bir bakınca basit ve fakat kesinlikle can alıcı... Yaşlandıkça heyecanını yitirdiğinden şikayet edenleri duyardım, bu ikisinden duyulan hazzın yaşı yoktu oysa, müzik ya da kitap benim için eskimiş heyecanlar olmayacaktı, olaz da bir bakıma, gel gelelim hep zevkleri ertelemek için bahaneler yığılıyor önüme, hep… Ne de olsa zorunluluklar her şeyin önünde!

Huzur beni kucağına almış ninniler söylerken hiçbir endişe doğurucu durum bende kaygı uyandırmıyor, baş edemeyeceğimi düşündüğüm tek şey boşluk, geçmişimi ve geleceğimi kara delik gibi içine çeken o uğursuza karşı koyabilirmişim gibi gelmiyor, belki korkular yok olsa boşluk kendini yutacak, denemek lazım esasında -deneme/yanılmanın en çok başvurduğum öğrenme yöntemi olduğu düşünülürse anılardan oluşmuş koca bir kamburu neden sırtımda taşıdığım meydana çıkıyor sanırım- eh, sonuçta değişen bir şey yok tabi, netice koca kıçını kaldırıp duruşunda bir farklılık bile ortaya koymuyor.

Her halukarda mücadele zorunluluğu bağrında besliyor, ben de ölesiye soru işaretleri ve ünlemlerle oyalanıyorum işte…

Hiç yorum yok: