10/06/2010

mevsim değişikliğinden mi nedir bir kırgınlık var üzerimde

her şey bir toz bulutunun ardındaymış gibi, birikiyorum ve çığlık atmak istiyorum, çığ gibi düşecek heyecan verici hisler değil bunlar, halının üstündeki akarlar gibi pis bir duygu yığını, üzerinde durdukça kaşındırıyor, nefes tıkanıyor, halının motifindeki ince işçilik giderek matlaşıyor ve çirkinleşiyor, elimden geldiğince yaşanmışlığımın üstünden kini nefreti hakeza bilip bilmediğim ne kadar kötü duygu varsa hepsini şimdinin vakumlusuyla temizliyorum, hatırlamak istemediğim ve fakat değer verdiğim üç beş parça anıyı daha odanın münasip boşluklarına yerleştirip kilitliyorum kapıyı üstten iki kere, pek çok evde vardır ya böyle odalar, değerli abuk subuk bir sürü anılık olur, orayı tavan arasından ayıransa bu değerlilik ve kendi içinde garip biçimde gösterdiği absurditesi yüksek uyumluluktur ya... uykumun direndiği bilincimin rüyalarıma tecavüz ettiği sıralarda bu odadayım, yaralı bir hayvan duyarlılığında tozun pisin arasında yer tutuyorum, sonra olaylar gelişiyor odadaki temsillerin her biri bir yerden hortluyor, sabaha kadar barış çubuğu tüttürüp kızıldereli dansı yapmışız gibi uyanışımın sırrı şu ki; 'değişik/tuhaf' denen bünyem, melisa çayına ilginç tepkiler veren salgılarım, çekmeden kafayı bulduran bir hayal gücüm var; dokunduğumla gıcırdayarak açılıveriyor algı kapıları, kilidinin dili yenmiş, anahtar yuvada olsa ne olmasa ne…

aslında metaforlar arasında kaybolup tüm anlamları kaybetmek isterdim, kavram kargaşası eşliğinde meramını anlatamamak dışında elde bir şey yok.

özlüyorum, bu çok anlamsız...aklımdakilerle şu gün karşılaşsam tanımazdan geleceğim eloğlu arasında bariz fark var.

bir ay öncesinde iç seslerimden biriymiş kadar benimsediğim kişi şimdi yabancının teki, üç ay kadarlık vaktin 8 yıla hükmedip başkalaştırması şaşırtıcı… çok değil dört ay evvel tüm değişkenlerden bağımsız birine yanıp yakılıyor olmak desen ironi resmen, bunu ben bile garipsiyorum.

4 yorum:

muhaber dedi ki...

benim de garipsediğim, kaleminin kuvveti ve içtenliği... şimdi büşra'yı izliyordum.. ara verip, blogları gezerken bu yazını okuyunca, filmin bana yaşattığı duyguların kat be kat fazlasını yaşadım. Allah, boşuna kaleme yemin etmemiş.

pusarık dedi ki...

teveccüh etmişsiniz hocam :)

ben büşra'yı izlediğimde kendime yakın buldum ama filmin anlatımını ve bakışını büşraya çok uzak buldum, pek de meramını anlatabilmiş bir film olmamış, eh benim yazı da kötünün iyisidir en azından, isabet olmuş :P

Allah incire de yemin etmiş ya, yedikçe ben de bu yeminler boşa değil diyorum, vallahi :)

muhaber dedi ki...

bak gene kalemini konuşturdun.. :)

pusarık dedi ki...

ne desem bilemedim şimdi hocam :P