1/28/26

kış gecesi şimşekler çakarken büzüştüğüm ateşe bakıp; yazın çukurda göğe yüzümü, çimlere sırtımı, hatıralara aklımı verdiğim günleri yad ediyorum

✻  30 küsür yıllık bir arkadaşım var, dostum, hayranlık duyduğum ışıltı, birin bu kadr uzun süre sevebilmek hem de bile isteye emek vererek gerçekten ama gerçekten çok güzel... bana sürpriz yapıp 'evinin önündeyim' dediğin an, uçarak gelip gördüğüm yerde küçük bir kız çocuğu gibi çığlık atarak sımsıkı sarılmak isteyecek kadar güzel...


✤ Ve çeyrek asırlık bir başka arkadaş, üç gün üç gece uyumadan heyecanla çenem ağrıyana kadar konuşacaksın deseler inanmam ama dördüncü gün yanımda kalabilse hala konuşuyor olurdum  o kesin.


Güzel insanlar iyi ki varlar..


❉ Hiç ummadığım bir vakitte "abla  nasılsın?" mesajını görüp içimi ısıtan hayatımın donan o anından çekip çıkarıveren güzel insan iyi ki varsın.


✴ Ve benim yüzümden incindiğini bildiğim güzel... dilerim senin için daha iyi, daha aydınlık olabilirim. "psikoloğa gittim bana normal olduğumu söyledi, inanabiliyor musun?" diyen sevinçli sesini duyduğumda sana ne kadar sarılmak istediğimi tahmin bile edemezsin, üzgünüm, biliyorum gençliğimizde de yaşadıkları yüzünden zorlanan normal bir kızdın ama benim senin dokunduğun bir yerde kayışım kopmuştu senden uzaklaşmasam kopup gideceğimi hissettim. 


✻  Benim kadim dostum, melankolik ama alabildiğine cesur... onun kadar karanlıkta kalsam gölgeden bile ürken ruhum dağılır mıydı? bir şekilde gölgede bile gözüme ışıklar saçan ilham verici bir güneşti, bana hayatta en iyi gelen kişi oldu, bu bitik benliğimle bile ruhumda ışıklar uçurabiliyor, Allah'a ne kadar şükretsem az.


✤ Yine de yaşam enerjisi diyorsak birlikte en çok gülüp ağladığım kişi lisenin son iki senesinde resmen kendimi bulmamı sağlayan güzellik, yıllar sonra konuştuğumuz her satır arasında kendim hakkında unuttuğum her detayda özenli ve kıymetli hissettiğim muhterem, seni çok özlüyorum, üç çocuk zor biliyorum ama hala bir yanım saatlerce telefonda seni esir almak her hafta sonu yanını bulmak istiyor, enişteyle iyi olduğunuz için memnunum ama seni başkalarına bu kadar kaptırmak can sıkıcı fakat eş ve çocuklarla da didişemem ki...


✴ Bir zamanlar benliğim için kaçtığım, şimdilerde  kötü geldiğimi fark edip seni kendimden korumak istediğim bu buruk kırık bağ için üzgünüm dostum, birbirimize ilaç olmadığımız belli ama yine de arkadaş dediğimde aklıma gelen bir elin parmaklarını geçmeyecek insanlardan birisin, artık mesafelerle artan bu kırılganlık ortamızda dursun istemiyorum, sesini duymak beni gerçekten mutlu ediyor, üzgünüm, hatalıydım, cesurca bunu bir gün sana açıklamayı başarabilecek miyim? gençken diğerleri sıcak ve ışıl ışıldı hatta bazen yakıcı, sen bir akşam üstü çardakta açtığımız seyyar ışık gibiydin, sıcak günün serin, yıldızlı gecesinde yaydığın ışık ısıtmazdı belki ama aydınlatırdı esintide ipil ipil sallanarak yalnızlığına hiçbir şey bulamasa pervaneleri ve sivri sinek vızıltılarını eklerdi. güzeldi, hala güzel hatta şimdi yaz vakti ikindi vaktinde akşam ezanına yakılan minarenin ışıkları kadar esenlikli...


❉ Ah biliyor musun, bana abla desen de hayatımda en çok tutunduğum arkadaşım sensin, olgun davranmaya çalışan minik bir kız çocuğu gibiyim yanında... yalan değil acılarımı göstermeye biraz utanıyorum yanında, evin hep küçüğü olmuş biri için abla olmak azıcık zor ama tatlı... uzun süre karpuz dilimi profili kullandın diye mi sıcak ferah ve tatlı seninle muhabbetler? çay içmeyen senin yanında bir demlik çayı bitirip 'ikincisini mi demlesek' dedirtecek muhabbetleri özlenmesin de ne yapsın...


Şükür ki tüm bu güzellikler hayatımdalar ama bunca özlem kışımı atlattığımda daha az bir o kadar da anlamlı olacak değil mi? 


☆ Aslında bir avucumun içinde daha anımsamak istediğim rengarenk ışıklar var, biraz daha uzaklık girmiş aramıza ama ordalar, ateş böcekleri gibi hafızamın kör gözünde yanıp sönen anlar uçuşuyor, bir elin parmakları kadar insan daha... birkaçı artık çok çok uzaklarda, şubat yaklaştıkça kalbim her zamankinden daha da fazla üşüyor, özleyince arayabilmek de bir nimet, duayla dostum duayla...


Gözlerim eskisi gibi görmüyor artık, belki göremiyorum burnumun dibindeki nice hazineyi , arasam mı? zaman yok yine, yaşamaya zamanım yok, gözlerimi açıp hayatın güzelim renklerini seyre yok oğlu yok... emekli olunca zirilyon tane kursa gidip hayatıma ışıldayan rengarenk hazineler katacağım ahdim olsun, kimi eski kimi yeni yerlere gezmelere gideceğim.


Dün kitap okumayı da dostlarımı özler gibi hasretle andım, bir söz de buna olsun, yakın gözlüğü alınıp nice nice kitaplar okunsun inşallah...

12/12/25

İş yerinde bloga giremiyordum bir süredir, bugün çok içim şişti, tekrar denemek istedim açıldı. Başımı yakmam inşallah yasaklı siteye giriyor iddiasıyla, bizim bilgi işlem bu konularda biraz ürkütücü, bir yerlerde işten biri gizlilik ihlali yapıp yapmadığımı tespit için blogu takip ediyor olabilir (paranoya modumu açtım, evet)

Yazın annem felç geçirdi, ilk günler oldukça kötüydü, çok korktum. Yolda ağladım mı, uyudum mu, sadece kafam dalgın olduğu için miydi emin değilim hastaneden işe giderken olmayacak bir kaza yaptım, araç pert oldu, şükür ki sağlık sorununa yol açmadım ama annemin durumu nedeniyle acil araç ihtiyacım vardı, epey borçlanıp araba aldım aracın perte çıkacağı kesinleşince... o günden beri yalnız araba kullanırken korkuyorum, üç kazamı da yalnızken ve yazın yaptım, pek tesadüflük tarafı kalmadı, yalnızken hız konusunda dikkat etmem gerektiği kesin.

Oğlum HSP diye bi hastalığa yakalandı babasındayken, bana bir iki kızarıklık dediği şeyin beline kadar kıpkırmızı morluklarla dolu hatta ayaklarında su kabarcıklı bi şey olduğunu ve çocuğun ayağının üstüne duramadığını atlatsa en azından mental olarak kendimi hazırlardım...atlattı çok sükür ama ayaklarının şu anki haline bakmak bile ürkütücü... üç yıl gözlem altında kalması gerekiyormuş... babaya çocuk emanet etmek herkes için mi saatli bomba bilmiyorum.

Hastalık hususunda da sınanmadığımın masumuyum belli oldu, bu sene hastalıkların sadece fragmanlarını gördük ama oldukça ürkütücüydü.

Kanser ihtimalinde sarsıldım, annemin kendi yemeğini ve ihtiyacını gidememe ihtimalinde dağıldım, oğlumun böbreğini kaybedip ayakta durmakta zorlanabileceği ihtimali karşısında şoktaydım, çok şükür çok şükür ki sadece bir tür uyarı gibi göz kırpıp geçti hepsi... sadece ihtimallerdi ama boşanma aşamasında yaşadığım ve uzun süre atlatamadığım gece terörü beni yine yakaladı; tepinerek uyanmalar, bölünen uykular, uyuklarken küçücük şeylere tavana kadar sıçradığım tepkiler... annem ordan burdan okunmuş su içirtip duruyor habire...

İşle ev arasına kilitledim yine kendimi, spor yok, yürüyüş yok, bir arkadaşla iki lafın belini kırmak yok, hayırlısı bakalım... emekli olsam yeniden nefes alabilir miyim?







4/05/24

derde güzelleme...

 Zaman zaman kocaman meseleleri ufak tefek şeyler yığınının altında gizlemeye çalışıyorum kandırıkçı çocuk beceriksizliğinde... yine de ne söylersem söyleyeyim samimi olmaya çalışıyorum, içimden yalan söylemek geldiği de oluyor, koyvermiyorum, samimiyet de gayret istiyor.

Eskimiş aşklardan ve eski yaralardan bahsetmek kanayan yarayı kaşımaktan daha az acıtıyor, yalan yok tanıdık gelen acı daha katlanılabilir oluyor... ben sıkça eskiden veya eskilerden bahsediyorum, yenide yaşadıklarım tanıdığım acılar değil, adını koyamadığını çağırıp kovamazsın, derdini bilmek lazım; neyi dert ettiğinin farkına varınca kabullenmek veya üstünden atmak...

Biyopsi yapıldı, üçtür kanser şüphesiyle yüzleştim, sonuç öncesi sıkça babamı ve eski'yi anmam muhtemelen yaslanacak bir omuza ihtiyaç duyduğumdandı... bu sefer kanser olmadığımı öğrenmek beni rahatlatmadı, 'içimde ölen bir şeyler var' dedim oğlumu biraz daha gündemime aldım geleceğe dair umuda ihtiyacım vardı.

Aklın ve kalbin karardıkça özünü kör kuyuda arıyor gibisin, kimim ben neye benziyordum? bildiğini başa sardığın da oluyor, acılara tutunduğun da... yaranın üstüne tuz basıp bir sonraki yüksekliği kat etmeye araç olarak kullanmak da olası...

Üniversitede oda arkadaşım derin mevzular konusundaki rahat konuşmalarımı yadırgamıştı ve o zamanlar pek aklımın almadığı "arayı açma" mevzunu anlamamı sağlamıştı... dert özel bir şey, hazmedemeyecek kişinin önüne konduğunda mesafe oluşturuyor, bu gerçekten böyle... "derdimi anlatamam dertsiz insana/dert bilmeyen dert kıymeti bilemez" diyor ya türküde, aynen öyle işte... 

Mesafe dedim ama uzun soluklu derin dostluklar da samimiyetle paylaşılmış dertlerle nice duvarlar yıkar, bunu da bilmek şart... 

Elbet aşamadığım dertler önüme konulunca ben de hazmedemeyip çekiliyorum... zamanla aşınıp dökülüp gidiyor kimi yakınlıklar, yanı sıra bir tek an için ömürlük bir birikim alabiliyorsun.

Dert her zaman deva aranan şey değil, dert her zaman travma değil, kimine deva olan kimine zehir oluyor ya, deva kadar dert de kişiye özel... dert üstünden çıkarıp atacağın yahut sevgisizlikten üşüyünce giyinip ısınacağın hırka da değil, olmuyor havana göre, oluyorsa zaten o dert değil.

Bolluk bereket içinde bile dert edindiğin bir meselen olması kötü değil... aşksa derdin sevmeyi sevilmeyi öğrenmenin anahtarı oluyor, insansa derdin diline kıvraklık kazandırmak oluyor gayretin, bahçense bitkilerin diline aşina oluyorsun, gezmekse derdin yolu patikalarına değin kazıyor aklına...

Derdin kendinleyse vay haline, doğruyla yanlış, ölümle yaşam arası mekik dokuyorsun... binbir türlü dertle kendini donatıp hazırlamışsan bile öğrendiğin, gayretin çaban kendine yetmiyor.

Taşıyabileceğin dertler kendin kadar ama hep bir kendinden öteye arzu var, işte orda işler karışıyor, kimi boyundan büyük dertler yüklenip kendinden uzaklaşıyor, kimi kendinden içerdekini büyütemedikçe hırsını "ben"i büyütmeye vuruyor, kimi de mevcut dertlere asılıp kendini görmezden geliyor... velhasılı kelam kendi derdin sana yetiyor ama o "benden içeri" denen var ya özüne çağıran hani, kuyruğunu yiyen yılanın başı...

3/25/24

Eski'yle normal konuşabiliyorum artık -oğlanı bile çekiştirdim bir ara- artık sesimde titreme yok, çatallık yok, öfke yok, heyecan yok, gerçi iğnelenince tepki vermiyor değilim ama ölçüsüz tepkiler yok, duygu krizleri yok... 

Yıllar sonra uzun sayılabilecek ilk normal konuşma sonrası "acaba beni özlüyor mudur?" sorusu içimden geçse de "amaaaan özlerse gider karısına sarılır bitti gitti dedim" çok da üstüne eğilmedim fikrimin...

Tuhaf... yıllar sonra hiç görmediğim biriyle normalleşebildiğim için gururlanmam da bu durumun birazcık da olsa kalbimi hala kırıyor olması da, oğlumun her konuştuğumuzda dikkat kesilmesi de tuhaf... ama en tuhafı normal konuşabiliyor olmak... ben normale dönemiyorum çünkü... ya hastayım ya yorgun, aynaya gülerek veya gördüğünü severek bakmayalı kaç yıl oldu? 

Nekahat halimin bu kadar uzun sürmesinde onun suçu yok... bir şeyler kırıldı bir yerde, yuva tutmuyor, bozulup duruyor... tamiri benim harcım değil belli oldu, bunca zaman geçtikten sonra dikiş tutturamadığıma göre... yardım almalıyım ama işin ironik tarafı; ben eski dışında hiçbir insana "yardıma ihtiyacım var, yardım et" demedim, belki babasız büyümüş kız sendromudur (adını atıyorum ama sezgilerim babama bağlıyor olayı) annemden veya abimden bile direkt yardım istemedim.

En net hatamdı yardım ummak... yardım istemek benim için yeni olabilir ama belki muhatabım için yardım etmeyi hiç istemeyecek kadar kadim bir mesele... bunu böyle düşünürken, bedeli tahsil edilmiş bir terapiye bile gitsem yardım isteme fikri tüylerimi diken diken ediyor.

Fikrimin değişmesi güvenmekle mi dayanılmaz acılarla mı mümkün olur? değişecek gibi değil şu haliyle... Bu dağı arşınlamak bakalım ne zaman mümkün olacak, hayırlısı...

3/04/24

tatlı yiyip tatlı konuşmanın acı bilançosu

Yürüyüş havaları başladı şükür, kilom yine vahim vaziyetteyken iyi oldu. 

"Yeni bir ben" keşfedeyim derken gün geçmiyor ki yeni bir sağlık sorunu keşfetmeyeyim... kırkı devirmek bunu gerektiriyor demek ki... yok aslında dürüst olayım yaşlandıkça yuvarlacık hale gelmekten oluyor benim tüm hastalıklarım... 

Randevu alıyorum oğlum soruyor "kadın doğum mu dedin?", şaka yollu "ne doğumu canım evlensem haberin olurdu" diyorum daha da telaşlandığını görünce "şaka şaka" diyorum ama kuşkulu gözlerle bakıyor -on yaşında, az anlatsam detay istiyor, çok anlatmak için tıfıl- kadın anatomisiyle ilgili bir sıkıntı ama sağlık biriminin adını söylemek bile bela... jinekoloji desem iyiydi.

Yine "kilo ver" dedi doktor, bunu üç senede farklı branşlarda beş doktordan duydum, her yaz yaklaşık 10 kilo verip kışa verdiğimden fazlasını alıyorum, yıldan yıla ortalama kilom artıyor... lanet bir kısır döngü...

Bu yaşta hayata yeni başlangıçlar yapıyorlar ya merak ediyorum, çok mu çürüğüm?

2/13/24

ağla çocuk ciğerlerin açılsın

 Zihnimdeki sisi dağıtamıyorum, düşünme kapasitemin azaldığını ve beynimin ufaldığını seziyorum, emin değilim... nörolojiden randevu alıp iptal ettim... yakınlarımdan erken bunama, alzhaimer vs. yaşayan yok... diyabetle gel-gitli halimden veya depresyondan falandır belki... 

Abimle konuştuk "İşin rutini beni köreltmeye başladığında öyle hissetmiştim, maaşımı arttırmasa da işte beni zorlayacak tercihler yaptım şimdi hem daha az sıkılıyorum hem de beynimi eriten o atıllıktan kurtuldum" dedi, öyle bir tercih yapma fırsatımı çok ama çok geride bıraktım, emekli olup beni zorlayacak farklı mecralara yelken açsam hala ekmek kazanabileceğime güvenim var ama gerekli mi? 11 yıl evvel şu anki işime geçerken -evlilik ve şehir değişimi öncelikli sebepler olsa da- o işe gönül vermediğim için bırakmak kolay olmuştu, bu işte de umudumu yitirdim diye bir başka arayışa geçmeli miyim? rahatımı bozup şekillendiremediğim hayallerin peşinde koşmak için enerjim yok... kendimi ertelemeye devam edeceğim muhtemelen... beynimi yıllarca uyutmaya, susturmaya çalıştığım göz önünde bulundurulursa iyi bile dayandı.

Beynim ne zaman isyan etse içimden delicesine yazmak geliyor, oysa onu okuyarak beslemeliyim, aç çocuğa emzik niyetine buraya yazmak şu an... bile bile yine kendime yeniliyorum.

1/15/24

havanda dövülmüş su

 Hazır değilim, onca geçen zamana rağmen hazır olmaya yakın bile sayılmam... birileri var etrafımda, alıcı gözle baktığım ama kendimi yanında göremediğim... üzerimde mesafeli bakışlarını hissettiğim ama asla aradaki buzları küremeyeceğim... en kötüsü zaman zaman arsızlığını sezdiğim kişiler var, midemi bulandıran... büyük de mi konuştum nedir, gezip tozulabilecek, mülayim pozlarına tav olabileceğim, orta yaş üstü de var (hayatla dalga geçilmiyor) alenen yürüse de yok, iyiye de kötüye de niyet yok içimde... 

Ayrılıkla ilgili meseleleri büyük ölçüde aştım gibi... gel gelelim başa döndüm; 30 yaşında evlilik ve çocuk konusunda motive edilmiş bana değil de lisede evlenmek istemediğinden emin olan o güvensiz ergene...

Dışardan kolay görünmüyorum, tanıdıkça daha da zor her şey... benim uğraştıkça bezdiğim gönlümle el ne demeye uğraşsın? yalnızlık kolay, tanıdık, güvenli; sıcak değil ama olsun.

Aşktan geriye ne kaldı sanki? kubbede hoş bir sada mı? kötürüm kalmış gibi hissediyorum, hayalet acılarım var.