5/10/2016

eski

uzun zaman oldu... gıcırtılı bir kapıyı aralıyormuşum gibi hissettiriyor şu an... acınası biraz... pişmanlık hissi en fazla olanı... yoğun bir suçluluk duygusunun atmosferi zehirlemesi de cabası... yazmak yazmaktır oysa, değil mi?

son üç haftadır yazmak için bolca vaktim vardı, eskiye nazaran... internetten yapmayı planladığım araştırmalar için hatta yarım kalmış sürüncemedeki işler için üç hafta paha biçilemez olabilirdi, sınava çalışmak için de hakeza... 35 yaşında sınav artık komik bile gelmiyor... okumak neyse de hayatımı değiştirmek istediğimden emin değilim artık, beş sene önce hırs yaptığım her şeyi baltaladım, elimden gelse şu anki beni yakasından tutup sarsar keşmekeşliğine son verirdim.

bırak sınavı, işi, onu bunu çocuğumla ilgili kararlılığım dahi çöktü... tv konusunda o kadar saçma bir mücadeleye girdim ki, engel olamayınca saldım gitti, çaresizliğim acınasıydı, onu koruyamadım... şimdilerde kendi ellerimle bile zehirliyorum, çocuğumun ekran bağımlılığına umursamaz davranıyorum açık ve net...

itiraf etmesi zor ama o mücadele bende derinden kırdı bir şeyleri... o sıra gelen o his, sanki benim çocuğum değilmiş gibisinden... onu doğuran benim ama şekillendiren başkaları oluyor, işlerin pek istediğim gibi gitmemesiyle bu yabancılaşma ciddi biçimde derinleşti, evimde yabancı hissediyorum, ailemde sığıntı gibi hissediyorum, bu şehirde tek yakınım eşim ama ona ulaşmak hamileliğimden beri imkansızlaştı, çocuğumla alakalı o çaresizlik hissiyle birleşince ev derin bir yarıktan başka bir şey şimdi... ömür yiyici bir karanlığı var.

bu şehir beni sevmedi, zaten bu mevsim yaşamam için fazlasıyla sertti, kısacası öldüm ben, takriben iki yıl önce... hamilellik sonrası depresyonundan canlı çıkamamış bir zombi, her daim depresyona meyilli bünyesinde en mutlu anları en karamsar iç çekişlere kurban olmuş bir zavallı...

eskiden, odamda yapayalnız, kimsesizliğime ağlarken, gözyaşlarımın asla dinmeyeceğini düşünürdüm... istesem de istemesem de yalnızlığı özümsemiştim ve gözyaşı olağandı, yanılmışım... gözyaşı canlılıkmış, kanlı canlı bir direnişin parçasıymış, yalnızlık bile kendince sevimliymiş bir zombinin gözünden bakınca... ağlamıyorum -hiç- çığlık atmıyorum, debelenmiyorum, kıpırtısız, hantal, ölü bir beden...

tutkularımı canlandırdığım zamanlar oldu, yeniden doğduğumu hissettiğim anlar... tüm kalp kırıklıklarıma rest çekip kocama yeniden aşık oldum, oğlumun  annesi güçlüydü ya, bir sıkımlık can işte... kocama intihar notu bıraksam bile üstüne alınacak gibi görünmüyor... sevdiğimiz insanları seçememek kötü şey hakikaten, aşk hep mi imkansız, yanıbaşındayken bile?...




Hiç yorum yok: