5/14/2011

haziran'da yağmur devam eder mi dersin?

bugün sanki bir sonbahar günü, sırf yağmur yağıyor olduğundan değil, evde tek başıma oluşumdan ya da umutsuz bekleyişlerle kıvrandığımdan da değil, yumurtası bi tarafına gelmiş tavuklar gibi dersler sıkıştırdığından hiç değil, kabuslar desen ı ıh, kimi kandırıyorum ben, hiç diye saydıklarımın hepsi yalnızlık kokuyor da ondan sonbahar havası sarıyor etrafı, ölüm gibi, sararıp solmuş ölgün bir doğa gibi, ölümüm gibi…kendimi yalnızlıkla zehirliyorum, ölesim var -evet- ama katil değilim, kimsenin canına kast edecek meylim yok, kendime o kadar kızgın da değilim zaten…yanaklarım ıslanıyor ve fakat komik geliyor, her şey…

babamın soğuk yüzünü hatırlıyorum sıkça…haziran’da ölmüş bir baba, bunu unutmak bilmeyen bir kafa, garez eder gibi bangır bangır bağıran reklamlarda babalar günü mevzu, kafa da kafaymış ha, salondan mutfağa geçene kadar ne demeye orda olduğunu unutur ama zihninde çoktan ölmüş olması gereken günü hatırlamakla kalmaz dört yaşında bir gözden naklen yayınmış gibi net izler, sanırsın hd formatında kaydetmiş haspam…üstüne yakın geçmişteki anılarından kırpılıp mevlana misali dönen kliplerle ‘adamlar ve sevmek’ mevzu introdan girdiği an film kopuyor zaten, freud amca haklı bir yerde tabi, çocukluğa inmek lazım, iyi de o inişin çıkışını bulamıyorsan hak hukuk neme lazım be amcacım, yaş iş!

özlüyorum, sevdiğim adamlar konusunda gücüm anca buna yetiyor, kursağımda hep bir düğüm, yalı kazığı gibi dikilip kalıyorum, özlüyorum durduğum yerde, ne ölen mezarından çıkıp geliyor, ne de giden gittiği yerden… anca özlüyorum…her neyse…

Hiç yorum yok: