11/29/2011

tahta köprünün gıcıradayan ayağı

 mutluluk oldukça durağan...her şey durmuş gibi...sanki yüzümde gülümsemeyle beni unuttular, herhangi bir anda, bulutların üstünde...her yer birbirinin aynı sanki; çamurlu bir patika, çatlak asfalt, muntazam dizilmiş parkeler, zengin muhitler, deprem çatlağını kapı zannedebileceğin kenar semtler, hepsi bir, hepsi bulut...belki de unutmadılar beni, ben kendimi bu sırıtık suratla unuttum.

hep mutlu kalmayacağız, ki bunu istediğimden de emin değilim zaten...gözümü huzura diktim!

Allah biliyor ya, ona bir eşten fazlası olabilmeyi gerçekten çok istiyorum fakat bu konuda üstümden atamadığım bir çekingenlik var, zaman iyi mi gelir, benimsedikçe mi değişir, yoksa bu apayrı bir beceri midir, bilemedim.

neyse...

köprüye yaslanıp dikkatle suyu ve balıkları izleyen, sıçrayan damlacıklarla heyecanlanan minicik bir çocuk gibiyim şimdilik, hele bir yaşımı başıma alayım, sularda ıslanayım, bakalım, gün ola harman ola...

aklımı beş karış  yukarda unutmuş değilim ama kabak gibi ortada olduğu üzre; bu kafa salim kafa da değil, güzel kafa -farkındayım yani- hayatımı daha dikkatlice planlamam gerekiyor,  ertemeler, sallamalar, rehavet nöbetleri için çok geç...'biz'im için çabalamak desen apayrı bir keyif...herhalukarda çok çalışmam gerek çok...

şu an içimde durduğu yerde kaynayan öylesi bir enerji var ki, sanırsın avuçlarımda göz göz ırmaklar, keşfedilmemiş vadiler, uçsuz bucaksız bir gelecek hatta ebediyet var.

Hiç yorum yok: