11/30/21

yapma yahu...

Örümceklerden korkmayan kadın, uçan hamamböcekleriyle baş edebilen kadın, uçan karıncaları yiyeceklerden uzak tutabilen kadın, fare kapanı kurup leşini doğaya salabilen kadın, sapanla çekirge avlayabilen kadın, yavru yılanları tek adımda korkutabilen kadın, akreplerin icabına bakabilen kadın, dana böğürtenin ayaklarına çelme takabilen kadın, kertenkelelerle yarenlik eden kadın... bir tür süper kadın falan değil, dümdüz, yazlarını yaylada yemiş şehirli kadın...

Bazen diyorum yukardakileri tarihin karanlık sayfalarına gömseydim, her pazar dönüşü onca yükü sırtlanıp 3 katı tek seferde çıkarmasaydım, memleket vurgunu sonrası "kalanları sabaha çıkarırım" dediğinde atlamasaydım, her çüş dediği yere han yapmasaydım, çocuğu kilometrelerce sırtlamasaydım, hele ki o 50 kg patates çuvalını omuzlamasaydım, bana bir eşek değil de kadın gibi davranır mıydı?

Bir yanım eli kalem tutan bir okur, ontolojik düşüncelerle hezayana uğruyor; diğer yanım hoyrat yetişmiş bir yayla kızı, avam biraz da zevksiz, sahici dünyanın sahici sıkıntılarıyla kıran kırana mücadele veriyor.

11/29/21

"başımı sokacak evim olsun"


 Sırf işten zihnimi uzaklaştırmak için kaçtığım hızlı pazartesiye merhaba...

Yavaş şehirler (cittaslow) zamanında en ilgimi çeken projelerden biri olmuştu, hala merak ederim öyle bir şehirde olmak kişiliğimden yaşantıma her şeyimi etkiler miydi diye...

Salyangozlara bir tür yakınlık hissettiğim doğrudur... şayet bir sabah kalktığımda böceğe dönüşecek olsam hamam böceği kadar dayanıklı bir şeye değil kesin evini uzvu gibi gören bir salyangoza dönüşürdüm. Oğlum da muhtemelen her daim telaşlı bir yusufçuk olurdu.

Bir böceksavar yüzünden böceğe dönüşen bir yığın insanı anlatan kore işi "jungle juice" okuyorum, altyapısı muazzam temellere dayandırılabilecek bir konunun kuşa çevirilmesine bakmak canımı sıkıyor, "japon mangalarının tadı başka" demeden edemiyorum. 

Tüm eksiklerin tuhafların hatta sapkınların yer bulduğu bir zamanda kafası değişikler hala en büyük sorun... kastım marjinal güruh değil bu arada, modaya veya moduna göre değişikmiş gibi takılmak da değil dediğim, çarşı her şeye karşı hiç değil... marjinallik genellemelerine bile aykırı bir "değişiklik" tutumu; deli desen deli değil akıllı desen hiç değil kendi şahsına münhasır zat...

11/24/21

tutamadım, kaçtı biraz

 Siyasetten oldum olası hoşlanmam.

Halamın oğlu kapı gibi delikanlıymış sağ-sol zamanlarında, hangi taraftan olduklarını bile bilmediği, ömrünce tanışmadığı üç beş kişinin narına yandı; çıraklık yapıp ter döktüğü, uğruna küfür hatta dayak yediği haftalığını vermedi diye bir gece vurup kötürüm bırakmışlar... bizim evde kalırmış o yıllarda, babam aylarca hastanede başında beklemiş ha öldü ha ölecek diye... bir adamın vücudu kalınlığında kolları vardı abimin ama hep o kokuyla anılırdı, siyasetin kokusuyla aynı benim için, dağ gibi abimin çaresizliğinin kokusu... tekerlekli sandalyeye mahkum olduğu halde topraktan sağladı geçimini, ölümü de bahçede oldu, yine de cenazesinde insanlar evine oturmaktan kaçındı, o koku kalmamışsa bile sinmişti mekana bir şekilde...

Benim lise yıllarım da bu leş kokuya kurban gitti... işler "hangi üniversiteyi tercih etmeliyim"den bir anda "liseyi bitiremeyecek miyim"e döndüğünde birileri laf kalabalığı yapıp duruyordu, hiçbir anlam veremiyordum, bu insanlar konuştu diye neden benim hayallerim yıkılsın, neden onların lakırtıları benim için evlilik demek olsun, okuyamazsam kocaya gitmek seçimim değil de kaderim nasıl olsun? 

Nefret ettim cidden ama cidden siyasetten nefret ettim, alabildiğine korkunç bu şey hakkında her seferinde iliklerime değin titredim. 

Bir ara depresyonun etkisiyle ölümü dilemeye başlamış olsam da tutundum, okudum, evlendiğimde 30 yaşındaydım ve o kişiyi seviyordum, hayatım hakkında söz sahibiydim, olay çatıda bitmediği için Allah'a binlerce şükür... bu imkanı verenin siyaset olduğunu söyledi çoğu kişi, haklı olabilirler, bilmiyorum. Allah'ın adını anıp masuma namlu doğrultanlara şahit olduğumda beynim bir kez daha buz tuttu, bu da mı siyasetin işiydi, şaka mıydı, gerçek olabilir miydi?

Yıllarca bir atın kırbaçlanarak öğrendiği çaresizliği siyaset karşısında hissetmeye devam ediyorum, bunun bilincindeyim, beni o attan ayıran tek şey bilincim ama bir anlam veremiyorum. Savaşıp yenilmedik, masaya oturtup muhatap tutan da olmadı, bu sefer boşboğazlıktan bile değildi, "ite dalanacağına çalıyı dolan" der annem ama yakınlarda bir it dalaşı mı vardı? birinin tavuğuna kişt mi diyen oldu? Birileri çaldı birileri oynadıysa o kadar mı sağır oldum niye duymadım ben? bilmiyorum... bilincim siyasete akıl erdirebilmek için gerçekten yetersiz...

11/23/21

rutin

Büro hareketliliğini kaybedip sessizleştiğinde huzur değil bekleyiş hakim... biri beklemek zorunda kaldığında dakikaların yıllar gibi geçtiğini fark etmek zor değil...tozlu raflar indirilmeyi, belgeler incelenmeyi, gelen-giden evrak yenilenmeyi bekliyor, dolabın üzerindeki bayrak resmi törenleri, faturalar muhasebeyi bekliyor... emekliliğine gün sayan mutemet sanırsın ölümünü bekliyor, silah zoruyla iş yaptırıp aynı silahla onu yerinden ediyorlar izlenimi mevcut, bezgin mi gergin mi muamma...

oturağına kaba etlerin izi sinmiş soluk sandalye masadan tecrit edilmek adına dolaba girmiş durumda, dolap kapağını açıp kaparken afra tafra yaparcasına itilip kakılıyor zavallım...masadan dolabın kulpuna dökülüyoruz, her kurumun taşrasında olağan ötelenmeler bunlar, basit olmayanları için cevval yöneticiler devreye giriyor ya da girmiyor, şansa kalmış...

Karşıki restoranın önünde kesilmiş kocaman dalları budak gibi üstünde kalakalmış bir ağaç var, kesilen yerlerden yeşillenmiş ufak ufak, umut gibi... bir de kırmızı çiçekli bir sarmaşık türü var bahçede şekillenmeyi redddeden bir tutam inatçı saç gibi ısrarla göğe yükseliyor iki incecik dalı, keserler diye korkuyorum, dua ediyorum onlar için...

Buranın çöpünün müdavimi cazgır ve şişko, alabildiğine yabani, köpek dövdüğüne şahit olmuşluğum var, tipinden beklenmeyecek derecede atik, ona benzeyen ama öldüm ölüyorum havasında bir yavru kedi aldılar iç bahçeye, anası mıdır babası mı bilmem, bu günlerde çöpten uçup bahçeye dalıyor sık sık...

Duvarlar kirli, araç giriş kapısının mekaniği arızalı... evde musluk bozuk dert etmiyorum da iş yerindeki tuvalet kağıdı rulosu gece sinirden uyutmuyor beni iyi mi?!...

11/22/21

güzelim pazartesi

Ankara'dan oğlum geldi, evde bir bayram havası... Bu kadar fazla bağlanmış olmak korkutuyor, ya uçması gerektiği yerde ve zamanda kanatlarına takılan ben olursam diyorum, ya uçamazsa, uçmayı bilmez ve istemezse, kanatları olsa da uçacak ruhu olmazsa... endişeler yersiz ve zamansız... bana da benzese babasına da, uçmak konusunda kendi yolunu bulacaktır diye umutluyum aslında...

Eski, artık her gelişinde ve gidişinde gözetmenler eşliğinde hareket ediyor... önceden kızar köpürürdü, izmir'e asla birilerinin eşliğinde gitmedi zira... hayat değiştiriyor demek ki, neyse artık... elindekine sahip çıkan birini bulması iyidir herhalde, oğlumu olmadık bir tiple muhatap edecek diye endişeliydim, buna şükretmek gerek... hem benim güvenim anlamsızdı, onun gibi biri için böylesi doğru olan...

Ben eskinin defterini dürmek için habire duygularımla cebelleşiyorken, çok çok daha eskilerden bir defterin yırtık dalgasında bir not düştü önüme, inanamadım, herhangi tepki vermek için isteksiz ve yorgunum... ha şayet fiziksel olarak yakınımda olsaydı bu muhterem, okkalı bir tokat atmak isterdim o ayrı... şiddetten de eskilerden de uzak durmak en iyisi tabi ki...

Bahar havasındaki kışın tadını çıkarıyorum... işi kolayladım, yetkili kişi olmayınca ilerleyemiyorum, yarın bugünden yoğun olacak belli ki... pazartesi bulunan vaktin tadı ayrı güzel... bir de kahve olsa şimdi, mis...

11/18/21

"hey adamım senin sorunun ne?"

 Dün el kadar bebeye trip attım, saat dokuzu geçmiş kuzunun uyku saatine yaklaşmaya başlamıştı bir türlü açmayınca babasını aradım konuştuk, bir tutukluk, konuşmak istememezlik, lafı ağzından kerpetenle almacılık gidiyorken "tamam kapatıyorum, sen aramadan da aramayacağım işte, hıh!" dedim tükürdüğümü yalayacağımı daha sarf ederken bildiğim bu sözlerin üstüne şak diye aradı benimki, şok oldum "ne oldu guzuuum, ağlıyor musun?" falan diyerek açtım telefonu çünkü oğlumun yapacağı son iş benim triplerime prim vermektir -zaaflarımın haritasını çıkarır, dersini bile verir- kesin bilemediğim bir olayın üstüne aradım diye düşündüm, "babam arattı, yok bir şeyim" dedi ama bu sefer de o triplerde -harbi diyorum anası kılıklı bu çocuk- azıcık gönlünü aldım, kapattık... çok özledim keratayı yahu... hepi topu üç gün oldu ama ev alabildiğine ıssız... aklımın kenarı da habire senaryo yazıyor dün olanlar üzerine, neydi o haller merak etmeden duramıyorum.

11/15/21

aşkolsun

Hadi kabullenelim artık, aşka aşığım ben... bu sevda hiç bitmeyecek... belki evveli, ahiri, platonik olanı, kalp kıranı falan değişecek ama aşkın kıçıma tekme atsa tanımayacağım zamanlarına bile hayrandım, uzatmayalım, koyverelim gitsin hadi...

Sınırlar mı koymak istiyorum, baştan çekeyim çizgisini... kabuğumu kırmak veya derimi değiştirmek mi istediğim, olsun varsın... çizgiler aşılır savunmasız varlığım tehlikede kalır mı, kalsın...

Zaman duvara harç mı getirir, yıkmaya balyoz mu getirir bilinmez... hadi salayım gitsin.

Yaşamak istiyorum "yaşadığımı hissettiğim kısacık anlar" değil... insan olmak istiyorum, ruhumu okşamak, yaşamın hakkını vermek istiyorum, tabular yıkıp yasaklar aşmak değil kastım veya dünyamı değiştirmek niyetinde değilim, sadece pürüzsüzce nefes almak; kabadan solumadan, iç geçirmeden, boğulmadan... 

Camın ardından bakmakla, pervazdan burnumu uzatmakla, şemsiye altı romantizmiyle olmuyor... tam da eskisi gibi çıplak ayakla yağmura çamura aldırmadan ıslanmak istiyorum.

Ankara'nın karında ayazında olmazdı, olmadı zaten, bak yine bahar, belki sonbahar ama mevsim Akdeniz yine, hadi ıslanayım gitsin.

Semender ateşi değil nemi sever

Kötürüm kalmış gibi hissediyorum, aşka koşabileceğim ayakları kestiler, hayalet sancılarını hissediyorum hala aşkın... yalansız, günahsız, bakışımı zerre sakınmadan aşkla görebilmeyi özlüyorum.

Ne ara el oldu, ne ara ben mahremiyetimi takındım yine, neden hala acıyor, her karşılaşmada sil baştan acıyacak mı bu kadar?

Sene geçti, onun hayatından -artık beni alakadar etmeyen- bilmem kaç vücut geçti, yine de acıyacak mı?.. baksam da bakmasam da gözerim titreyecek mi her seferinde? zaman ilaç diyorlar, ben çoktan kesip attım aşkımı yine de kestiğim yerlerinden ha bire kanayacak mı?

Dün bütün gün oyaladım kendimi, sesine zaaf duyarım korkusuyla oğlumu bile arayamadım, şimdi işim başımdan aşmışken sicim gibi yaşlar döküyorum, mantıklı mı?

İnsanlar aşkı tekrar tekrar nasıl yaşayabiliyor, hepsi acıtmıyor mu bu kadar, tatlı mı geliyor zamanla?!... çocukken içtiğimiz paşa çayları bile dilimizi yakarken ılımış çaylara burun büker olmak gibi bir şey mi bu? Aslında bilmek istemiyorum, umudu tutuyorum sadece, kertenkele kuyruğu gibi kesildikçe uzasın istemiyorum.

11/12/21

Belki bir gün buralar da orman olur

Biz hala bize anlatılan masallarda uyuyor muyuz ne dersin?... Prensesler gibi yaşamak için çaresizcesine bir kulede mi beklemeli, minicik insancıkların omzuna boylarından büyük yükler mi yüklemeli? böyle de söyleyince kötü cadıymışım gibi geliyor kulağa... 

Dün yine bir ara sevsem mi der gibi oldum sonra hatırladım bekleyişlerin ne sinir bozucu olduğunu...


11/10/21

Portakal çiçeği ve sandal ağacı

Yalnızlık pek matah bir şey değil kabul... annem ve oğlumla epey fazla sorumluluğu sırtlıyorum, kendine bile adam akıllı bakamayan biri olarak yeni sorumluluklar, yorucu eylemler istemiyorum hayatımda, elimdekilerle mutluyum şükür... hayatımın en yalnız hissetmediğim dönemindeyim, oğlum ergenliğe girince değişir mi hislerim bilinmez ama iyi böyle...

Hem birine ruhumu ve bedenimi açma fikri cazip gelmiyor hiç... vücudum da ruhum da kusurlarla dolu, birine kendimi beğendirme isteğim çoktan ölmüş, kaldı ki eleştiri kaldıramayacak kadar da yaralar kalmış eski'den, kime neye güvenip bodoslama dalayım ilişkiye...

Çevreme laflar hazırlarken kendimi de tartıyorum sıklıkla... gönül işleri gündemime giremiyor, hani çok da sabit fikirli olmayayım falan diyorum ama ne zaman biri benimle flört etmeye kalksa ağzının üstüne vurasım geliyor, bu hissi suratıma da yayıyor olmalıyım ki bu konuda ısrarcı olan yok.

Son ödev cinsellikti, uzun uzadıya düşündüm, sorular hazırladım -sorar mıyım; zannetmiyorum- ola ki konuşursam yararım dokunur mu merak ediyorum, herkes kel olduğundan ilaç önerilerimi yadırgamazlar herhalde...

İltifat alırken domates gibi yüzü kızaran ben, cinsellik konuşurken felsefik tartışma yapıyor edasında hevesli ve ciddiyim, oldum olası cinselliğin psikolojide geniş yer tutması ilginç gelmiştir, o kadar önemli olduğunu düşünmesem de üzerine düşünmenin gereğine de inanıyorum açıkçası... 

Sevince söylemenin de hastasıyımdır mesela, yıllar yılı dilini mühürleyip nasıl tutar insan, takdir etsem de anlayamam.

Başlık ne alaka dersen; yasemin, portakal çiçeği ve vanilya kadını; yosun, sandal ve misk erkeği çağrıştırır ya çoğu zaman, ideal eşleşme benim koku dilimde bu...

11/09/21

bir buçuk adana, acılı olsun

 Dertlerin olması güzel şey yahu... şükretmeyi unuttum mu nedir... 

Çok aşırı acı yerken genzinden beynine tuhaf bir serinlik hissi yayılıyor ya yangın öncesi, bir de ağlarken ki burnundaki o sızı tatlı geliyor bana, eşsiz derecede sevimli, masumiyetinden kalmış nadide bir parça, alabildiğine insancıl...

Rahat battığında mı çıkıyor aşk meşk mevzu, derdi tasayı insanın kendi mi çağırıyor? seviyoruz derdimizi aslında...

Sevmeyi dert etmek güzel, akşama ne yapsam derdi güzel, ne olacak bu çocuğun hali demek güzel, dermanın varsa hasta olup azıcık sevdiklerine nazlanmak bile güzel...  Düşününce dert ne yük ne de yol o da yoluna bir yoldaş işte... eminim hep eleştirilmeyi sevmiyordur, belki de yerden yere vurduğum deridir dertler... 

Allah kaza bela vermesin, dert varsın sıksın canımı, canıma da daralan nefesime de şükür... 

Var olduğunun farkındalığı bile bir varlık tasası gerektiriyorken varsın derdim yaksın... küllerimden doğabileceksem silkinip tazelenmek yanmaya değer.

Diliyorum ölünceye değin çaresiz dertlere rast gelmeyelim...

11/08/21

umudun canı sağolsun

 Grup bu hafta sonlanacak, henüz bende işler rayına girmiş değil, yararı oldu grubun fakat kabul etmeliyim ki buraya yazmak daha derin ve samimi hisler uyandırıyor bende... 

Abim hedeflerinden sonuçlarından bahsederken birden ne kadar materyalist bir hayat sürmeye başladığımı fark ettim, silkinip özüme dönmek istedim ölümüne... yeni araba alıp gırtlağıma kadar borca batmışken maddiyatı geri plana atmakta zorlanacağım kesin ama çocuğuma yapacağım en büyük iyilik tüm bu çerçevelerden sıyrılmak olacak.

Doğruyu yanlışa katıp veryansın etmek marifet ya, biri "her şeyi bilirim havalarında bir inatçı" görüyor diye başlıyorum kendimi sorgulamaya... eski beni "asosyal cahil, köylü kurnazı" görmek istiyor diye yıllarca olmadığım sıfatların olmadık suçlamalarından kaçınmaya çalışmıştım... onların karşı oldukları başlıklar beni tanımlamıyor, beni tanıyorlar diye her söyledikleri şey olmayacağım, ben kendimi bilen bir insanım, herkes her şeyi bilemez elbette ama söylenenlerle kişiliğimin ne kadar uyuşup uyuşmadığını pekala analiz edebilirim, objektif olacağım diye kendime ettiğim eziyette paylarını neden almıyorlar, insanlar diğerlerine kötü şeyler atfetmekten neden çekinmiyor anlamıyorum.

Sakince anlatsam da avazım çıktığı kadar bağırıp kendimi yırtsam da kendini hoca gören bildiğini okumaya devam ediyor; ben hoca olmayayım, ben kimseyi böyle çaresizliklere itmemeyim, umut olayım ben, "sen yaparsın" olayım, "yine gel uzun uzun konuşalım bu konuyu düşünelim bir süre" olayım, nokta koymayayım, uzun cümleleri sevdim oldum olası varsın ben virgül olayım nokta kadar boyumla...

Hayat, bana iyi davran gözünü seveyim... seni sevmeyi çok istiyorum ama bazen cidden bensiz daha güzel mi olursun düşünmeden edemiyorum.

Ne zaman nefes alamadığımı hissetsem ormanlar düşlüyorum, ne zaman boğuluyormuş gibi olsam derede yüzdüğümü görür gibi oluyorum, geçiyor... kendimi iyileştiriyor muyum, iyileşmeyi erteliyor muyum emin değilim, belki grup bitince terapi almalıyım veya biraz daha fazla yazmak daha mı çok işe yarar?

10/27/21

ballı limonlu sıcak çay

 Oğlum uzun zamandır ateşlenmemişti, 2 yıl kadar önce geniz eti ameliyatı olduktan sonra pek hasta da olmadı, hiç özlememişim ateş nöbetlerini... 

40 derece ateşle şarkı söylediği bir videosu vardı 4 yaşından, şimdi de Cumhuriyet Marşı videosu var ki evlere şenlik 39 derece ateşi çıkan o değil de benim sanki... bu arada benim de ateşim var, korona değiliz ama epey feci öksürük krizleri yaşanıyor aile boyu...

Bugün mesai bitmek bilmiyor.

Rüyamda eski'yi gördüm ilk kez, benden özür diliyordu, ateş kafama mı vurdu nedir... affettim aslında, kin tutmuyorum ama derinlerde bir yerde bir özür beklentisi olmuş demek ki... 

Dün ananesinin izlediği dizideki romantik sahneye ayılıp bayılıyordu "hayırdır" dedim, "napim seviyorum" dedi anası kılıklı... "sev" dedim.

Umarım anasıyla babasının beceriksizliğine rağmen sevmeyi bilmeyen biri olmaz.

10/19/21

-13

"Babaannemin İçine Uzaylı Kaçtı" kitabını ilk kez duydum ve epey süre kıkırdadım durdum, pek ciddi eğitim eleştiriyorduk meslektaşımla ama bütün ciddiyet yalan oldu... ha gülüyorum ama kuvvetle muhtemel seneye benim oğlanın eline de düşecek bu kitap.

Hafif peltek konuşuyor yavru, okuduğu her hikaye sevimlilikten yıkılıyor, ister istemez gülüyorum, nesli tükenen hayvanların acıklı hikayesini anlatan bir seriye başladık, onu bile sırıtarak dinliyorum, çileden çıkıyor bizimki... 

Kitaplığın bağış zamanı geldi yine, bayat ve tatsız geliyor elimi attığım kitaplar, çocuk kitapları bölümü desen raflarını aşmakla kalmadı diğer raflara kaçak üst kat çıktı resmen, en ufak boşluklara bile sıkıştırılmış hikaye kitapları, dergiler...

Ev çok düzensiz... eşyalar eski evi hatırlattığı için midir bilmem eğreti duruyor sanki... oysa ananesi reklamlardaki evi övünce evin erkeği "en güzel ev bizim ev" diyerek koydu noktayı, bu kadar benimsemesini beklemiyordum, cidden çocuklar daha çabuk adapte oluyor.






10/18/21

normallik bilinç gerektirmese hiç çıkarmazdım maskeyi

 Grubun erkek üyelerinden biri sevmediği halde seviyor gibi takındığı maskeden bahsetti; ses tonu, anlatırken ki yorgunluğu eski'yi hatırlattı, "o da zorlanmış olmalı" diye düşündüm.

Epey ağladım o günden beri, bu yas hiç bitmeyecek gibi geliyor artık, tam üstesinden gelecekken bir çıban başı daha patlıyor, her seferinde koca çukurlar kalıyor benliğimde...

Gruptan biri açıkça belli ediyor artık benden pek haz etmediğini, konuştuğumda tuhaf bir sessizlik oluyor bazen, "yine ne dediğimden habersizim galiba" diye geçiriyorum içimden, yine o "değişiksin" lafını duyacakmışım gibi irkiliyorum... aslında bana tepkili olan kişinin davranışı yersiz değil, açıktan ve kasıtlı olmasa da kusurum var bu konuda, yine de... her neyse...

İşimde, evimde, arkadaşlarımla bunca şey yaşanırken niye hep buraya grubu yazıyorum? çünkü güvenli alanımın dışında, kendimi savunmasızca açık ettiğim tek yer burası, buradaki kadar açık olmasam da grup biraz daha savunmasız bölge çünkü adları ve anlattıkları dışında bir şey bilmediğim insanlara adım sanımla kendi gerçekliğimi açıyorum, tehlikeli.... bu kadar risk almaya değiyor mudur?

Eskisi gibi her yalnız kaldığım yerde dans ediyor olsam bunların hiçbirine gerek olmazdı... vücudumun her bir kası ağrıyıncaya, kemiklerimin zangırdadığını hissedinceye kadar yorup sonunda terle karışık tuz döktüm mü gözümden, gelsin deliksiz uykular, gitsin kilolar, oh mis...


10/13/21

Hasret uçurdu perdeleri cama iki damla yaş düştü

 Son zamanlarda anneme fazla tepkiliyim, durduk yere değil elbette ama haddimin üstünde... o üzülünce benim de kalbim darmadağın oluyor.

Eski'yi özlüyorum bu ara yine nerden estiyse... belki anneme haksızlık ettiğimden onu hatırlıyorum, neler hissettiğini daha iyi anlıyorum belki, hak vermiyorum ama o kadar yabancı ve anlaşılmaz gelmiyor o zamanki tavırları...

Sevdiklerimi incitmekten nefret ediyorum, dilimin ucuna sevgi cümleleri geliyor asla kelimelere dönüşmüyor, düşünmek bile beynimde şimşekler çaktırıyor, bir sürü korkunç sahne geçiyor gözümün önünden -diyorum ya kendi hatalarımın üstündeki perdeler kalkıyor bir bir- onun yaptığı korkunç şeyler değil de benim yol açtığım dehşet anları aklımdakiler...

Ben yolumu şaşırdım, kendime eziyet ettim, sevdiklerime zulüm oldum, kul affeder mi bilinmez, Allah beni de sevdiklerimi de şaşırtmasın, affetsin.

Şimdi filmlerini sevdiğim bir oyuncu kadar uzak... yaşananlar sanki film icabı... çocuk oyuncunun performansı inanılmaz, kadına biraz gıcığım ama adam çok yakışıklı, gerçek hali uyuzmuş diye duydum, pek yakıştıramadım ikiliyi, yine de böyle son mu olur, pek severim bu yönetmeni belki modumdayken oturup yeniden izlemeliyim.

Hayat bakalım bana daha ne roller biçeceksin ne duygular yükleyip ne tiradlar yazacaksın...



10/12/21

Maskelerim

Bu en zorlandığım ve kararsız kaldığım ödev oldu.

Hangisi maske hangisi gerçekten benim, olmak istediğim idealim aynı zamanda yalan yanım mı? kafa karıştırıcı...

Çok dallanıp budaklanıyorsa kestirip atmak lazım öyle de keskin işte okkamın usturası...


Gelelim maskelerime... en çok kullandığım bana yakıştırılanlara "eyvallah" dediğim maske... insanları yalanlamaktan hoşlanmıyorum, farkındayım gerçekleri saklamak yalan değilse bile yalana yancılık...

Diyorum ki; tüm dünyaya açıklasam bile önyargıları kıramayacak, uygun ifadeler ve ifade edecek zaman bulamazsam daha büyük yanlış anlaşılmalara yol açacak... üstelik girdiğim her ortamda kendimi açıklamak için çok tembel ve isteksizim, zaman zaman bunu gereksiz yerlerde berbat zamanlarda yapıyorum, esasen pek de matah bir şey sayılmam, neyi anlatayım...

Yakıştırılan maskeler serisinin vazgeçilmezi "Adanalı" maskesi... memlekette işe yaramasa da, "Adanalıya benzemiyorsun" diyerek iltifat ettiğini sanan insanlar diyarında ciddi korkutucu etkilere sahip maske... kendini savunmak için vücut geliştirmen savunma sporu yapman falan gerekmiyor, "Adanalıyım" diyorsun benim gibi bir yerden bitme bile izbandut gibi tipleri titretebiliyor, bir nevi balporsuğu dönüşüm aparatı...

"Maskeyi yok edemiyorsan görünmez ol" maskesi... az konuşup az etki bırakarak ortamdan yok olmayı başarabiliyorum, bunu başarı olarak nitelemem bile nasıl bu maskeye bağlandığımın kanıtı...

Ah tabi ki en masumane duran, ailemin ve dahi nesiller boyu genlerimin katkılarıyla mermer gibi sert ve kalın "seni duymuyorum ki" maskesi -duvarı desek de hatalı olmaz o kadar güçlü- gerçekten bir işitme problemim var fakat çoğunlukla duymamayı tercih ediyorum, ilgilenmiyorum, yalan söylememek için duyamayacağım mesafeler koyuyorum... bazen de duymamış olmayı diliyorum, kendimi yanlış duyduğuma kolaylıkla ikna edebiliyorum, gün içinde zirilyon kere yanlış anladığım kelimeler oluyor ne de olsa...

Bir önceki maskeyle iç içe başka bir maske; "anlıyormuş gibi" yapmak... hiç duyamadığım bir cümleyi üç beş kere tekrar ettiremeyeceğim ortam veya atmosferde anladım sayıp nazikçe gülümsüyorum, bilen zaten o gülümsemeyi dakikasına anlıyor ama beni bilmeyenlerin kafası karışıyor "bu kız biraz salak galiba" bakışı oluyor onlarda... övünme ödevinden yeni çıkmışken övünmesem olmaz zekamı takdir edebildiğim milyonlarca an oluyor, tek kelimeyle tüm olayı çözebildiğim... yine de duyamadığım gerçeğini değiştirmiyor tabi ki...

"İşitme cihazının ne kadar verimsiz ve rahatsızlık verici olduğunu bildiğim için takmak istemiyorum" bu cümlenin tam altında yatan maskeyi bunca açıklamadan sonra tahmin etmek zor değil... duyamamak bende komplekse neden oluyor, engelimi kabul etmekten utanıyorum, duyamadığım zamanlarda savunmasız hissediyorum.

Bana en çok yakıştırılan ve en sık yardımına başvurduğum "güçlü kadın" maskesi... sokak köpekleri havlarken delicesine korkuyor ama oğluma "korkma ben yanındayım" diyebiliyorsam bu maskenin sayesinde... korkularımla yüzleşiyor muyum maskenin gücüne mi sığınıyorum karışıyor çoğu zaman, dikkatsizce kullanıldığında tehlikeli bir maske...

"Acımadı ki" maskesi, külliyen yalan, güçlü maskesinin kara kılıfı...

"Acınaklı" maskeyi kendimle çelişeceğim için toplum içinde pek takmıyorum, nadiren rahat ortamlarda, kendimleyken çok sık bu var yüzümde... bir şekilde sadomazoistik bir tadı var bunun, evet, parçalayıp dişlerinizle iyice çiğniyor bir bir yutuyorsunuz sonra boğazınıza diziliyor.

"Ağlanacak haline gülümseyen" maske... deneyimlediğim güzel anları ya da rüyayı, hayal de olabilir, gülümsetecek şeyleri düşünüp o anın baskısını atmakta birebir... aklımla alay eden bir anda, yutmam gereken sözde, en çok da kendimleyken moral bulmam gerektiğinde başlangıcım bu maske sonrası kendi yalanına inanmak gibi, illa bir güzellik buluyorum iyi hissettirecek, yeter ki dibi bulmayayım, gemi su alsa da rüzgarını buldu mu yürür.

"Yalandan" maske... beyaz, pembe falan olması yalanlığını değiştirmiyor.








10/07/21

köprünün üstünde

İşten eve yürüyorum geçen haftadan beri... dün ayaklarım ciddi manada ağrıyordu, bu kiloda birden bire kilometrelerce yürümeye başlamak zorluyor bünyeyi haliyle, otobüse binmeye karar verdim.

A noktasından C noktasına tek seferde gidebildiğim otobüsün saatleri işe yaramaz hale gelince A'dan B'ye oradan C'ye gitmek gerekti, A-B problem değil ama B-C için indiğim köprü üstünde C otobüsü durmadı ve D noktasına kadar giden dolmuşa binmek zorunda kaldım, sızlayan tabanlarla evime yürürken "ne işim var burada, çok ıssız, akşam vakti güvende hissetmiyorum, bu köpek beni kovalar mı, niye arkamdan geliyor" gibi düşünceler eşliğinde otobüs şoförüne beddualar dilime dizildi, geri yuttum.

Yolda hıçkıra hıçkıra ağladım, kimsenin göremeyeceği kadar karanlık ve ıssızdı, uzun zamandır böyle sarsıla sarsıla ağlamamıştım.

Oğluma sarılınca kabus bitti şükür, uzun uzun taradı saçlarımı ne dert kaldı ne keder...

10/06/21

an

 Yaylada bir örümcek ağı vardı,  örümceği göremedim ama ağlar hem güneşle ışıldıyor hem de havada asılı rüzgara direniyordu, fotoğraflamak istedim, cep telefonu kamerası da bir yere kadar işte, görmedi... belki milyonlarcası fotoğraflandı, belki sayfalar dolusu yazıldı benzer anlar için ama kendime saklasam ziyan olacakmış gibi hissettirdi.

Yeğenlerime gösterebilseydim annem ağı parçalamadan belki şu an bahsediyor olmazdım ama güzeldi, narin görünüşünden beklenmeyecek kadar güçlü...

Bazısından bahsedince büyüsü bozulur... olmayacak dualardan biri oluverir de "başka şey dileseymişim" dediğin an vardır ya, o "başka şey" de atmosferi yok eder; sevin işte, bir şey de kursağında kalmasın, nedir bu kendine eziyetin... 

En çok da kıymeti sonradan anlaşılan anlara üzülürüm, 'bilsem keyfini sürerdim' dediklerine işte, yazık tutunsan kazınmamış hafızaya, unutsan pırlanta yüzüğü denize fırlatmışsın gibi hissettirecek, hafif rahatlık katmerli ziyan...


Evdeki eşyaları azaltmak istiyorum, hele bir oda var "sal beni ikimiz de rahat edelim" der gibi... balığımızın keyfi yok o bile stres yapıyor.

10/04/21

efil efil

Rahat ama tekinsiz hallerdeyim.

Arabayı sattım, üstümden arabanın kaygıları kalktı gitti ama rahatlığı iyiydi, daha güvenli ve tamirden çıkabilen bir araçla yola devam etmek nasip olur inşallah...

Sabah otobüs saatleri değiştiği halde uygulamaya yansıtmayan belediyenin azizliğine uğradım, mesai saatimden 40 dakika erken çıkıp 15 dakikalık yolda işe yarım saat geç kaldım, yürüsem 1 saat 10 dk sürüyor oysa... cebimde taksi parası olmaması da ayrı mevzu tabi...

Şimdilerde üstümde yavan, oturmamış bir şey var, kekremsi tat veren... dilerim bulup sorunun çaresine bakabilirim.