9/16/2010

post yollamak yahut postayla yollamak, işte bütün mesele bu!

aşklı meşkli meseleler komik geliyor artık, bak halihazırda ciğerimi yakıyor ama şaka gibi yine de… “senden nefret ediyorum” diyorum öfkeli bir suratla, gülmekten alamıyorum kendimi, şekle bak, peh!…öfke suratımda ağır ve oturaklı duran bir ifade ama bünyeme ters, mideye de vuruyor, kendimden başkasına öfkelenmek saçma da geliyor zaten ama bahaneye ihtiyacım var.

içimde cırtlak sesiyle “unut” diye bar bar bağıran kaltak bir sussa sorun kalmayacak, yok en azından sabret biraz kadın, sen böyle tepinip sinirlerimi zıplattıkça kısa devre yapıyorum, görüntü beynimde donup kalıyor, aklımdan çıkaramıyorum haliyle, öyle bir kalemde silip atmak yapımda yok n’apim, ters bana yani, sus da bununla yaşamaya alışmama izin ver ne var sanki şaşkoloz!?

içimle didişmemi dışarıdan izlemek komik olmalı... tek kaşını kaldırmış bir tip, aşk meselesi düşündüğü o aptal sırıtıştan besbelli ama o kaş ikide bir kalkıp iniyor ya kafadaki tilkiler de belli, zaman zaman bünyeyi kasmasıyla patlak veren reflünün diline gelen ekşimsi tadıyla büzüştürdüğü dudakların dakkasına eski mayışık gülüşe adapte oluşu tam bir komedi filmi sahnesi gibi…

şimdi tamam alelade komikçilikleri burun farkıyla falan da olsa geçmişliğim yok, hoş son konuşmada “bu hikayenin cyrano’su olurdum isteseydin” demiştim anladıysa o burun farkı girmiştir olaya, velakin o laf arada kaynadığına göre gönüllük esas kabul edilmiyor bu dönen filmde…yine de eminim beceriksizce yaptığım bitiş hamlesi bile eğlendirmiştir onu,  bu yaşta bu saftirik haller, hey yavrum hey…

gülünç bir ayrıntı daha var; benim bu işe atlamamdaki en mühim sebeplerden biri mektupla askerliği ilişkilendiriyor olmam galiba, doğumgününde yazacağım mektubu düşünüp hınzırca gülüyordum, yüzyüze görüşeceğimiz zamanları düşünmek bile heyecanlandırmıyordu o kadar…  ve tek bir mektubum bile olmadı ondan, doğmamış çocuğuma yas tutar gibiyim, komiğim be harbiden :)

aşkla mektubu da bağlamışım beynimin bir yerinde niyeyse… ‘kolera günlerinde aşk’ın beni en heyecanlandıran kısmı aşk mektuplarıydı, başkaları için yazılanlar özellikle... cyrano çocukluk kahramanımdır, ne diyebilirim ki... güvercinleri diğer kuşlardan daha çok severim çünkü mektup taşıma potansiyelleri var, öyle işte.

4 yorum:

mor dedi ki...

ben cok güzel öfkeleniyorum,cidden bak.böyle buharlar cikartabilirim istersem kulaklarimdan,o kadar güzel ki karnima agri girer sinirden bi anda,o derece. sen bana liste ver,kim varsa siradan öfkeleneyim.aa bi kisi var elde zaten,"he" de,hemen isini göreyim.



senin bu iyiligin benim hamurumu utandiriyor cancagzim,gercekten.

pusarık dedi ki...

öfke baldan tatlıymış harbiden :)

hiç de iyilik timsali değilim be cancağızım kendime ne kadar kızıp köpürdüğümü görsen şaşarsın... bak ama sanırım ben bireysel bir zımmbırtıyım, bırak ilişki yürütmeyi başkasına öfke büyütmeyi bile beceremeyecek kadar tekil işliyor mekanizmam galiba :/

Adsız dedi ki...

bir ihtiyar tavsiyesi: aşkınızı ve aşksızlığınızı insanların gözü önünde yaşamayınız.

pusarık dedi ki...

bunun benim ihtiyarımda olduğunu hatırlatırsam umarım saygısızlık olarak algılamazsınız.