7/12/2011

yazının alnıyla dağın sırtı bir olur mu hiç?

buraya yazmayı seviyorum, kendin olmanın mühim hissettirdiği nadide bir köşe bu, kelimeleri almışın dizginine kendine ait koskocaman bir dünyada at koşturuyorsun, hay bin yaşayasın, keyiflendim bak, klavyemi seveyim!


her köşede kadınları buldukları sıkıştırıp "kendinizi şımartın" diyen çok bilmiş dergi yazıları var ya, onlar bile yazarkenki şımarıklığımı görse hanımefendiliğe soyunabilirdi, soyunmak dedim de giydiğim hiçbir şey yakışmıyor bu aralar, hayır, soyunup gezecek değilim ama keşke hiç alışverişe çıkmadan yakışanı üstünde bulmak mümkün olsaydı -hı hı, alışverişten yakınan hatun kişi hem de huyu suyu gayet feminen- bir yazlık elbise bakmak bir ton odunu üç kat yukarıya taşımaktan daha zor gelebilir mi insana?! oluyor işte....


bir süredir güne hep gülümseyerek başlıyorum, ne olursa olsun moralimi bozmamaya, bozulsa bile çarçabuk toparlamaya çalışıyorum, hani bu çalışmakla olcak şey değil ya içimden böylesi geliyor diyeyim, ben de emin değilim ne olduğundan, verdiğim her nefeste umut var, gülümsemek çok güzel...gerçeklerin katı ve sevimsiz suretine bakmaktan aynalaya bakmayı unutmuşum, o düz fakat net biçimde kim olduğunu hatırlatan görüntüye ihtiyacı oluyor insanın bazen; ne halde olduğunu bilmek için, bir başkasının gözünde ne olduğunu, ne olabileceğini...


içimden deli bir bahar geçti, şimdilerde içim yaz kadar sıcak, belki adananın yazı kadar yapışkan olabilir, yani birazcık :P




*yazı: (yöre ağzıyla) ova, düz arazi, yeryüzü

Hiç yorum yok: