9/13/2010

leylek yuvada ama yuva nerde?

kendime bu sene için yığınla meşgale ayarlamıştım, isabet olmuş.
aklımı düşüncelerimden, özellikle de duygularımdan uzakta tutmak için olağanüstü çaba harcıyorum, kâh kursa gidiyorum, kâh yürüyüşe çıkıyorum, bir bakmışsın elimde bir yolculuk bileti yahut evde listelediğim filmlerden birinin başında kırk yıllık eleştirmen edalarındayım ve her daim -gözlerim uzaklara dalsa da aklımı toparlayıp bir sayfayı okumam bazen yarım saatimi alsa da- elimde bir kitap var.

pek yakında, nasipse, hayat yolunda bir yoldaşım olacak gibi görünüyor, annemi ikna ettim, tüm masrafları o karşılayacak şimdilik, sonrasında ben yavaş yavaş ödeyeceğim, sahip olduklarına isimler takmak iyiymiş diye duydum, şimdiden isim hazırlıyorum ve de “ayaklarımı yerden kesiyorsun” demek için sabırsızlanıyorum, araba sürmeyi bir hayli özledim, şu yaştan sonra evden kaçmak abes olur velakin arabaya atlayıp kendimi hapsettiğim dört duvardan kaçabilirim, olur öyle.

işteki izin haklarımız çoğaldı ya güdümsüz bir biçimde gezip duruyorum, eski dar zamanların alışkanlığıyla izinlerde soluğu evden çok çok uzaklarda almak huy olmuş, açıkçası bu huydan vazgeçmeye hiç niyetli değilim, bir sonraki durak antalya, kazasız belasız inşallah...

Hiç yorum yok: