1/30/2012

kaydırma yapmışım

soruyu anlayıp anlamadığından daha önemli olan tek şey soruya nasıl baktığın...

problemlerime matematiksel yaklaşmaktan alamıyorum kendimi...soyut düşünmenin esnek yollarından gidilen kesin sonuçlara sosyal bilimlerde varılamıyor zannımca...mesela tarih, cevapta netliği bırak sorusu dahi kaypak; falanca savaşın nedeni isteniyor, döşüyorsun, "yok o neden değil ardındaki" oluyor, dumur ediyor insanı...bir coğrafya sorusu var karşında; geçen yılın dediği bu yılı tutmuyor zaten, bir barajla iklim özellikleri değişiyor, bir depremle yerleşim, bu da bizden olsun diyor bilir kişiler bölgeleri bile değiştiriyorlar, siyasetçiler bile öylece coğrafyanın içine dalabiliyor, yeni bir şehir kuruyor adamlar, daha n'olsun? sevmiyorum emin olamadığım yerlerden gelen soruları...

'işte bu!' diyebileceğim cevaplar için problemleri soyutlayan bir kafa yapım olduğunu keşfettim, insanın zihninden çıkan insanın doğasından nasıl bu kadar uzakta olabilir anlamıyorum, işime gelmiyor diye yanlışa düşmek hiç işime gelmiyor, haliyle bilmediğim patikalarda yol bulmaya çalışıyorum, sonum hayrolsun.

her şey matematik kadar harbi olsa, çözümsüzlük bile bir çözüm kümesi oluşturabilse diyorum hani...sorunu görmekle çözmek aynı şey olabilse geometrideki gibi...her şey mantıkla hallolsa iyiydi. (bunu bir sözelci olarak söylüyorum hem de yeminle...)

Hiç yorum yok: