10/01/21

Küçüklerin gözlerinden öperim...

Madem ödevleri buraya yazdım onca zaman bunu da yazmasam olmaz. Burayı hatırlayan tek arkadaşımın bunu okuyacağından emin olarak yazıyorum şimdi...


Cancağızım, seni en çok güzel yüreğin için seviyorum.

Samimisin, zor günlerimde desteğin sayesinde daha güçlü hissettim.

Vefalısın, yıllar seni kalbimden uzaklara sürüklemediği için minnettarım.

Uzun süre görüşemesek bile çenem ağrıyana kadar konuşabilirim yanındayken, zamana ve mekanlara rağmen yanında tuhaf kalmamak rahatlatıcı...

Pratikliğini, kendini yenilemeni, hep taze kalmanı, yıldan yıla gelişip olgunlaştığını görmeyi seviyorum.

Harika bir annesin, bana ilham veriyorsun.

Anneliğe ve ilerleyen yaşlara rağmen içindeki çocuğun gözlerindeki ışıltısını görmek mutluluk verici...

İradene hayranım, tanıştığımızdan beri benim kilom defalarca evrim geçirdi ama istikrarlı biçimde yolunda ilerliyorsun.

Hayat zor, pek çok zorlukla yüzleştin, halihazırda devam ediyorsun, duruşunu takdir ediyorum.

Duyguların konusunda açık ve netsin, kendini tanıyor olman güzel, seni tanımış olmaktan memnunum.

Sesine ve gülüşüne bayılıyorum.

Çok yönlülüğün, açık fikirli oluşun, benim yadırganacak türlü anlarıma şahit olduğun halde yargılayan gözlerle bakmaman, senin yanında kalabilmemin en büyük sebeplerinden biri... teşekkür ediyorum.

Pek çok insanın kalbinden geçirdiği ama eyleme dökemediği iyilikler, güzellikler için taşın altına elini koyuyorsun ya içim ısınıyor senin gibi insanlar hala var olduğu için...





9/28/21

Çizgiyi aşmak...

Gün içinde ofsayta düştüğüm anlar için VAR'a gidilsin, yok edilsin mümkünse...

Az önce işle ilgili kilit bir bilgi gerekti, eski'nin kolayca ulaşabileceği veya onun vasıtasıyla tanıdığım birkaç kişi yardımıyla edinebileceğim bir bilgi... aramadım... gururumdan değil -iş konusunda gururu kenara bırakalı uzun yıllar oluyor- yardım etmese bilenmekten korktuğumdan aramadım, yeni yeni durulmuşken göle koca bir kaya yuvarlayıp taşırmak istemedim... yardım etse de etmese de garip hissettirecek ne gerek var gerilmeye...

Böyle zamanlarda insanın rahata ne çabuk alıştığını düşünüyorum, yıllar yılı elim kolum uzun değildi, hiçbir zaman kulağım kesik olmadı, şimdiyse o 2 dakikalık işlerin rahatını arıyorum, miskin ruhum pek de hoşnutsuz durumdan...

İçinden çıkamadığım pek çok mesele var, zamanla hallolur inşallah...

9/27/21

Serin bir sonbahar akşamı...

 Oğlumla yürüyoruz, serin ama dondurma yenebilecek kadar da ılık hava... köpekler havlıyor, tam korkacakken "bak anne martı geçti üstümüzden" diyor kuzucuk, martıyı takip edip havlayan köpekleri unutuyoruz.

Akşamları futbol oynuyoruz mütemadiyen, hafta sonları bir günümü komadaymış gibi geçiriyorum, bütün haftayı ancak öyle kurtarabiliyorum, tembelliğin bile cılkını çıkarmadan yapamıyorum n'apim...

Kendimi bildim bileli ordan burdan tasarruf etmeye çalışıp en temel ihtiyaçlarımdan bile kısıyorum sonra öyle bir masraf çıkıyor ki birikimimin boşa gidişini trene bakar gibi izlemekten fazlası gelmiyor elimden... her şey olacağına varıyor işte... insan rızkından fazlasını yiyemiyor sonuçta.

Akşamlar artık biraz serin, yine de incecik giyiniyorum sonra sarılıyorum oğluma, anneme, yorgana, koltuğun örtüsüne... saralanmak iyi hissettiriyor, en çok bu ılık havaları seviyorum, başka şehirlerin yazları gibi geçen ılık sonbaharlar, bu şehrin başka güzelliği... bu şehir özlediğim için mi bu kadar sevimli?!

Lise için iyi okul kazanırsa İstanbul'a gitme sözü verdim yavruya, önümde 5-6 sene var, oraya tayinim imkansız gibi bir şey, 46 yaşında emekli de olamıyorum, iş bulabilir miyim merak ediyorum.

Bir sürü ilgi alanımın hiçbirinde kalifiye değilim, iş yerimde iş niteliğim sıkça değişti artı alanımda iddialı da değilim, yetenekli olduğumu düşündüğüm işlere el uzatmayalı on yıllar oldu.

Aç kalmam Allah'ın izniyle, çok boş beleş biri de sayılmam, 3'e 5'e değil de 1-2'ye razı olmam gerekir ve kendimi sıktığım kadar oğlumu sıkıştırırım diye korkuyorum sadece...

Kaygıları gerçek ama bunlar şimdilik hayalden ibaret, bakalım ömrüm vefa eder de görürsem o günleri zaman neler getirecek!?...


9/23/21

Bereketiyle gelsin

İki gündür yağıyor mübarek; ara ara sıkmadan ama sırnaşır gibi sevimli, ılık, minicik adımlarla... 

İlla yeniden aşık olmam gerekse yağmura olurdum, nasıl da çarpıyor kalbim görünce... böyle tatlılık dondurmada yok, nasıl da ferah, nasıl da çeliveriyor insanın aklını... kalkıp uzun uzun yürümek istiyorum yağmurda, kuru yerim kalmayana kadar...

Şu sıcak başlayan günün serin sonunda yağmura iç dökmeyi diliyorum, araba kornaları aşkımızı kıskanırmış gibi parazit yapıp duruyor.

Ağaçları kıskanıyorum ben, bu kadar mı yakışılır... o toprağın kokusuna ne demeli, nispet yapar gibi... şansım yok bunca güzelliğin arasında, bu da karşılıksız aşklar hanesinin en derinlerine kazınacak...

Kendime şemsiye almayacağım oğlum çok sevse de, onun şemsiyesini küçük diye öteleyeceğim yine, çaktırmadan delicesine seveceğim seni yağmur, her değen tanende gülümseyeceğim... bu şehrin bu mevsiminde bir başka güzelsin.

Kendimle barışsam ya ilkin...

 Dün grupta bir sürü övgü aldım -ödevin bir parçasıydı tabi ki- uzun zaman olmuş "güçlüsün" dışında bana atfedilen güzel şeyler olmayalı... çok mutlu oldum. 

Her zamanki gibi en çok bayanlar övdü beni, arkadaşlarımdan da iltifatlar alıyorum, çiçek bile almışlığım var defalarca, seviyorum bu hissi, çok utandırıyor ama iltifat almak çok tatlı...

Abim dışında öven erkek pek yok, bunda ciddi görünmemin etkisi var elbet ama kabul ediyorum öyle övülecek güzelliğim içte de dışta da yok...

Eski, "güzel değilsin ama ben zaten çirkin kadın severim" derdi, evli olduğumuz sıra ortamı ısıtmak için mahrem şeyler fısıldardı iltifat namına, sona doğru o tür laflarla hakaret etti düşününce, ilk zamanlar sevgi göstergesi olduğundan emindim yine de, nasıl oluyorsa o... 

kıskançlık duygusunu çok yoğun hissettiğim ilk an; ilişkisini öğrendiğim an değildi de ona gönderdiği sabah çekilmiş fotoğrafıydı, mahmur gözler şefkatle bakan... sözlerin gücü inkar edilemez elbette ama güzel hissettirmek "güzelsin" demekten daha güçlü, en azından bende böyle...

Geçen hafta kalp rahatsızlığını öğrendim (dedim ya güzel değil içim en azından eskisi kadar) üzüldüm ama çok umursamadım, ölsün istediğim zamanlar da olmuştu, üzülmeme şaşırdım biraz. 

Bu ara onu hatırlatan binlerce sebep oluyor fakat mühim değil, görsem dağılır mıyım bilemiyorum sesini duymak hala kalbimi kırdığı için kulaklık takıyorum oğlum konuşurken... 

Onun şimdiki haliyle barıştım aslında, yazın neden hır gür oldu anlayamadım, şu an hatıra olarak güçlü ve fakat zararsız; yormuyor, üstünkörü gülüp geçebiliyorum. 

Arkadaş olmayı umuyorum eski'yle; dost gibi değil de iş arkadaşımmış gibi... hiç görmemeyi dilerdim oğlum olmasa, oğlum için gelecekte de sınırlı düzeyde iletişime ihtiyacımız olacak, kötü kalmayı sevmiyorum, gereksiz yük...

Üstelik sevmeye bahanem olur, bunca sevmekten geriye dikenleri temizlenmiş arkadaşça davranabilecek kadarını bile saklayamamak yazık olur.




9/22/21

kendi kendime

Ödevlik bir yazıyla daha buradayım.


Kendime;

Sınırlarımı aşabileceğim halde, olduğum yerden bir adım geride durduğum için kızgınım.

En iyisi için dua ederken kendimi liyakatsiz gördüğüm için, kendimi bile ikna edemezken dilimdeki samimiyetsizlik için kızgınım.

Çekingenliği masum görüp üşengeçliği yanına yoldaş ettiğim için kızgınım.

Ortaya koyamadığı potansiyel için millete söylenip duran başkası olsa "laf yapma icraat görelim" derdim, kızgınım.

Eğitim konusundaki maymun iştahlılığıma 'başladığımı bitirmeliyim' düsturu eklenince kaosa dönen öğrenim hayatım için kızgınım.

Korkup gözlerimin önünden geçip gidişini izlediğim her yeni başlangıç için kızgınım.

En çok ama en çok o boş konuşmalar için kızgınım, ne zaman lüzumsuzluk yapsam kendimden nefret ediyorum ve o boşboğazlıklar, of of offff...

Plansızca içine daldığım ve olduramadığımı kabullenmeden debelendiğim meselelerle israf ettiğim zaman ve enerji için kızgınım.

Sağlığıma dikkat etmediğim için kızgınım.

Sağlıksız düşünceleri defetmek için dibine vurduğum atıştırmalar,  zamanımı yiyen sine-masal beyin karıncalanmalarıyla avutulmuş yapay mutluluklar için kızgınım.

Başkalarına kıyamayıp üstüme yük ettiğim sorumluluklar için kızgınım.

İhanet ettiğim hayaller için kendime kızgınım.

Yapabilecekken yapmadıklarım için, pişman olacağımı bilsem de geri durmadığım sözler ve eylemler için kızgınım.

Pişmanlıklarla dolu bir hayat yaşadığım için kızgınım.

Zamana ayak uyduramadığım için, zamanı durduramadığım için, zamansız çıkışlarım için, zamana yetişemediğim için ve işlerimi zamanında yetiştiremediğim için velhasılı kelam zamanı yönetmedeki başarısızlığım için kızgınım.

Görüntüm konusundaki özensizliğim için kızgınım.

Yıllar geçtikçe anneme daha çok benzediğim için kızgınım.

Yanlış anlaşılmaları, 'el ne der'i dert etmeyip diline düştüğüm el alemin derdine yandığıma kızgınım.

Kendimi hep ikinci plana attığıma kızgınım.

Bunca insan görüp çok farklı ortamlarda bulunduğum halde insan sarrafı olamayışıma kızgınım.

Sarsak ve kararsız kaldığımda panikleyip aceleci davrandığım için kızgınım.





Sana;


Sıkıntı yaşıyorken oturup adamakıllı konuşmadığın için, olmuş bitmişin ardından sessizliğini korumadığın için kızgınım. 

Düzeltme fırsatı bile vermemişken her hatayı bana mal etmene kızgınım.

30 yaşında olmak hayatın her alanına hakim olmayı gerektirirmiş gibi bilmediğim yerlere çerçeveler koyup bildiklerimi yok saymana kızgınım.

Anamın eviyle hayatımı sınırlamadığım halde her ağzını açtığında kaderimi doğduğum eve hapsettiğin için kızgınım.

Aklımı ve duygularımı hafife aldığın için kızgınım. 

Evin denetmeni değil hayatımın ortağı olduğunu unuttuğun için kızgınım.

Biz olmayı sevdim diye benliğimi hiç etmene kızgınım.

Hata yaptığını kabul etmek yerine suçlamana, özür dilemek yerine çoktan affedilmişsin gibi her şeyin üstüne perdeler çekmene kızgınım.

Doğruyu yanlışı tartışabildiğim adamken yargıcım haline gelmene kızgınım.

Önyargılardan ve peşin hükümlerden nefret ettiğimi bildiğin halde beni kalıplarla sıkıştırmana kızgınım.

Beni en zayıf noktalarımdan yakalayıp güvensiz ve çaresiz hissettirdiğin için kızgınım.

Suçlamaların, yargıların ve tespitlerin yok yere değildi ama ayrılığın sorumluluğunu tümden omzuma yüklemeye çalıştın ya... "Başaramadık" demek için bile 'biz' gerek, bunca yıllık yanılgı için hem sana hem kendime çok kızgınım.

O çok sevdiğim evimi içinden çıkamaz hale geldiğim sorumluluk çukuru haline getirdiğin için kızgınım.

Yakınlarımla arama görünmez duvarlar inşa edip her meselenin formülüne aileni koymana kızgınım.

Hayatıma adını tek geçip yanımda durmayışına, beni bir dolu yabancının arasında yapayalnız bırakmana kızgınım.

Hiç yaşanmamış gibi unutuverdiğin için kızgınım.

Her karşılaştığımızda attığın kin dolu bakışlar için çok ama çok kızgınım.

9/17/21

Güneşin okşadığı yağmurlar aşkına...

Buraya grup sonrası yazar oldum, sanırım oraya biriktiriyorum içimdekileri kalanlar da burada...

Buraya açıktan yazamadığım, beyazlar arasına sakladığım mektubu grupta sesli okudum, gerildim, sesimin titremesine engel olamadım ve bir şekilde oradakilerle ilk kez söylenip durmaktan ötesini açtım şahsım adına, aynı içtenliği birkaçının mektubunda da yaşadım, hepimizin çok farklı hikayeleri olsa da aynı acıyla cebelleşiyoruz.

Umarım iyi gelir hepimize...

Bu işe başladığımdan beri aklımdan uzaklaştırmayı başardığım -kaçmak yerine yüzleşmeliymişim o ayrı tabi- pek çok kaygı yine başımda... bazen başımı ağrıdan kıvrandıracak kadar çok ağrıtıyor yarayı deşmek.

Vücudum da hatırlıyor o günleri, mide ağrılarım arttı fakat o zamanki gibi dişlerimi sıkıp iştahımın limitini kırmıyorum çok şükür, bugünlerde biraz kilo bile verdim.

Duygularımdaki kaos öfkeyle son bulmuyor o zamanlardaki gibi; savaşı yaşamak gibi değil de savaş kalıntılarının sergilendiği müzelerde gezinme rahatlığı içinde "vay be neler yaşanmış" havasında...

Biraz da rahatsızlık hissi var, sebebinden emin değilim... tahminimce, onu başkasına ait görmeye başladım, elalemin adamını böyle olur olmaz düşünmeyi vicdanım kabul etmiyor.

Çok alakasız olacak ama yağmurda ıslanmayı eskiden neden öyle çok severdim hatırladım, o kadar tatlı bir yağmura yakalandım ki dün, ılık, incecik, oğlumun öpücükleri kadar sevimli... 

Geçen yıl kış ortası taşındım tek yağmur hatırlamıyorum, kafam biraz yerine geliyor mu ne...

9/09/21

Veda mektubu



Grup hala sarsak ama yine de umut var... ara sıra yaranın kabuğunu kaldırmak acıtsa da, "geriye dönüş mü yaşıyorum" kaygısına kapılsam da biliyorum irin var içeride, akması lazım...

Bu seferki ödev 'veda mektubu', ilkin kağıda yazıp yaksam mı dedim, sonra elim yine bloga gitti.

Buraya yazmak yayladaki tepeden bağırmak gibi... o çığlık benim için aklını tutma çabası, bir başkası için deliliğin ta kendisi, diğeri için gülünüp geçilecek bir taşkınlık, bilmeyen için endişe belki...

Hazır mıyım emin değilim ama bunu da yazalım bakalım bir kenara...


Dostum, sevgilim, evim, ocağım, ruhum elveda...

Sevilmek sevmekten bile güzeldi, her anı için minnettarım sevdiceğim elveda...

Saf aşkla gözü kapalı bağlılık, yıllara yollara aldırmadan çırpınan yüreğim elveda...

Bakışla da ısınmak mümkünmüş, sıcacık bakan güzelim gözler elveda...

Ne zaman gerilsem kafamı dağıtan, üzülsem muziplikler yapan dostum elveda...

Zihnimin en kuytularında gezinen, en derin sırlarımın sahibi elveda...

Sarsıldığımda tutunduğum, korktuğumda sarıldığım, mutluluğumda kenetlediğim el elveda...

Bile isteye ateşine yandığım zıt kutbum elveda...

Olduğum kişiyi sevip dönüştürdüğü kişiye kızan gönül elveda...

Tenimden ruhuma önüne serdiğim, malımdan maneviyatıma değin sunduğum el oğlu elveda...

Olduğu kadarıyla kabul görmeyip üstüme üstüme gelmeye devam eden sorumluluklar elveda...

Gülsem umarsız, ağlasam yaygaracı, tepkisizliğime ruhsuz yaftası yediğim diller elveda...

Kabusun ta kendisi olduğum, rüyamda görsem inanmayacağım senleri gördüğüm gaflete elveda...

Hayatım senden ibaretmiş gibi yaşadığım yıllara elveda...

Kavgaya, gürültüye, çatal dillere elveda...

İğneyle kazdığım kuyuda boğulduğum günlere elveda...

Şüphe ve kararsızlık sizi hiç özlemeyeceğim elveda...

Yaşam enerjimle beslenen kifayetsiz çabalarım elveda...

Kararlılık kılığına gizlenmiş ömrümden ömür yiyen inadım elveda...

Kalbimi aşk kadar güçlü çarptıran nefretim ve öfkem yormayın artık beni, size de elveda...

9/01/21

Romantizma

Ayrılık, güzelim arabanla yol tutmuş giderken kaza yapıp kemiklerinin mütemadiyen çeşitli yerlerinden kırılması gibi bir şey, direksiyonda kimin olduğuna göre değil çarpışmanın yönü ve şiddetine göre hasar ortaya çıkıyor.

Kırık kemiklerinde gelecek yağmuru hisseden “yaralı”, gönül meselelerinde de değişik içgüdülere sahip oluveriyor, özel güçleri varmış gibi; oysa noksan, oysa yıllar öncenin sızısı…

Sesini, gülüşünü duyunca yağmur yağacak sanıyorum nasıl sızlıyor solumda bir yer.

8/31/21

"Yemi sarı arabamla ez, resmimi cama yapıştır ki özlemesinler"

İzin su gibi geçti gitti, oğlum yanımdayken her şey daha renkli daha canlı...


Sıcak yüzünden planladığımız gezilerin çoğunu yapamadık, yine de huzurlu ve güzeldi. Yayla, deniz, müze, yürüyüş falan derken epey de yorulduk, üstüne okula hazırlık maratonu da eklenince yavrumun pestili çıktı, yalnız neredeyse yazmayı unutacakmış garibim, okuması tamam ama kalemi tutuşu bile bozulmuş iki ayda... 


Karşı komşunun yeğeni -bizim hızır ablamız- yok bu sene, iş bulmuş başka şehirde, teyzesiyle kalmayacakmış... onun için sevinsem de oğlum ağladı duyduğunda, neyse ki odi gitmedi, anane korkusuyla köpek alamasak da komşudaki odi'yi sahipleniyoruz iyi kötü...


Kömür ve Kılıç adında iki balığımız var şimdi, kaplumbağalarını halen gözleri dolarak hatırlayan oğlum adına bolca dua ediyorum, Allah uzun ömürler versin onlara diye...


Boşanma sonrası toparlanma grubuna katıldım, sanal olduğundan mıdır nedir sarsak bir grubuz, epeyce de güvensiz... bir yerden başlamak lazım, yardıma ihtiyacım olduğunu kabullenmek büyük adım benim için, herkes "çok güçlüsün" dedikçe öyleyim sanıp görmezden geliyorum aksayan yanımı... motoru yakmadan, diyabete teslim olmadan neredeymiş sorun anlayalım, yağla suyla oluru var mı bakalım, olmadı psikolog yolu gözükür, hayırlısı...

8/20/21

Yol yeniden…

Son yazda son kez gideceğim yaylaya, uzun zamandır bu kadar zaman geçirme fırsatım olmamıştı.


Oğlumla sıcak Adana yazının keyfini çıkaralım biraz da… 


Tarsus, misis, müzeler falan gezelim az biraz balkondaki şişme havuzda cirit atsın, velhasıl sevenler ayrılmasın.

8/18/21

Gecenin bir yarısı sokak lambasının titrek ışığında

Kendimi ikinci el kilometresi düşük ilk sahibinden eski kasa yaris gibi hissediyorum, resmen satışa geldim.


Kendini metalaştıran bensem kullanıldığım için başkalarını suçlamak saçma…


Acı her yerde, herkes kendi savaşını veriyor; kimi kurtlar sofrasında, kimi doğal afetin pençesinde, kimi kendiyle bulmuş belayı, kimi yalnızlıktan kimi “bir bitmediniz” dedirten hatta şeytana mum diktiren kişilerin arasında insanlığını unutmaktan muzdarip…


Ben ‘kendi’ zehrinde boğulanlardanım.


Oğlumu getirsem olmazdı böyle…

8/17/21

Su içsem yarıyor

 Mütemadiyen uyuyorum, yetmiyor... ya açım ya susuz, hareket etmemek içinse hep bir bahanem var... diyabetle savaş vermiyorum, böyle giderse vücudumun yakında iflas edecek; oğluma, motivasyona, hayata dört elle sarılmaya ihtiyacım var.


100 yıl geçse de unutmayı başaramayacağım... aklıma geldiğinde ya üzülüyorum ya öfkeleniyorum ya da en kötüsü güzel zamanları özlüyorum, ayrılığın ilk zamanlarında yapmadığım kadar ağlıyorum... belki içimdeki zehri akıtamadığımdan oldu bunca dert...


Kendimle barışmalıyım, tamam, belki unutulmayacak, olsun, inceldiği yerden kopmuyorsa, çektikçe uzuyorsa, bol acılı harçla kapatalım üstünü, atalım mideye, sindirelim gitsin... millet solucan yiyor, ben dert yemişim çok mu!?


Allah dermansız dert vermesin...

8/13/21

Çayı demledim, çekirdekler de çıtır, kaçta gelirsin?

Kara günde elini uzatan dostlara şükür ama bir ara fark ettim ne zaman arasam dert döküyorum onlara, neşeli mevzular çok nadir... aklıma hiç yoktan gelen saçma bir şey için aramak istiyorum, eskisi gibi arayıp saatlerce konuşmak güzel olurdu.

Lisede ne konuşurmuşuz o kadar hatırlamıyorum... annemden faturalar yüzünden sürekli azar işitirdim, "gün boyu laklak ettiği yetmiyor, geceye kadar konuşuyor fesübhanallah" diye dört dönerdi etrafımda... erkek arkadaşım var sanıyordu belki bilmiyorum, hakikaten, aşkla meşkle ben kadar alakasız insan, modadan makyajdan bahsetmediğim de kesin... 

Muhtemelen pebinle kitaplardan, şadikle aileden, hedişle üniversite hayallerinden, suatla puanlardan sıralamalardan, suziyle dinden imandan, rubata ile serserilikten bahsediyordum, nadiren okulun yanındaki kitapçıyı arayıp kitap ısmarlardım -çıkışta çok dolu oluyordu- şayet oranın sahibi olan abi denk gelirse, içeriklerine dair laflardım, pek severdi tartışmayı ama birlikte çalıştığı eşi azıcık kıskançtı, şimdilerde yadsımasam da o sıra garip gelirdi.

Üniversitede sabahlara kadar konuşmaktan çenem ağrırdı, ilkokulun ilk 2 yılında sıra arkadaşım kulaklarını tutar yalvarırdı susmam için... suskunken hiç konuşmayacak gibi görünüyorum, konuşmaya başladığımda dizginlemek zor... buraya yazıyor olmasam yaylada ıssız köşelerde avaz avaz bağırmasam susmaya mecalim olmazdı.

Lisede bölüm seçince sınıfım değişti, 2 sene suskunluğuma denk geip son sene dilimin kemiği olmadığını fark eden arkadaş, inanamayan gözlerle "ne oldu bir sorun mu var, sen böyle değildin" diyince, "ben böyleyim ama görünmezlik iksiri içmiştim, kendime geldim" dedim, bir insanın şaşkınlıktan gözlerinin nasıl büyüyebileceğini ondan öğrendim.

Şimdi öğretmenlik yapıyormuş, okul dergisinde çektiği fotoğrafı görünce ilk kez sınıftan birini kıskandım, iki sayfa yazım yayınlandığı halde onun sayfanın üçte birini kaplamayan fotoğrafı, harikaydı. Yazmak istemediğim şeyler yazmamaya karar verdim o an; yıllarca tutamadığım sözlerden biri oldu.

8/12/21

düşünce düş kurabildiğin yaralar var, o da güzel...

Oğlumu özledim.

Bir kase kırdım evden çıkarken, evdeki diğer yara bandını bulamayınca oğlumun bantlarından kullandım, bandı bile neşelendiriyor keratanın... çiçekler içinde evler, bulutlar üstünde toplar, güneşli günler... 

Oğlum için kullandığım her sefer -acı çekmesine dayanamadığımdan muhtemelen- işe yaramaz gelirdi, iyiymiş aslında, kuzucuğun minicik çiziklere bile kullanmak istemesine şaşmamalı... 


Yarın yaylaya arabayla gitsem cuma akşam trafiğinde çok tehlikeli benim için, diğer türlü de sefer saatleri uymuyor, öğleden sonra izin almam gerekiyor ki neredeyse her cuma izin ister oldum, laf işiteceğim haklı olarak.

Gece arabayla çıkmayı tercih edeceğim diye düşünüyorum, hayırlısı...


 

8/11/21

İç güveysinden hallice

"İşe dört elle sarılmalıyım" kaygısı çektiğim sırada hatalar peş peşe geldi; telaş bana yaramıyor, rahatlık da yaramıyor, belki de ben işe yaramıyorumdur!? En az 6 sene sıkı çalışmaya ihtiyacım var, sonrası Allah kerim...


Oğlumu yaylaya bıraktım, onunlayken değerlendiremediğim her an için ayrı pişman oluyorum... alternatif oluşturabilmek için her yolu aşındırıyorum ama para ve zaman sıkıntı... 


Arabayı tekrar kullanmaya başladım, çok korkutucu... Elim hala titriyor.


Sürekli dünyayı gezdiğimi hayal ediyorum, kimi zaman kutuplardayım kimi zaman uzak doğuda, bir bak Erzurum'dayım bir bakmışsın Muğla'da, hoop balkanlarda veya bilinmeyen bir adada... o kadar rahatlatıyor ki beni, terapi niyetine, hiç bilmediğim ülke adları öğrenip resimlerine bakıyorum. 


"Yine seversin, hayat devam ediyor" diyorlar, hiç teselli etmiyor, düşüncesi bile korkunç... güçlü olmak istiyorum; çiviye gerek olmadan gönlümdeki çiviyi söküp atacak kadar, diyabet olma riskini alt edecek kadar güçlü olmak istiyorum.


Yeniden seveceksem ayazı seveyim yine, yüzümü donduran boğazın rüzgarını öpeyim, aşksa yağmura tutulayım, sağanakta yerimde duramadığım o günlerdeki gibi... 


İstanbul'u özledim… kulağımda müzik deli divane uçarcasına yürüdüğüm, dünyayı unuttuğum zamanları selamlıyorum.


Kapanmaya başladım kabuğuma yine, aslında o yüzden arabayla geldim bugün, 'olmaz'ları kırmak için.

8/05/21

dün gibi, bugün gibi

 Arabamı tamir eden kişi ve kardeşi koronadan hastanede, tamirhanenin sahibi olan kuzenim yatalaktı ona da bulaşmış, vefat etti. Ben arabayı alıp yeniden bırakmak zorunda kaldığım gün tek bardaktan su içtim, şimdilik belirti yok bende...


"Allah kurtardı" diyorlar A.abi için, oysa sadece varlığıyla bile bir çınar gibiydi, Allah rahmet eylesin... 


Cenazesine bile gidemedim, babam öldükten sonra anneme sarkmadan sırf bizimle ilgilenmek için vakit ayıran nadir insanlardan biriydi; annem 5 yıl boyunca bakmış çıraklığı sırasında ilkokulu yeni bitirmiş minicik zayıf bir çocukmuş... 


Yılda birkaç kez motosikletiyle bizi baraja falan götürür kebap ısmarlardı, Arabistan'da çalışıyordu o zamanlar... Araplardan, sınır kapılarından, kamyonculardan, siboplardan falan bahsederdi, pek de dediklerini anlamazdık ama binbir gece masalları bizim için oydu o zamanlar...


Şu dünyada en minnet duyduğum insanlardan biriydi, severdim ve çok özleyeceğim... ve lakin yine yaptım, hastayken ziyaret etmeye korktum, görmeye gitmemek için makul yığınla bahane buldum, içten içe o şey oldu yine, bir tür lanetmiş gibi, gidersem ölürmüş gibi... 


Dükkana sıklıkla gittiğim sırada vefat etmesi iyiden oturdu yüreğime, bir hastanın yakınına bile basmamam gerekiyormuş gibi bir duyguyla cebelleşiyorum... 


Ziyaret etmeliydim, helallik istemeliydim, tek yapabildiğim arkasından dua etmek.

8/03/21

Ondan bundan

 

Ne zaman basmakalıp laflar, hayat tavsiyeleri okusam her şeyim yanlışmış gibi hissediyorum, o cümlede yer alan şeyi yapıyor olsam da olmasam da bu böyle... bir şüphe genel geçere inanmayan, bir diğer şüphe, genel kabule aykırı olmanın verdiği o ayrıksı his...


Hayat masllardaki gibi değil, NLP söylemlerindeki gibi değil, dizilerdeki gibi hiç değil... kitaplar çare değil diye okumamak mı lazım, kulak mı tıkamalı süslü hayallere, gözü yormamak mı lazım aklı rahatlatmak adına... bilmiyorum.


Ne zaman konuşsam tedirginim, insanlara güvenmiyorum özellikle de kendim kişisine... 


Çocukların çabuk büyüyor olması benim için büyük dezavantaj, ben hangi yöntem diye düşünürken geçiveriyor o evreyi oğlum, bakıyorum ne de çok şeyin üstesinden gelmiş...


Ömür çabucak geçiyor, hayatımda özel bir yeri olan bir kişi daha toprak oldu, birinin gülüşüyle hatırlanması güzel şey... kendi vefasızlığım içinse sızlanmak dışında yaptığım bir şey yok.


Sağlığım için kilo vermeliyim, şeker hastasıyım artık ama zerre dikkat etmiyorum ne kiloya ne perhize...


Ciddi ciddi düşünüyorum velayeti alırlarsa diye; "üveyin en iyisini bile eşek arıları kovalasın" dediğim günler geliyor aklıma, amcası tarafından sahiplenilip kardeşlerinden daha rahat bir hayat sürse de ailesini affedemeyen arkadaş geliyor gözümün önüne, üvey annesi tarafından habire aşağılanıp duran sekteye uğratılan bir başkası, genel anlamda ciddi bir zararı dokunmamış olsa da Allah fırsat vermesin dedirten kendi üvey babam geliyor, üveylik olan için de zor, maruz kalan için de...


Belki çatıda havuz, evde piyano, envai çeşit kurs sağlayamam ama güvende hissettirebilirim, olduramadıklarımıza kartondan hayaller kesip biçer yapıştırırız çözüm noktasına... belki ciple dağ bayır gezemeyiz ama yaylada dalından kiraz toplamanın, pınardan getirdiği bir şişe soğuk suya sürüyle iltifat almanın güzelliğini, doğayla barışık yaşamanın huzurunu gösterebilirim.


Sürekli kendinden ve insanlardan şüphe etmenin yoruculuğundan yetişkin oluncaya değin uzak tutabilirim belki...


Hakkımda ne ipe sapa gelmez hikayeler anlattı kadına kimbilir, kendisini şiddetten dava eden eski sevgilisi hakkında bana anlattıkları gibi... Deli kadın imajını delip gitsem adam akıllı konuşsam, "adamı al hayrını gör görebilirsen, çocuğumun huzurunu bozmayın" desem... Hayal ederken bile "ne münasebet" cümlesi çeşitli tizliklerde yankılanıyor beynimde, sıkıntılı iş.


Rabbim tek yardım isteyebildiğim sensin, lütfen...


8/01/21

bayram şimdi başladı

Oğlum nihayet döndü, ev onunla tam bir cümbüş... Aslında yaylaya göndermem gerek, bakacak kimse olmadığı için ve maddi imkansızlıklar yüzünden, yine de bir haftalığına da olsa yanımda kalsın istedim, imkanları zorlayıp gururu kenara attım, bir yakınımdan yardım istedim.


Eski, bulduğu doktor hatunla işleri iyice ilerletmiş gibi görünüyor, dürüst olmak gerekirse kıskandım biraz... fakat öfke patlamaları yok, nedenler, niçinler, bana bunu neden yapıyorlar yok, kalp sızısı var azıcık o kadar... gidişat bu şehre gelmenin doğruluğunu bir kere daha gösterdi; gözden ırak gönülden ırak...


Olayların eksik parçaları da tamamlanmış oldu; yağlı kapıya mitili atan eski, oğlum da sebeplensin diye düşündü sanırım, ayıca kadının çocuğuna karşı dengeleyici unsur olsun diye isteyeceği tuttu velayeti... Bir çocuğun suçu için iki çocuğa bağırınca "kendi çocuğuma da aynıyım işte görüyorsun" savunması yapabiliyor baba milleti, kadınlar da salak ya düşünmeyecek "kendi çocuğuna bile kıymet vermiyor, benimkisine niye versin" diye...


Aman ne hali varsa görsün, ondaki bu ilgisizlikle ölmediğim sürece velayeti benden alması zor, çok şükür. Merak ediyorum bu ilişkisi de son bulduğunda yavrum kendisinden daha derin yaralanacak, farkına varmıyor mu?


Aslında biraz haksızlığa uğramışımlık hissi de var; o gününü gün ediyor, kendine iyi birini de buluyor, aşktan meşkten elini eteğini çeken benim. Biliyorum ömürlük ilişki onun için mümkün değil, sırf ben değil geride bıraktığı iki ciddi ilişkide de sevgilileri yuva kurup sürdürebilecek türden insanlar, huylu huyundan vazgeçebilecek mi? 


Hayırlısı artık onun mutluluğuna dua etmek içimden gelmiyor, beddua da etmiyorum, çocuğumu olumsuz etkileyen olaylar yaşamayız inşallah tek dileğim o...

7/30/21

ateş düştüğü yeri yakar

Yayla ve ağaçlardan bahsetmişken son bir kaç seferdir, yangın anne ve babamın doğduğu köye düştü.

Köydekilerin pek çoğu köyü boşaltmamış, halamlar yangının içinden keçilerini kurtarmaya çalışıyormuş ki keçiden ziyade geyiğe benzeyen yabani hayvanlar, kurbanda zapt edilemedikleri için kesimini yapıp teslim ediyorlardı.

Meyve bahçeleri ne kadar zarar gördü bilemiyorum ama kurak geçen yazlarda hastalanıp yataklara düşenler biliyorum, ne haldedirler şimdi korktum soramadım. Sanırım en çok dumandan etkilenmişler, inşallah kazasız belasız atlatırlar.